Oats Studios: Mini Distopyacıklar

200 kere okundu
17 dakikada okunabilir
oat sstudios

Oats Studios adı ile Netflix’te yayımlanan ve belki de hak ettiği ilgiyi tam anlamıyla görememiş mini serinin incelemesi sizlerle.

Sıkıcı Giriş

Çok geç keşfetmiş olduğum bir yapıtla karşınızdayım. Çok adetim olmadan bir mini dizi serisini incelemenin heyecanı bir yandan bastırıyor. Beni bu yazıyı yazmaya iten detayları aşağıda sıkça belirteceğim. Ama kısaca bahsedeyim; rahatsız edici gerçeklerden yaratılmış mini distopyacıklardan oluşuyor Oats Studios. Daha ne isteyebilir bir insan bu hayattan…

Olmazsa olmaz, yaratıcı ile aşık atmalar, insanların içinde bulunan hiç değişmez kötülük arzusu, özellikle siyasilere/politikacılara laf sokmalar. Hele şu dönemde inanın tadından yenmez. Yine bakmayın ne bazı mahlukların ahlaksızlığı biter ne de bunlara laf sokan Konfüçyüs’ler son bulur.

Kıyamet sonrası dünyaları ve kâbus gibi senaryoları tasavvur eden bir dizi deneysel kısa film serisidir.

Ortaya Çıkış ve Bölümler

Oyun motoru olan Unity’nin bir mutant versiyonu ile karşılaşıyoruz. Grafikler sanki sevdiğimiz aksiyon oyunlarından fırlamış gibi. Arka plandaki nereden geldiği ve nereye gittiği tam olarak belli olmayan hikâye ise bunun tamamlayıcısı.

Kim bilir, gelecekte izleyicinin yaratıcılığı ile geliştirilebilen (bazı oyunlarda kısmen mevcut olan) yapımlar izlememize olanak sağlayacak. İzlerken hikâyenin akışına bir miktar biz karar veririz ve böylece yeni bir kadercilik (yapıtın kendisi için) ortaya çıkar.

Tabii söylemeden geçmek olmaz; District 9, Elysium ve Chappie gibi yapıtlardan tanıdığımız Neill Blomkamp direktör olarak karşımızda Oats Studios ‘da. Kısacık bölümleri olmasının sebebi apaçık maliyet. İlgi çeken bölümlerin steam gibi platformlardan destek görmesi halinde devamı geleceğini belirtmiş. (Şu ana kadar yeterince gelmemiş olsa dahi).

Sanmayın ki devam dediğimiz şey olursa oturup tüm hikâyeyi göreceğiz. Vardığı ve başladığı yeri bulanık bırakmaya gayret edeceği izlenimini veriyor.

Sürdürülebilir, rekabetçi işler yapmak gün geçtikçe bu sektörlerde zorlaşıyor. Malum sosyal medya ve yeni nesil TV dediğimiz platformlar bir düzenin altını üstüne getirdi. Ayrıca, sizi bilmem ama kısacık ömrümüzün çokça zamanında yaşadığımız absürtlükler, şu dönemde biraz fazla can sıkmaya başladı.

Dolayısı ile uzunca oturup bağlı kalmak istemediğim film/dizi bataklığından, kısacık bağımsız bölümleri ile beni biraz olsun tatmin etmeyi başardı. Bölümler şu şekilde:

  1. Rakka
  2. Firebase
  3. Cooking with Bill
  4. God: Serengeti, Chicago
  5. Zygote
  6. Bad President: Oil Spill, All my Shit
  7. Adam: Episode 2
  8. Adam: Episode 3
  9. Gdansk
  10. Kapture: Locust

Episode 1: Rakka

Oats Studios

Biz insan ırkıydık

Şimdiyse haşerattan farkımız yok

…..

Metan gazı püskürten devasa yapılar inşa edip

Kendi atmosferlerini oluşturdular

Bitkilerimizin kökünü kurutup

Küresel sıcaklığa arttırıp sellere sebep oldular

Dünya’ya savaş açtılar

Ormanlarımızı ateşe verdiler

Nefes almak neredeyse imkânsızSiyasilerse bambaşka bir terane tutturmuş halde.

Rakka, teknolojik olarak üstün bir uzaylı türünün istilasının ardından parçalanan insanlığın hikâyesidir. Bu kertenkele kılıklı yaratıklar, teknolojik üstünlük yanında efsunlu bakışları ile insanları kontrol altına alırlar. Hatta, kontrolünü ele geçirdikleri insanları birbirlerini öldürmek için bile kullanırlar. Yahu ne kadar tanıdık geldi bir anda. Sahi gerçek hayatta öldürme arzusuna ne kadar yakınsınız?

Sanıyorum prodüksiyon olarak en iddialı, en pahalı olan bölüm. Karşılaştığımız kasvetli, üzücü ve amansız durumdan kurtulmak için insanlar pes etmeden mücadele veriyorlar. Hele bir de Nosh var ki kısaca değinip geçeyim ki izleyin.

Oats Studios‘da tüm bölümlerdeki en derin bulduğum karakter kendisi. Abimiz rock müzik dinler, ağzından yamuk sigarası yanarken bomba ya da efsunlanmayı engelleyen kafa maskeleri yapar.

Üretimleri tamamen hurdalardan olduğu düşünülürse böyle bir ortamda tipik bir sanatçı edasıyla alternatif takılması hiçte yadırganamaz. Unutmadan, yem için sakat, hasta ya da toplumların feda edebileceği insanları kullanmaktan çekinmez. Kalpsiz ama pragmatik bir yaklaşımla yaşamaya devam etmektedir

O s*kik şeyler iyi ki buraya geldi

Sayelerinde gördüğüm her şeyi yakıyorum.

Her gün her akşam Ne kanunlar var ne de s*ktiğimin hapsi

Ah o bakışlar… Yılgın, yorgun, bıkmış. Ama hayata devam eden, savaşmaktan vazgeçmeyecek o bakışlar. Sigourney Weaver’ı Alien serisinden ve Avatar’dan biliyoruz. Sanırım bu role en iyi yakışan insanı şıp diye bulmuşlar. Ağzından dökülen “Cut it’s fucking head off!” (Şunun s*kik kafasını kes!) cümlesi en çok ona yakışıyor ve bu kadar hissi aynı anda vermeyi başarıyor.

Yani bu kadar güzel taşı gediğine koy, türlü türlü mesaj ver. Bu mesajlarda hayli derin olsun. Ama sonra git Amerikan bayrakları ile donat araçları. Birçok yönünü takdir ettiğim ve insanı derinden etkileyen bu bölüme ufak(!) eleştirim bu olacak.  Tabii Rakka Savaşı’na atıf yapılmaya çalışılmış olduğunu düşünmekle birlikte, gereksiz bir detay olduğunu düşünüyorum.

Episode 2: Firebase

oat sstudios

Vietnam Savaşı’nın acılarını çok duyduk, izledik, okuduk. Ama yeterli acıyı hissetmemiz mümkün mü bilemiyorum. Bu bölümde savaşta ailesi ölen basit bir köylünün gerçeklikten bağının koparak ölümsüz bir yaratığa dönüşmesini görüyoruz.

Nehir Tanrısı olarak anılıyor. Sanırım tüm dev-cüce savaşlarında buna benzer mitler oluşuyor. Fikir güzel olmakla birlikte, Princess Mononoke’da Ashitaka’ya musallat olan yaratıkları andırmıyor değil.

Bu yaratıkla bağ kuran rolü Steve Boyle ile görüyoruz. Yine çok doğru seçim rol için. Arka planda yerlilere işkence edilirken yaşadığı sanrılarla büründüğü yüzü ve bakışları bana dokunmayı başardı. Ahh tabii demokrasi getirme vaadi ile dünyayı süzgece çeviren bir süper gücün kanınıza dokunması için böyle bakışlara ihtiyacınız olduğuna eminim(!).

Nehir Tanrısı, tüm öfkesine rağmen zihni tamamen özgür. Watchmen serisindeki Doctor Manhattan gibi dolaşarak ona ateş eden masum (!) askerleri bırçk sesi ile kan torbasına çeviriyor. Nepalm bombaları bile onu durdurmaya yetmiyor. Görünmez olabilmesi ise süper güçlerinden sadece biri. Sadece ona özel üretilmiş silahlarla gerekirse tüm ormanı yakarak avlamaya çalışacaklar.

Tanrı’nın sağladığı tüm silahları kuşan ki şeytanın hilelerine karşı koyabil.

Episode 3: Cooking With Bill

oats studios

Şimdi reklamlar. Tipik Amerikanvari bir ev hanımı görünüşlü Karen ile bıyıklı, her türlü berbat aleti inanılmaz överek satabilen Bill abimizin ürün satış reklamı. Sürekli kullandığımız geleneksel ürünlerin abartılı yanlış kullanımı ile kötülendiği reklamlar kuşağındasınız. Ve ayrıca beş teneke bal yalnızca bir teneke fiyatına.

Tüm ürünlerin isimleri ilginç olmalı ki daha fazla fütüristik ve yeni teknolojiye uygun olarak görülsün. Domatsu 950 mesela. Aaa tanıdık mı geldi yine? Belki fırın yerine minicik yeni nesil air-frayer almaz mısınız? Ya da sizi dünyadan daha da izole kılacak kablosuz süpürgenizi kaç taksit istersiniz? Linki aşağı bırakıyorum sevgili takipçilerim. Bu ürün olmadan ne yapıyormuşuz?

Mutfak aletlerinin sınırı yok. Mesela parmaklarınızı keserek yemeğe katmak baya leziz olmalı. Ya da vejetaryen bir yemek domuz ayakları ile kokuşmuş sinekli bir hal alırsa harika olmaz mı? Böyle bir yapımdan beklediğimiz reklamlar da ancak bu kadar güzel olabilirdi.

Episode 4: God: Serengeti, Chicago

oats studios

Ha ha ha! Bu eğlenceli ironiye gülerek başlayalım, ama gülüşümüzde Joker’in histerik hallerine yer verelim. Tanrı’yı bir masa başında, hizmetçisinin ona Lucifer’in hediye ettiği şarabı içerken hayal edin. Masa ise insancıklar ve hayvancıkların olduğu dünyamız olsun. Ya da durun. Hayal etmenize gerek yok, izleyebilirsiniz bu bölümde.

Arka planda duvarda hangi tablo var dersiniz? Şaşırtmayacak şekilde “The Creation of Adam- Michelangelo”.

Kaostan beslenen tanrıları daha önce duymuştuk. Yunan mitlerinde ya da Ortadoğu mitlerinde savaş, kaos gibi ortamları sevenleri mevcut. Fakat bunu sırf kendi sıkıcı ortamına eğlence katmak için yapan bir tanesi ile daha nadir karşılaşıyoruz.

Exodus: Gods and Kings filminde Musa’yı anlatırken Tanrı çocuk gibi betimlenmişti. Sabırsız, zalim, öfkeli. Burada ise daha umursamaz ama kaos sever bir Tanrı ile bizi baş başa bırakıyor. Erkek olması ise ataerkil tanrıların hüküm sürdüğü günümüz dünyasında çokta şaşırtıcı olmamış.

Sonuçta “Uzayda gezinirken bulduğu ıvır zıvırdan” yarattı bu dünyayı. Onunla istediğini yapabilir, sıkılınca eğlenmek için onu yok edebilir. Kimi zamansa onlara yağmur duası yaptığında ilginç bir inanç aşılamak için yağmur yağdırabilir. Sahi, fakrında mısınız bilmem ama 2023 yılında bile yağmur duası yapıp buna inananlarla dolu bir gezegende yaşıyoruz.

Uzayda gezinirken bulduğum zımbırtılardan koca bir gezegen yarattım!

Bu ufak kuklalar keyif olsun diye yarattığım diğer evrenleri bulamadılar bile.

Gönder şu s*ktiğimin hortumunu!

Kapanış

Oats Studios bölümleri çıtır çerez gibi, kısa kısa. Bazılarının devamının gelmesini yürekten isterim. Umuyorum yönetmen yakın gelecekte aradığı kaynakları ve ilgiyi bularak devamını çekme zahmetine girer. İlginç bir yapıt olmuş. Oyunlardan fırlamış gibi olan görsellerle birlikte distopik ve yaratıcı bulduğum eleştirisel yaklaşımı sayesinde ayırdığınız zamana fazlasıyla değer.

Bazı yönleri ile Black Mirror ve Love, Death & Robots’u andırmakla birlikte, farklılıkları da mevcut. Bu aralar uzun odaklanma sorunları yaşıyorsanız, sizleri rahatlıkla izleyebileceğiniz çerez niteliğindeki sahneleri realite ile iç içe geçmiş distopik dünyacıklarla baş başa bırakıyoruz.

Kaynakça:

Fırat Ağırkaya

Merhaba. Kendi kendime “Ben kimim ve nasıl tanımlanmak istiyorum?” diye sorduktan sonra, cevabın hayli zor olduğuna karar verdim. Mesleğim, doğduğum yıl ya da okuduğum üniversite gibi bilgiler yerine beni ben yapan özelliklerimden bahsetmek daha doğru olacak. Büyük çoğunluğu roman olmak üzere sürekli okumaya, sıkça tiyatro izlemeye ve ara sıra yazmaya çalışıyorum. Kısa hikayeler, roman, kısa film, animasyon ve tiyatro senaryoları yazma konularında çalışmalar yapıyorum. İçime yöneldiğim zamanlarda çeşitli müzikler dinleyerek kendimi yazmaya veriyorum. Yazılarımda, daha çok yer altı ve sarkastik toplum eleştirileri yapıyorum.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.