Şizofreni: Sanrılarla Dolu Bir Dünya

281 kere okundu
24 dakikada okunabilir
şizofreni

Şizofreni, bireylerin gerçeği irrasyonel şekilde yorumladıkları ciddi bir psikolojik bozukluktur. Halüsinasyonların, sanrıların ve günlük işleyişi bozan aşırı derecede düzensiz düşünce ve davranışların bireyi etkisi altına almasıyla oluşur.

Birey için hayatın akışını bozan şizofreni, intiharı da beraberinde getirebiliyor. Bu yazımda bu denli öneme sahip olan şizofreninin klinik özelliklerinden, belirtilerine, epidemiyolojisine ve tedavi şekillerine kadar değineceğim. Aynı zamanda bir matematik dâhisinin hayatına da göz gezdireceğiz beraber.

Şizofreni Nedir?

şizofreni

Şizofreni, bireylerin çarpıtılmış gerçeklik algısı ve düşünme, davranış, duygulanım ve motivasyonda bozulma yaşadığı bir dizi semptomla karakterize kronik bir bozukluktur.

Diğer bir deyişle, bu ciddi bozukluk, bireyin bilişsel ve zihinsel faaliyetinin tüm yelpazesini kapsayan belirtiler ile kendini gösterir. Dolayısıyla zihinsel faaliyetler sayesinde oluşan çeşitli işlevlere zarar verir.

Şizofreni, yaratıcı düşünme, düşünceleri net şekilde ifade etmek için dili kullanma, diğer insanlarla yakın sosyal ilişkiler kurma veya sevgi, aşk ve korku gibi çeşitli duyguları deneyimleme yeteneğini zayıflatır.

Şizofreniye sahip olan bireyler, çeşitli sesler duyma veya etrafındakiler tarafından zulüm gördüklerine dair inançlar gibi pek çok ezici deneyim yaşar.

Düşünme, hissetme, diğer insanlarla ve dış çevre ile olan ilişkilerdeki değişikleri kapsayan şizofreni, birey ve ailesi başta olmak üzere çevresindeki insanlar için yıkıcı ve yıpratıcı bir bozukluktur.

Tek bir semptom veya spesifik semptom dizisi şizofreniyi tanımlamaz. Bireyler, birçok farklı türde zihinsel aktivitede anormallikler yaşar.

Şizofreni, tipik olarak ergenlik veya erken yetişkinlik dönemlerinde ortaya çıkar. Cinsiyet dağılımına baktığımızda ise, şizofreninin erkeklerde kadınlardan daha yaygın ve şiddetli olma eğiliminde olduğunu görüyoruz.

Madde kullanımı, anksiyete, depresyon, panik ve obsesif-kompulsif bozukluğun şizofreni ile birlikte ortaya çıkma olasılığı yüksektir.

Şizofreni Semptomları

Adeta gerçeklikten kopuş kavramıyla özdeşleşen şizofreni, çeşitli semptomlara sahip. Tüm psikolojik bozukluklarda olduğu gibi semptomların şiddeti, süresi ve sıklığı değişkenlik gösterir. Her bireyin deneyimi benzersizdir ve şizofreniyi farklı yaşayabilir.

Şizofreni belirti ve semptomları pozitif, negatif ve dezorganize olmak üzere üç kategoride ele alınmakta.

Pozitif Semptomlar

şizofreni

Pozitif semptomlar, olağan ve normal duygu, düşünce ve davranışların abartılı veya çarpık olmasını ifade eder. Diğer bir ifadeyle, pozitif semptomlar normal olmayan davranışların görünmesi ya da normal davranışın aşırı veya çarpık halidir. Basitçe “sağlıklı insanlarda görülmeyen psikotik davranışlar” olarak tanımlandığı için pozitif semptomlar, en kolay tanımlananlardır.

Sanrılar, halüsinasyonlar, dağınık düşünceler ve anormal motor davranışları pozitif semptomlardandır.  

Şizofrenide görülen en önemli ve ayırt edici semptomlardan biri sanrılar. Sanrılar, bireyin gerçek olmayan inanç ve düşüncelere kapılması ve bunu değiştirememesidir. Birey, o inanç ve düşüncelerin yanlış olduğuna dair birçok kanıtla karşılaşsa bile bunu değiştiremez.

Ciddi bir sanrıya örnek olarak, bireyin başka bir insanın onun ne düşündüğünü, söylediğini veya yaptığını kontrol ettiğini düşünmesi verebiliriz. Şizofreni sahibi bireyler genellikle, televizyon yayınları aracılığıyla kendilerine mesaj verildiği veya insanları düşünce gücüyle kontrol edebildikleri gibi farklı düşüncelere sahip olurlar.

Şizofreninin en önemli ikinci belirtisi ise, halüsinasyonlardır. Bunlar, çevrede herhangi bir uyaran olmaksızın duyusal olayların deneyimlenmesidir.

Bireyler, görme, duyma, koku alma ve dokunma dahil olmak üzere çeşitli duyusal şekillerde halüsinasyonlar deneyimleyebilir. Var olmayan fakat bireyin onları görebildiğini, duyabildiğini, koklayabildiğini, dokunabildiğini veya tadabileceğini sanması gibi.

Örneğin, çürük iç organların kokusunu algılayan bireyler bulunmakta. En sık oluşan halüsinasyonlar ise çeşitli sesler duyma ile ilgilidir.

Bazı sanrı ve halüsinasyonlar, başkalarının bireyin kendisine zarar vermek istediği şeklindeki irrasyonel inanç veya algıya dayalı olarak paranoyaya neden olabilir. Dolayısıyla paranoya, diğer insanlara karşı güven duygusunu zedeler ve kaçınma davranışını ortaya çıkarır.

Şizofreninin pozitif semptomlarının somutlaşmış halini birçok ünlü ressamın eserlerinde de görebiliyoruz. Louis Wain gibi sanatçıların eserleri, gördüklerini onların gözünden görebilme imkanı sunuyor bizlere. Bu konuyla ilgili yazıma da buradan ulaşabilirsiniz.

Negatif Semptomlar

Negatif semptomlar, belirli normal davranışların bozulmasını ve o davranışlardaki düşüşleri temsil eder. Duygulanım, konuşma ve motivasyon gibi boyutlarda normal davranışlardaki eksiklikleri içerir.

Sınırlı ve tekdüze duygulanım, yani bireyin donuk ve duygusuz bir sesle konuşması ya da konuşurken yüz kaslarının kıpırdamaması bir negatif semptomdur. Şizofreni sahibi bireyler, boş gözlerle bakar, düz konuşur ve çevrelerinde olanlardan etkilenmemiş görünebilirler.

Diğer yandan, birey günlük yaşamdan zevk alamama ve zevk deneyimlemede eksiklik yaşar. Depresyon gibi duygudurum bozukluklarında da gördüğümüz gibi, yemek yeme, sosyal iletişimler gibi faaliyetlerden zevk alamama ve kayıtsız kalma vardır.

Ayrıca aktivitelere başlama veya devam ettirme yeteneğinde eksiklik de bir negatif semptomdur. Birey irade ve motivasyon eksikliği yaşar. Kişisel hijyen gibi en temel günlük işleri bile yerine getirmede problem yaşar.

Negatif semptomlar arasında sosyal etkileşim ve sosyalleşmeden kaçınma da yer alır. Birey, kendisini aile ve arkadaş çevresinden soyutlar. Bu hem bir semptom hem de başa çıkma stratejisidir.

Bunların yanında, yetersiz düşünme ve konuşmada yoksunluk gibi negatif semptomlar da bulunmakta. Birey, sorulara kısa yanıtlar verebilir, sohbetlere katılmaz ve ilgisiz durabilir.

Negatif semptomlar, depresyon gibi bozukluklar ile benzerlik gösterir. Bu nedenle şizofreni ile ilişkisinin fark edilmesi çok daha zordur.

Dezorganize Semptomlar

Dezorganize semptomlar, duygusal ifadelerde uyumsuzluk, karışık, düzensiz konuşma ve davranışları içerir.

Şizofreni sahibi bireyler, genellikle düşüncelerini organize etmekte zorlanırlar. Mantıksız söylemler ile düzensiz konuşabilir, sorulara normalden farklı tepkiler verebilir ve kelimeleri alışılmışın dışında kullanabilirler.

Anlaşılmayan ve tutarsız bir dil ile konuşmanın altındaki düşünce süreci, belirsiz ve mantıksız bir düşünce akışını yansıtır.

Şizofrenide görülen bir başka belirti, uygunsuz ve uyumsuz duygulanımdır. Uygunsuz duygulanım, bireyin duygusal tepkilerinin mevcut durum karşısında verilebilecek tepkiler ile uyuşmamasıdır. Üzücü bir durum karşısında kahkahalarla gülmek gibi.

Ek olarak, düzensiz ve olağandışı hareketler de şizofreni semptomları arasında yer alır. Birey çevresindeki dünyaya beklendiği gibi tepki vermediği katatonik davranışlar sergileyebilir. Başka bir ifadeyle, belirli bir duruşta rahatsız olsa bile hareketsiz kalabilir veya bir sebep olmadan aşırı şekilde hareket etmeye başlayabilir.

Bir Dahinin Şizofrenisi

john nash

Şizofreni, toplumda en sık görülen psikolojik bozukluklardan biri. Araştırmalar dünya genelinde her yıl yaklaşık iki milyon yeni vaka ortaya çıktığını göstermekte.

John Forbes Nash, Jr. da onlardan biri. Ekonomi bilimlerine katkılarından dolayı Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Amerikalı matematikçi. Hayatı ve şizofreni deneyimleri Akıl Oyunları (A Beautiful Mind) filminde anlatıldı.

12 yaşındayken kendi başına deneyler yapmaya başlayan Nash, tek başına vakit geçirmeyi seven bir çocuktu. Kendisini çevresinden soyutlamıştı. Kitaplara ve matematiğe ilgisini gören ailesi, eğitimine önem verdi.

İlerleyen yaşlarında Carnegie Mellon Üniversitesi’ni tamamladı, daha sonra Princeton Üniversitesi’nde “Oyun Teorisi” hakkındaki doktora tezini hazırladı. Bu tez yıllar sonra ona Nobel Ekonomi Ödülü’nü kazandırdı.

Zekası ve öne çıkan kişiliği ile kariyerinde hızlıca yükseldi. MIT’de profesörlük yapan Nash, soğuk savaş döneminde ordu için şifre çözücü olarak da çalıştı.

Şizofreninin ilk belirtilerini 1958 yılında göstermeye başladı. Bir oda arkadaşının olmamasına rağmen oda arkadaşından bahsetmesi çevresindeki insanları endişelendirmiş.

Akıl Oyunları filminde de John Nash’in gördüğü halüsinasyonlardan biri oda arkadaşı Charles. Yurt odasında onunla sohbetler eder, ondan akıl alır. Nash’in diğer bir halüsinasyonu ise, bir hükümet ajanı olan William Parcher. Filmde her zaman siyah giyinen, şapkasını hiç çıkarmayan biridir ve Nash ile sadece o iletişim kurar. Aynı zamanda Rusların onu izlediğine, ona ateş açıp kovaladıklarına dair inançları ve sanrıları da filmde yer almış.

John Nash’in hayatını konu edinen, her sahnesinde düşündüren, şizofreni deneyiminin etkili şekilde yansıtıldığı bir film Akıl Oyunları.

Depresyon ve şizofreni tanıları konan Nash, hayatı boyunca 23 makale yayınladı. 2015 yılında ise bir trafik kazasında hayatını kaybetti.

Bir röportajında şizofrenisi için şu sözleri söylemiş John Nash:

“İnsanlar her zaman akıl hastalığı olan insanların acı çektiği fikrini satıyorlar. Ama gerçekten o kadar basit değil. Akıl hastalığı ya da deliliğin de bir kaçış yolu olabileceğini düşünüyorum.”

Şizofreni Etiyolojisi

şizofreni

Yüzlerce araştırmaya rağmen, şizofreninin doğrulanmış kesin ve net nedeni bulunamamış. Bununla birlikte, genetik duyarlılık ve çevresel faktörler de dahil olmak üzere birçok faktörden kaynaklandığı kabul edilmekte.

Şizofreni hakkındaki genel kanı, bireylerin şizofreni geliştirmeye biyolojik olarak yatkın olduğu, fakat bozukluğun belirli çevresel koşullar oluştuğunda geliştiğidir. Diğer bir deyişle, genetik yatkınlık ile çevresel faktörlerin birleşimi, bireylerin şizofreni geliştirme riskini arttırmakta.

Şizofreninin gelişimi ile ilgili yapılan açıklamalardan biri, doğum öncesi anne karnında başlaması. Nörogelişimsel hipotez, şizofreninin beynin olgunlaşması sırasında yaşanan problemler nedeniyle ergenlik veya erken yetişkinlikte ortaya çıkan bir bozukluk olduğunu söyler.

Hamilelik sırasında kanama, acil sezaryen, enfeksiyon veya yetersiz beslenme gibi durumlar ilerleyen yaşlarda şizofreni oluşumunu tetiklemekte. Kısaca, doğumdan önce yaşanan beyin gelişimi sorunları, şizofreni için risk oluşturmakta.

Birçok bozuklukta olduğu gibi, şizofrenide de beyin fonksiyonlarındaki değişiklikler risk faktörü konumunda. Prefrontal ve temporal loblardaki problemler, motor görevlerde zayıf performans, hafıza sorunları, azalan kelime akıcılığı ve duygusal bilgilerin yetersiz işlenmesi dahil olmak üzere çok çeşitli eksikliklere neden olmakta. Şizofreni sahibi bireylerde de gördüğümüz gibi.

Ayrıca beynin farklı alanları arasındaki bağlantıların kaybı veya zayıflaması da şizofreni oluşumunu etkilemekte. Özellikle talamus ile frontal lob arasındaki bağlantıların zayıflaması, bellek ve bilişsel işlemleri kontrol etme yeteneğine zarar vermekte.

Bunlarla birlikte, çevresel ve sosyal faktörler, şizofreniye karşı savunmasız ve yatkınlığı olan bireylerde şizofreni gelişiminde önemli rol oynar. Çocuklukta ebeveyn kaybı veya ayrılığı, istismar, zorbalık, sosyal izolasyon, ayrımcılık veya ekonomik zorluklar gibi sosyal stres faktörleri bireylerin şizofreni geliştirme olasılığını arttırmakta.

Araştırmalar, şiddet gibi travmatik deneyimlere maruz kalmanın paranoya ve halüsinasyon gibi psikotik deneyimlere eğilimi arttırdığını söylemekte.

Ayrıca aile ortamındaki problemli ilişkiler, şizofreni için zemin hazırlayabilir. Aile ilişkilerindeki sıkıntılar ve stres, şizofreninin temel belirtilerinden biri olan sınırlı duygulanım, uygunsuz duygusal yanıt verme ve bilişsel çarpıklıklara neden olmakta. 

Şizofreni Tedavi Edilebilir Mi?

Şizofreni tedavisi imkansız değildir. Ne kadar zor olsa da, şizofreniden tamamen kurtulanlar bulunmakta. Yine de, bozukluğun nüksetme olasılığı yüksek.

Tedavi antipsikotik ilaçlar, terapi ve öz-yönetim tekniklerinin bir kombinasyonu ile etkili olmakta. Tek başına ilaç veya sadece terapi yeterli olmaz. Dolayısıyla tedaviden en iyi sonucu alabilmek için ikisi de önemsenmeli.

Şizofreni tedavisinde yer alan tipik antipsikotik ilaçlar, beynin sanrı, halüsinasyon ve diğer pozitif semptomlarla ilişkili bölgelerindeki dopamin reseptör sistemi üzerinde hareket ederek, semptomları azaltır.

Tipik antipsikotikler, bireyi halsiz ve yorgun hissetmesine neden olan sakinleştirici etkiye sahip olmasının yanında, ciddi rahatsız edici sonuçları da beraberinde getirmekte. Titreme, husursuzluk ve duruşu etkileyen kas spazmları gibi motor bozuklukları bunlardan bazıları. Bu tür yan etkileri nedeniyle atipik antipsikotik ilaçlar kullanılmaya başlandı. Bunlarsa dopamin ve serotonini bloke ederek beyin fonksiyonunu düzenleme görevi görür.

Şizofreni tedavisinde kullanılan en yaygın psikolojik müdahaleler, bireyin sosyal etkileşimlerini geliştirmeyi ve sosyal uyumuna zarar veren davranışlarını azaltmayı amaçlayan davranışsal terapileri içermekte.

Özellikle bilişsel davranışçı terapi, bireylerin yaşadığı belirtilerin şiddetini azaltmayı, belirtiler hakkındaki işlevsiz düşüncelerini değiştirerek mantıklı bakış açıları kazanmalarını amaçlar. Bireylerin bağımsız yaşama becerilerini geliştirebilmeleri için baş etme becerilerini öğrenmelerine yardımcı olur.

Bunun için yardımcı bir teknik, danışanların sesler duyma deneyimlerini bir günlüğe yazmaları ve sanrılı inançlarının gerçek olup olmadığını kontrol etmelerini kapsayan ev ödevlerinin verilmesidir.

Şizofreni tedavisinde yardımcı olan diğer terapiler arasında sanat ve drama terapileri de yer alır. Bu terapiler, bireyin motivasyon kaybına ve semptomlarını tanıma yeteneğinin artmasına yardımcı olur.

Genel olarak psikolojik tedaviler, bireyin düşünce kalıplarını düzenlemeyi, stresle başa çıkmasını ve bozukluğu etkili şekilde yönetmelerini sağlar.

Her hastalıkta veya psikolojik bozuklukta olduğu gibi, şizofrenide de erken tanı ve tedavi daha iyi bir sonuç için oldukça önemlidir.

Belirtileri Yönetmek

Halüsinasyonlardan sanrılara, sosyalleşme problemlerinden motor beceri bozukluklarına kadar pek çok belirtisi olan bir bozukluk şizofreni. Bireyin zihnini, psikolojisini ve günlük yaşamını ciddi oranda etkilemekte. Nitekim bireyleri intihar düşüncelerine kadar sürükleme gücüne sahip.

Her anlamda yıpratıcı olan bu bozukluğun oluşumunda başta genetik yatkınlık olmak üzere çeşitli nedenler bulunmakta. Günümüzde daha çok bilinen ve farkında olunan bir bozukluk olan şizofreninin, uygun tedavi yöntemleri ile tedavisi de mümkün. Yoğun ve güçlü belirtilerin yönetilmesi ve önüne geçilmesi imkansız değil.

Kaynakça

Amerikan Psikiyatri Birliği, (2014). Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı (DSM-5), Tanı Ölçütleri Başvuru El Kitabı.

Andreasen, N. C. (2000). Schizophrenia: the fundamental questions. Brain Research Reviews, 31(2-3), 106-112.

Karakuş, G., Kocal, Y.,  Damla, S. (2017). Şizofreni: Etyoloji, klinik özellikler ve tedavi. Arşiv Kaynak Tarama Dergisi, 26(2), 251-267.

Patel, K. R., Cherian, J., Gohil, K.,  Atkinson, D. (2014). Schizophrenia: overview and treatment options. Pharmacy and Therapeutics, 39(9), 638.

Summakoğlu, D., & Ertuğrul, B. (2018). Şizofreni ve tedavisi. Lectio Scientific, 2(1), 43-61.

Capps, D. (2011). John Nash, game theory, and the schizophrenic brain. Journal of religion and health, 50(1), 145-162.

Psk. Arzu Nur Özkan

27 Mart 1998 tarihinde İstanbul’da doğdum ve doğduğum günden beri hayatın akışında kendi yolumu bulmaya çalışıyorum. Yeditepe Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve çift anadal programı ile Psikoloji bölümlerinden derece ile mezun oldum. Yazı yazmak her zaman sevdiğim bir hobim oldu. Psikoloji gibi alanları seven hepimizi bir araya getiren Kazan’da yazılarım sizlerle buluşacak.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.