Yayoi Kusama: Takıntılı Yaratıcı

268 kere okundu
26 dakikada okunabilir
Yayoi Kusama

Yayoi Kusama ve eserleri ile ilgili incelemem sizlerle.

Sanatçıyı Anlatan Sıkıcı Bir Giriş

Ve karşınızda içsel saplantılı ve sorunlu halleri ile uğraşırken, sanatın dışavurumculuğu ile kendini ifade etmeyi başaran, hayli renkli bir kişilik. Resim, heykel, edebiyat, moda, sinema ve performans sanatı gibi çok geniş bir yelpazede etki bırakan eserler ortaya koymuştur. Sanrılarının ve halüsinasyonlarını bağrına basarak; özellikle puantiyeleri pop art ile birleştirerek sunmaktadır.

Japon sanatçı, kendini takıntılı olarak tanımlamakta tereddüt etmeyecek olup, küçük yaşlardan itibaren psikolojik problemlerle boğuşmaktadır. Bu problemlerin çözümü için sanatı bir tedavi yöntemi olarak kullanmıştır. Sanatında obsesif bir şekilde puantiyelerin olması da tabii çözümü kendi tarzı ile bulduğunun bir göstergesidir.

Yine küçük yaşlarda sanata olan saplantılı tutkusu ile başladığı yolda ciddi fırtınalar atlattığını söylemeden geçmek olmaz. Ailesi tarafından sanatçı olmasının istenmemesi ve yakın sosyal statüye sahip bir erkek ile evlendirilmek istenmesi ile birlikte New York’a gider.

Bu fikir ona psikiyatrı tarafından verilir ve belki de günümüzde böyle bir sanatçıya dünyanın kucak açma hikâyesi bu şekilde erken bir sondan kurtulur.

I am just another dot in the world.

En Çok Bilinen Eserlerinden Yalnızca Bazıları

Ufak bir araştırma yaptığınızda, Yayoi Kusama’yı birçok farklı şekilde nitelendirilmiş olduğunu görürsünüz. Modern, çağdaş, minimalist, performans sanatçısı, avangart ve daha nicesi. İşte tam buradan anlıyoruz ki kendisi çok sesli bir sanat üretkeni ve bu sınırlar tam olarak onun için yeterli değil.

  • Infinity Nets Yellow
  • Infinity Mirrored Room
  • Narcissus Garden
  • Dots Obsession
  • Pumpkin
  • Visionary Flowers
  • The Obliteration Room
  • Louis Vuitton Koleksiyonları (2023 ile birlikte tekrar bir koleksiyon üzerinde çalışılmış ve hatta bir instagram fotoğraf filtresi ve mini oyun bile oluşturulmuş.)

Boyama Ritüeli

Sık sık tekrar ettiğim gibi, sarkazm, yeraltı ve rahatsız ediciliği fena halde benimsemiş bulunmaktayım. Hatta bazen bunu yapmayan sanat eserlerini, tiyatro oyunlarını ya da yazıları, kısaca sanatçıları azıcık daha ileri gitsem ve utanmasam yetersiz göreceğim.

Yayoi burada ilginç bir birleşim sunuyor bana. Renkli karakterinin ve dışavurumculuğunun yanında, karamsar bir tarzı mevcut. Dünyadan yalıtılmış sözüm ona contemporary(!) artistlerinin yerine, realist sıkıntılarla boğuşuyor.

Üretmeyi işin merkezine koyarak, mümkün olduğunca uzun yaşayıp duygu ve düşüncelerini insanlarla paylaşma arzusu duyuyor. Hatta gönüllü olarak 1977’den beri Tokyo’da bir psikiyatri hastanesinde yaşadığını söylesem ne hissederdiniz?

Düşünün ki Louis Vuitton’a, Armani’ye koca bir moda serisi yapmış bir sanatçı olmasına rağmen hem de. Bilemiyorum, onu bu karara iten asıl sebebin tam olarak ne olduğunu. Belki çocuk yaşlarından gelen psikolojik sıkıntılar, belki de dışarıdaki dünyada bulunamama hissi. Ama şunu biliyorum ki, orada daha rahat ediyor ve bunu da dile getiriyor.

Barış sevgisine sonsuz bağlılığımı, sonsuz insan sevgisiyle savaş ve terörizmi reddetmeyi dile getiriyorum. Ve izleyiciler çalışmalarıma sempati duydu ve bu bir sansasyon haline geldi… Bu 500’den fazla tabloya barış arzumu, öngörülemeyen yaşama övgümü ve evrenin şaşırtıcı gizemini koydum. Herkes ve bir sanatçı olarak ben nükleer bombaların, savaşın ve terörizmin olmadığı bir dünya için savaşacağım. Birlikte savaşalım. Let’s fight together. 一緒に戦いましょう。

Sanatın Tedavi Ediciliği

Mental problemleri olan çokça sanatçı olduğunu biliyoruz. Biraz daha ileri gidecek olursak, en bilinen eserlerin çoğunluğunun ruhsal ya da bedensel sıkıntılarla boğuşmakta olan sanatçıların ellerinden ve problemli zihinlerinden çıkmış olduğunu söyleyebiliriz.

Takıntıların sanata iyi geldiğini söylemekte bir beis görmemekle birlikte, ayrıca başlı başına incelenmesi gereken bir konu. Zaten bu olgu literatürde sanat terapisi olarak yerini almış bulunmakta. Bunu belirttikten sonra, müthiş sanatçı Yayoi ’ye dönelim.

Yayoi Kusama, yukarıda bahsettiğimiz gibi çocukluğunda onu uç nokta etkileyecek deneyimlere şahit olur. Kocasının sadakatsizliğinden bıkan Kusama ‘nın annesi, kızını sevgilileriyle onu gözetlemeye zorlar.

Bu o kadar travmatik olur ki, sekse karşı ömür boyu sürecek bir tiksinti ile yaşar. Dünyayı bu kadar renkli görebilen bir sanatçının cinselliğe karşı bu tutumu sanıyorum sanatındaki ikilikleri de ortaya döken sebeplerden sadece biri.

Nitekim, Yayoi Kusama birçok röportajında belirttiği gibi sanatını bir tedavi yöntemi ile birlikte bir ritüel olarak görür. Doktoru da ona yaptığı resimlerin iyi geldiğini telkin eder ki böyle bir yaratı gücüne sahip birini kamçılaması sayesinde belki de bizler ona ulaşıyoruz.

Unutmadan, bu konuyla ilgili hatırı sayılır bilimsel araştırma ve makalenin de olduğunu da belirteyim. Özellikle; müziğin, performans ve görsel sanatların sağlık üzerinde olumlu etkilerinin olduğu görüşü gün geçtikçe önem kazanıyor.

Sanat gördüğüm, yaşadığım olumsuz şeylerden kurtulmak için bir araçtı, bir yoldu, yöntemdi ve kurtuluştu. Bu yüzden sürekli çizdim, boyadım ve yazdım.”

Infinity Mirror Room-Öncü Eser

Yayoi kusama

Aslında sanatçıyı uzun uzun anlatan bir yazı ile karşınıza çıkmak hiç bana göre değil. “Sanatçıyı Anlatan Sıkıcı Bir Giriş” adı altında bir başlığa yer veriyorum bu sebeple. Yine de yukarıda göreceksiniz ki konu Yayoi Kusama olduğunda bundan kaçmak pek mümkün değil. Bu eserde dahi hayatından bahsetmeden atlamak kolay olmayacak.

Aynalı sonsuzluk odalarının öncüsü olan bu eser, kısa bir süre sonra bir başka sanatçı tarafından kopyalanacak ve çok daha fazla ilgi görecekti. Yayoi bu sebeple intihar girişimde bulunacak (son kez değil), fakat yine de gelecekte sezarın hakkı sezara verilecek ve bu aynalı tasarım ona atfedilecektir. Sosyal medya çılgınlığı ile birlikte sonsuzluk odaları ününe ün katacak sanatçının.

Evrenin sonsuzluğunun eşiğine her gün bir adım daha yaklaşıyoruz. İlk gök yüzüne bakıp sorular sormamızdan çok uzun zaman geçmedi. Özellikle; evrenin ve yaşamın bilinen tüm tarihini göz önünde bulundurursak kısacık bir an gibi geçti bu süre.

Bu sonsuzluk önümüzde kimi zaman bir uçurum olarak belirdi. Sonsuzluğun sanatla yapılan tezahürleri sizce aç gözlü iştahlarımızı tatmin edebilir mi? Yoksa bir hashtagten öteye geçemeyerek, kullan-at ile vasfını kaybeden bir başka materyal mi olacak?

Narcissus Garden–Satılık Narsisim

Narcissus Garden

İlk olarak 1966 yılında, altın renkli kimonosu ile Venedik’te sergilenen bu eserde, sanatçının obsesif olduğu yuvarlak ve aynalı tasarımı görüyoruz. Tabii alt metinde birçok mesaj veriyor. Ama en sevdiğim mesaj türünü, sağ olsun seyircinin gözüne sokarak yapıyor.

Aynalı plastik küreleri 2 dolardan gelenlere satmaya başlıyor. Bu tarz bir tezgâha alışık olmayan ya da daha doğrusu sanatın böyle satılmasının sistemlerini yıkacak olan bienal yetkilileri müdahale etse dahi ses getirmeyi başarıyor.

Malumunuz, toplumlardan bu kadar soyut hale gelen sanat ve sanatçı camiasına ne desek az gelir. Şahsi fikrim, bir kısım sanatçı kötü niyetinden yapmıyor bunu. Ayak uyduramadıkları sistem ve karakterleri dolayısıyla istemsizce dışında kalıyorlar toplumun.

Fakat bir kısım fularlı entelektüel güruh var ki, bizzat topluma tepeden bakmaları ile övünüyor. Pahası tartıda biçilemeyecek performanslarına, olmayan anlamları, çoğunlukla yaratılmış bir üründen devşirme yapısı ile elinde kadehler ve kabarık cüzdanlarla alkış tutuyorlar.

Bu enstalâsyonu harika bir performans ile bütünleşik hale getirmesi beni çok etkilemiştir. Sanatın toplumdan uzaklaştırılan, onu bir mit haline getiren tekelci, narsisist ve elitist (!) oluşuna erken bir dokunuş yapar Yayoi Kusama.

Narsisit kelimesinin Narkissos ve Echo mitinden geldiğini belki bazılarınız bilirsiniz. Nergis çiçeklerine, doğanın alçak gönüllü ama mükemmel görselliği ile bu ismi neden yakıştırdığımızı düşünür dururum.

Aggregation-Yapay Cinsellik

Yayoi kusama

Buraya acı bir gülüş koyarak başlamak istiyorum.

Gülüyorum, çünkü tüm teknelerin yapay penislerle dolu olduğu bir dünya hayal ediyorum. Hadi sende hayal et sayın okuyucu. Sıkıcı olmayacağına bahse girerim. Mesela; koltukları ayağınızı uzatamayacak kadar birbirine yaklaştırılmış uçak koltuklarınız penislerden ibaret olsun. Ya da seni biraz daha keyiflendireyim; o tatlı kaba etleri ile business classlar böyle olsun.

Hiç durur muyum, tabii ki arttırıyorum sayın okuyucu. Mesela, falanca ülkenin en gereksiz filanca kurumunun başında soytarı gibi giyinip gezenlerin makam araçları böyle olsun. Ne dersin, siyasilerin bir türlü terk edemedikleri koltuklar böyle olsun mu?

Altın varaklı, yapay taraklı, penisli koltuklar, hem de ceylan derisi kaplı. Ben burada bırakıyorum ama bana sorarsan sen sakın bırakma sayın okuyucu. Hayal etmeye devam et, ta ki ucu sana dokunana kadar.

Tabii acı kısmına değinmeden geçemeyeceğim. Yayoi Kusama, daha önce bahsettiğim üzere annesi tarafından babasının sevgililerine gözcülük yapması için zorlanır. Sanıyorum başlıca sebeplerinden biri bu olmakla birlikte, buna benzer sebeplerden hep cinselliğe karşı korku ve tiksinti içinde yaşar.

İç güdüsel cinsellik dürtüsünün, masum güzelliğinden çıkarak birey için zararlı bir hale gelmesinin ne demek olduğunu sadece tahminlerinize (!) bırakmak istiyorum.

Pumpkin- Komik Kabaklar

Pumpkin

Bal kabaklarından çok farklı eserler yaratmış bulunmakta. Herhalde imkânı olsa tüm dünyayı bal kabakları, puantiyeler ve renklerle kaplayacağını düşünmeden edemiyorum. Bu gri binaların, renksiz kaldırımların, soluk asfaltlarda birbirine tıpa tıp benzeyen zevksiz araçların aktığı yolların böyle olmasını düşünmek bile beni heyecanlandırmaya yetiyor.

Çocukça bakış açılarının o aranan sanatı yaratmadaki becerisini çoğu sanatçıdan dinleyebilirsiniz. Renkli dünyamıza büyüdükçe veda ettiğimizi inkâr etmek hiç bana göre değil. Yayoi Kusama çocukken gördüğü olağan dışılığı, yine çocukça heyecanı ile yarattığı eserlerde gayet keyifli bir şekilde sunmakta.

Bal kabaklarını seviyorum. Esprili biçimleri, sıcak hissiyatı ve insan, nitelikleri ve biçimleri nedeniyle.”

Dots Obsession-Lanet Puantiyeler

Yayoi Kusama

Lanetli ama bir o kadar kutsanmış bir takıntıya bakıyoruz. Yine küçük yaşlarda görmeye başladığı dünya görselini bize harıl harıl göstermeye çalışan bir çocuk seziyorum. Performansı yapılan her bir puantiye aslında bizi onun gözlerinden bakmaya bir adım daha yakınlaştırıyor.

Ama burada kısa bir duralım. Derinlik algımızı kapatıp ki bunun için bize alıştırılan bakış açısını bastırmamız lazım, yuvarlak göz bebeklerimizde yansıyan evrene bakalım. Güneş, dünya ve milyonlarca yıldızlarla gezegenler hepsi birer puantiye gibi durmuyor mu?

Küçücük yuvarlak atomlara bakarak koca sistemleri oluşturan biz ve daha nicesini anlamaya gayret ediyoruz insanlık olarak. Kozmos sadece yuvarlak noktalardan ibaret.

Biz onlara bakış açımızı iki veya çok boyutlu yapa duralım ve aman ha sanrılarımıza sarılmayalım. Sistemin yaratmaya çalıştığı dört köşeli sınırlarda konfor alanlarımız daha tatlı durmuyor mu?

Sadece bir puantiye ile hiçbir şey elde edilemez. Evrende güneş, ay, dünya ve yüz milyonlarca yıldız vardır. Hepimiz evrenin anlaşılmaz gizemi ve sonsuzluğu içinde yaşıyoruz. Bu koşullar altında sanat yoluyla ‘evren felsefesi’ peşinde koşmak, beni ‘basmakalıp tekrar’ dediğim şeye götürdü.”

Horse Play

Horse play

Çokça sokak performansı bulunmakta Yayoi Kusama’nın. Bunlardan kimisi Vietnam Savaşı‘na karşı bir duruş sergilerken, kimisi bu eser gibi Woodstock’ta kendisi de dahil olmak üzere her şeyi yok etmekle meşguldü.

Sanatının zirvesine ulaşırken olabildiğince farklı alanlarda çalışmalar yapmıştır. Moda konusunda da çarpıcı adımlar atmıştır. Kendi butiğini kurmakla beraber, 2023’te farklı şekillerde tekrar halka sunulan Louis Vuitton serilerinde imzası mevcut olduğunu tekrar hatırlatmadan geçmeyelim. Puantiyeli tasarımların çoğu ya onun eseri ya da ondan esinlenmiş olduğunu da belirtelim.

Bir kedi varsa, üzerine puantiyeli çıkartmalar yapıştırarak onu yok ederim. Üzerine puantiyeli çıkartmalar yapıştırarak bir atı yok ederim. Ben de aynı puantiyeli çıkartmaları üzerime yapıştırarak kendimi yok ettim.”

The Obliteration Room–Bak ve Dokun

the obliteration room

İnteraktif bir sanat çalışması olarak her şeyi ile beyaz bir odada başlıyor performans. Zemin, mobilyalar, duvarlar, her şey beyaz. Seyirciye bu beyazlığı yok etme imkânı verilir ve beyazlık bozulur.

Bir süre sonra sanki içeride renkleri çevresine saçan bir top patlamış gibi olur. Puantiyelerin yok ediciliği bizler için yeni bir yaratılış eserine dönüşür. Keşke tüm yok edişler böyle olsa.

Bu kadar basit mi? Evet, aslında sandığımızdan daha basit. Özellikle sanatsevere kendi gözünden gördüğü dünyayı yaratma imkânını yalın bir şekilde tekrar ve tekrar veriyor.

Bizler bundan eğlenirken, o aslında altını çizerek yalın bir şekilde yıllarca çekmiş olduğu sıkıntıları bize anlatıyor. Bu dışı seni içi onu yakar dünyanın renkleri bizim gördüğümüzden daha karanlık.

Bak ama dokunma ile ilkel hislerimizin kendisinden uzaklaşmış ideal eserlere meydan okuduğunu düşünmeden edemiyorum. Tabii diğer eserleri gibi birçok farklı versiyonu mevcut. İlk yok ediş odalarını çocuklara sunması ve onlara sanat eserine dokunma izni vermesi ayrıca önemli.

Bir gün bir masanın üzerindeki masa örtüsünün kırmızı çiçek desenlerine bakıyordum ve yukarı baktığımda aynı desenin tavanı, pencereleri, duvarları ve son olarak tüm odayı, bedenimi ve evreni kapladığını gördüm.”

Hınzır Bakışlar ve Kapanış

yayoi kusama kimdir

Sizi bilmem ama ben bazı hınzır bakışlar gördüm. Genelde çocukluğunu yaşayamamış veya çocuklarla çocuk olabilenlerin mimiklerinde bunu hissettim desem daha doğru olacak. Şimdi baktığımda, koca bir ömür yaşamış gibi görünen ama ona sığamamış olan bu hınzır, çalışkan, çocuksu karakteri sizlere mutlulukla sunuyorum.

Cinsellikten tiksinmesine rağmen cinsellikle hamur gibi oynayan, renkli görünen dünyasına rağmen bulanık bir karanlıkla yoğrulduğunu hissettiğim sanatçıya onunla ilgili araştırdıkça hayranlıkla karışık bir yakınlık duyuyorum. Düzen ve düzensizliğin uyumlu ve sürekli tekrarı ile colorist avant garde olarak anılması şaşırtıcı değil.

Daha eserlerinin onda birine dahi değinemedik. Eh sayın okuyucu, burada iş başa düşüyor. Seni yormakta üstüme yok biliyorum. Ama kolay bir görev bu seferki. Malum, dünyanın en çok kazanan kadın sanatçısından bahsediyoruz. Araştırıp görmekte fayda var. Eh, madem konu buralara geldi tadı damağımızda kalsın ki tekrar tekrar gelelim, obsesif renkli dünyalara sevgilerle.

Kaynakça

  • https://www.youtube.com/watch?v=x6GMdydE7I8
  • https://youtu.be/JQgZsDbrhxA
  • https://www.youtube.com/watch?v=vjR1wgfRXw8
  • https://www.youtube.com/watch?v=9L48R_z77iQ
  • https://www.youtube.com/watch?v=-xNzr-fJHQw
  • https://www.youtube.com/watch?v=BZH-x-lKvxg
  • https://eu.louisvuitton.com/eng-e1/stories/lvxyayoikusama
  • https://www.bbc.com/culture/article/20180925-yayoi-kusamas-extraordinary-survival-story
  • https://tr.wikipedia.org/wiki/Narkissos
  • ASEAD CİLT 8 SAYI 2 Yıl 2021, S 64-78
  • Doç. Dr. Hasan Kıran- Puantiyeli Sonsuzluğun Obsesif Sanatçısı: “Yayoi Kusama”

Fırat Ağırkaya

Merhaba. Kendi kendime “Ben kimim ve nasıl tanımlanmak istiyorum?” diye sorduktan sonra, cevabın hayli zor olduğuna karar verdim. Mesleğim, doğduğum yıl ya da okuduğum üniversite gibi bilgiler yerine beni ben yapan özelliklerimden bahsetmek daha doğru olacak. Büyük çoğunluğu roman olmak üzere sürekli okumaya, sıkça tiyatro izlemeye ve ara sıra yazmaya çalışıyorum. Kısa hikayeler, roman, kısa film, animasyon ve tiyatro senaryoları yazma konularında çalışmalar yapıyorum. İçime yöneldiğim zamanlarda çeşitli müzikler dinleyerek kendimi yazmaya veriyorum. Yazılarımda, daha çok yer altı ve sarkastik toplum eleştirileri yapıyorum.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.