Sinema

Her Şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum: Bir Kaufman Filmi

Her Şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum, Charlie Kaufman’ın senaryosunu yazıp yönettiği üçüncü filmi. Daha önce Being John Malkovich, Eternal Sunshine of the Spotlesss Mind,Adaptation gibi filmlerin senaryosunu yazan Kaufmann kendi filmlerini de yönetmeye başladı.

2008 yılında ilk filmi Synecdoche, New York ile başlayan kariyeri son uzun metraj filmi Her Şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum ile devam ediyor. Film aslında Iain Reid isimli yazarın romanından uyarlama bir senaryo. Netflix yapımı bir film. Netflix Türkiye kataloğunda da bulunabiliyor.

Charlie Kaufman Sineması

Her Şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum

Kaufman, günümüz sinemasının önemli isimlerinden biri. Kariyerine senaristlik yaparak başlıyor. Spike Jonze ile çalıştığı filmleri kariyerinin en önemli filmleri arasında yer alıyor. Being John Malkovich ile aslında nasıl bir zihni olduğunu ve sinemayı nasıl algıladığını seyirciye ispat etmiş oluyor.

Kaufman artık sadece yazarlığı ile bile bir Kaufman sinemasından bahsettirmeye başladı. Çünkü onun kafasından çıkan şeyler diğer izlediğimiz hiçbir şeye benzemiyordu. Bu yönüyle de artık Kaufmanvari tarzı terimleri dahi okumaya başlamıştık.

Adaptation gibi uyarlama eserlere dahi kendi yorumunu katmayı başarabilmiş bir senaristten söz ediyoruz. Her ne kadar onu ve senaryolarını sevsek de herkes Kaufman’ın kendi filmini yapmasını bekliyordu. Genel olarak çalıştığı yönetmenlerle iyi uyum sağlasa da sadece Kaufman’a ait bir film acaba nasıl olurdu?

Kaufman ile ilgili merak edilen bu sorular cevabını 2008 yılında buldu. Kaufman, 2008 yılında ilk yazıp yönettiği film olan Synecodche, New York isimli filmi çekti. Başrollerinde Philip Seymour Hoffman, Samantha Morton gibi isimler yer aldı.

Gişede çok başarılı bir film olmasa da kendi seyircisini memnun eden bir film oldu. Fakat gişede istenilen başarıyı elde edemeyişi ile Kaufman bir sonraki projeleri için fon bulmakta epey zorlandı. Bu yüzden de stop motion projesi olan Anomalisa için Kickstarter başlatmak zorunda kaldı.

O yüzden de son filmini Netflix’e çekmesi bizi çok şaşırtmadı. Sinemanın aykırı çocuğu olan Kaufman, yapıbozumu iyi kullanan sanatçılardan biri. Belki de bu yüzden sineması hiçbir zaman çoğunluğa hitap edecek yapıtlar sunmuyor.

Her Şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum da bunun iyi örneklerinden biri. İzlemesi zor hatta çoğunlukla yarım bırakılan bir film. Bunlar tabii ki Kaufman’ın kendi şahsi tercihleri. Onun sineması hiçbir zaman çoğunluğa oynayan bir sinema olmadı. 

Her Şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum: Zaman ve Yol

Her Şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum

Kaufman’ın uyarlamak adına niye bu kitabı seçtiğini anlamak zor değil. Genel olarak daha önceki senaryolarında da sık sık karşımıza çıkan belli temaları bu filmde de görüyoruz. Aynı zamanda tam anlamıyla bir oyun ve bilinmezlik üzerine bir film desek yalan olmaz.

Filmin başlarında aslında anakarakter olarak izlediğimiz kişinin bile film devam ettikçe anakarakter olmadığını görüyoruz. Hatta adını dahi bilemiyoruz. Film bu şekilde seyirci ile birçok oyun oynuyor.

Jack’in ailesi ile tanışmak üzere çıkılan bir yolculuk ile başlıyor film. Bu sırada da kadın karakterin sanki kendini intihara ikna edermiş gibi devamlı olarak içinden tekrarladığı “Her şeyi bitirmek istiyorum. Nasıl gideceği belliyken bunu sürdürmenin anlamı ne?” gibi soruları içinden tekrarlıyor.

Bu film de diğer filmleri gibi varoluşsal bir sinemanın ürünü. Kaufman kendi sorunlarını, düşündüklerini, bireyselliğini sinemaya yansıtmayı seven bir yönetmen. Bu film de bu alanlarda rahatça koşturabildiği bir film.

Her Şeyi Bitirmek İstiyorum için bir yol filmi diyebiliriz.  Fakat bu yol tanımlı bir yol değil. Gidilen, varılan, dönülen yerlerin nerdeyse bir öneminin olmadığı bir yol. Çünkü burada yol dediğimiz durum aslında zaman. Filmin başrolü de Jack olduğu kadar aynı zamanda zaman.

Bireyin zaman karşısında ne denli aciz olduğunu, film çok iyi yansıtıyor. Bunu zamanı filme yayarak daha doğrusal bir anlatım kurmak yerine tam tersi bir şekilde yapıyor. Zamanı eğip bükerek, en acımasızı da hızlı bir şekilde ekrana sunarak bize gösteriyor.

Böylece daha bir önceki sahnede genç ve hayatına dair, kendine dair ümitleri olan Jack’i bir sonraki sahnede yaşlanmış ve bir okulda hademelik yaparken görüyoruz. İşte hayat bu kadar hızlı ilerlemiş. Kendine dair oluşturduğun her düşünce de seninle birlikte çürüyor. Kaufman bu düşünceleri sertçe izleyicinin üzerine atıyor. Yenemeyeceğimiz bir düşmanla savaştığımızı bize bir kez daha hatırlatıyor. 

Modernizm ve Postmodernizm

Her Şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum

Mimesis, doğa ve insanın davranışının sanatta ve edebiyatta taklide dayanan temsilidir. Aristoteles sanatın görevinin doğanın taklidi olduğunu savunur. Zira uzun yıllar boyunca sanat, doğayı ve insanı taklit etmenin ötesine geçememiştir. Fakat daha sonra resimde, mimaride, edebiyatta bu durum doğanın taklidinin ötesine geçmeye başladı.

Philostratus taklidi ikinci plana atarak, sanatta hayal gücü ve yaratıcılığın daha önemli olduğunu savundu. İşte bu da bizi sanatta modernizme getirdi. Fakat 20. yy sonlarında ve 21. yy’da modernizm her ne kadar gücünü devam ettirse de yaşadığımız çağın getirdikleri ile birlikte yeni bir terim hayatımıza girdi. O da postmodernizm.

Postmodernizm, kelime anlamı olarak modernizm sonrasını ifade etse de aslında sanatta modernizmin karşısında yer alan bir tür oldu. Edebiyatta; James Joyce, Franz Kafka, Virginia Woolf gibi önemli temsilcileri oldu. Sadece edebiyatta değil sanatın diğer alanlarında da güçlü temsiller buldu.

Kaufman’dan ve Her Şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum’dan bahsetmişken postmodernizmden bahsetmemek olmazdı. Çünkü Kaufman sinemasını ancak bu şekilde açıklayabiliriz. Gerek uyarladığı eser gerekse bu eseri uyarlamayı seçtiği yöntem ile Kaufman postmodernist bir temsil meydana getirdi. Zaten kendi sinemasında baktığımızda da anlattığı konular her zaman Kaufman’ın kendi dertleri olmuştur.

İşte bu yüzden de sinemasında her zaman bireyin kendine dair ve hayatı anlamaya dair dertlerini üst sıralara koymuştur. Filmleri genelde bir karakterin kafasının içinde geçer. Çok fazla iç konuşma kullanır. Her Şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum da bu iç seslerin hiç durmadan konuştuğu, çeliştiği filmlerinden biri.

Hatta bunu en iyi şekilde kullandığı filmi desek haksızlık etmiş olmayız. Aynı zamanda postmodern sinemanın bir diğer özelliği olan zaman ve mekânın film içerisinde sürekli geçirgen ve değişken olmasını da filmin içerisinde çok iyi bir şekilde kullanıyor. Seyirciyi de Kaufman filmlerinde zorlayan şeyler bu seçimler oluyor.  

***Yazının devamı tat kaçırıcı detaylar içerebilir. ***

Her Şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum ve Zihin Sineması

Her Şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum

Her Şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum tamamı sembollerin üzerine kurulmuş bir film. Bunu derken ne demek istediğime gelirsem, aslında filmin bize gerçek diye sunduğu hiçbir şey tam anlamıyla gerçek değil. Jack ve Lucy Jack’in ailesinin tenha bir yerdeki evlerine gitmek üzere yola çıkarlar. Buraya kadar her şey düz ilerlerken bir yandan filmin her yerine sinmiş olan soğuğu her yerde hissederiz.

Peki, tüm bunlar o an olan gerçekler mi? Hava gerçekten soğuk mu? O an Jack’in arada farklı isimlerle seslendiği kişi kim gerçekten? Öyle bir yol, öyle bir dondurmacı var mı?

İşte tüm bunların cevabı aslında aynı. Hayır. Tüm bu olanlar ne gerçek ne de Lucy diye biri var. Filmin oyuncu listesi de filme dair büyük bir şey söylüyor. Oyuncuların isimleri ve oyuncu isimlerinin yazdığı listede Lucy diye gördüğümüz karakterin karşısında “young woman” yazıyor. Yani aslında izlediğimiz her şey Jack’in artık yaşlanmış zihninin bir ürünü. 

İzlediğimiz kadın, belki Jack’in eşi, belki de hayatına girmiş tüm kadınların toplamı olan bir karakter. Bu yüzden de adı dahi yok. O gidilen yolun, yol olmaması gibi. Ya da Jack’in tüm bunları düşündüğü ve hatırladığı yerin soğunun Jack’e işlemesinden sonra Jack’in tüm anıları bu soğukla hatırlaması gibi.

Bu yüzden de izlediğimiz şeyde gerçeği değil bir zihnin hatırladıklarını ve imgeleri izliyoruz. Domuzları, çiftliği, köpeğini, annesini, babasını ve hayatına girmiş tüm kadınların Jack’in zihninde bıraktığı izleri izliyoruz.

Yani tüm bu yolculuk aslında Jack’in zihninde yaptığı yolculuktan ibaret. Jack, ölmek üzere beklerken zihninin köşelerinde hayatına dair tüm bu detaylara dair bir yolculuk yapıyor. Biz de onun zihninin son yolculuğunu izliyoruz. 

Sonuç

Her Şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum, bana iyi bir roman okuyormuşum hissini veren bir film oldu. Edebi yanını, sinematik yanlarına göre çok daha başarılı buldum. Yine de atmosfer oluşumu, sinematografik açıdan tekinsiz atmosferi de filmi besleyen en önemli etmenler.

Filmin her yerine sinen bir tekinsizlik var. Kaufman, yönetmenlik tercihi olarak da bu tekinsizliğin üzerine giden bir yönetmenlik tercihi yapıyor. Film, her detayıyla inceleyen izleyicilere ancak kendisini açıyor. O açıdan da dikkatli izleyiciler için yapılmış bir film.

Bu açıdan her izleyiciye tavsiye edebileceğim bir film değil. Fakat Kaufman’ın diğer eserlerine alışkın olan seyircisinin yine zevkle izleyeceği bir film olduğunu söyleyebilirim. Biraz emek isteyen bir film olsa da sonunda iyi bir film izlemenin verdiği zevki veren bir film. 

Tuğçe Kozak Arman

Merhaba, ben Tuğçe Kozak Arman. Mühendislik eğitimimi tamamladıktan sonra, gönül verdiğim sinema eğitimimi almak için Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ne başladım. Hali hazırda eğitimime devam ediyorum. Aynı zamanda okuduğum kitaplarla ilgili sohbet ettiğim bir YouTube kanalım var. Onun dışında da çeşitli projelerde senaryo yazarlığı yapıyorum ve yayına hazırladığım kitabım var. Sinemadan bahsedecek olursak, benim de yolumu ustalar çizdi. Alfred Hitchcock, Kubrick ve Kieslowski favori yönetmenlerim. Favori filmim ise yıllardır hiç değişmedi. O da Hitchcock’un Psycho’su. Yıllardır kusursuzluğunu kaybetmeyen bir film.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir