Every Brilliant Thing: İntihar Nostaljisi

455 kere okundu
27 dakikada okunabilir
Every Brilliant Thing

Every Brilliant Thing incelemesi sizlerle… Online olarak izleyebileceğiniz, tek kişilik gibi görünen ama birçok seyircinin kendine yer bulacağı tek perdelik interaktif bir oyun Every Brilliant Thing. Yaklaşık 60 dakika kadar sürüyor, tabii sık sık durdurup söylenen söze takılıp kalmazsanız. Özellikle covid ve benzeri sebeplerle tiyatroya gidemeyenler için oldukça tatmin edici…

Kadro

Every Brilliant Thing
  • Yazan: Duncan Macmillan
  • Direktörler: Fenton Bailey, Randy Barbato
  • Oyuncu/Piyese Uyarlayan: Jonny Donahoe
  • Figüran Oyuncular: Seyircilerin ta kendisi. Özellikle baba, öğretmen, veteriner ve sevgi dolu Sam rollerinde.

Unutmadan, Imdb’de 8.4/10 puan almış olan bu belgesel (!) türündeki yapıt, 2016’da yayınlanmış HBO tarafından.

Oyunla İlgili İzlenimim

Yazının devamında oyunun sonuna dair tat kaçırıcı detaylar bulunuyor…

  1. Dondurma Savaşı
  2. Su Savaşı

Genel olarak oyuncunun monolog ve interaktif diyaloglar üzerine kurarak; annesi defalarca kez intihar etmeye teşebbüs etmiş ve sonunda başarmış bir çocuğun dilinden anlatılan bir oyun. Çocuk, annesinin ilk intihar girişimi sonrasında bir liste yapmaya başlar. Bu liste hayatta yaşamaya değer olan Every Brilliant Thing, yani mükemmel şeyleri barındırır.

“ABD de her 38 saniyede birisi intihar girişiminde bulunuyor. Ve her gün 100’den fazla insan kendi hayatına son veriyor. ” diyerek başlıyor. Devamında “İntiharın birinci sebebi depresyon ve Amerika da intihar artmakta.” diyor.

Şu aşamada biraz kendi verilerimize bakalım. Ülkemizde durum diğer ülkelere kıyasla fena gözükmezken, veriler farklı açılardan değerlendirilir ise hiç de iç açıcı değil. 2019 yılından beri TUIK veri yayınlamıyor. O yüzden elle tutulur bilimsel veri olanağı kısıtlı.

Yalnız; çokça kötü haber duyuyoruz bu aralar. Bunları tek tek sayıp sizi bu dipsiz kuyuda sıkıntıya sokmak hiç istemiyorum. Sadece şunu tahmin etmek çok zor olmasa gerek, sayılarla göremeyeceğimiz bir şey var. O da insanımızın mutsuz ve fazlası ile hassas oluşu. Şunu da belirtmekte fayda var; yüzeysel olarak istatistiklere dökülen rakamlar çok anlaşılır değil. Bir kişinin hastalıktan intihar ettiği var sayılsa bile arka planını ve sebebini, onu buna iten süreci anlamak o kadar kolay olmayacaktır.

Toplumsal çıkarımlar yapmak ve genellemeler çok zorlayıcı bu aşamada. Özetle, şunu biliyoruz ki depresyon artmakta. Özellikle intihar haberleri artık günlük rutinlerimizin bir parçası halini aldı. Şaşırmıyoruz ama içinde bulunduğumuz suyun sıcaklığı sürekli artıyor. Kurbağa gibi haşlanmadan önce farkına bile varamıyoruz. Çok canınızı sıkmadan bu oyunun odaklandığı noktaya doğru yol alalım.

Yakından Bakalım…

every brilliant thing

Oyuncu, başlamadan önce seyircilere kâğıtlar dağıtıyor. “Belirli bir sayıyı söylediğimde lütfen sesli bir şekilde yazanları okuyunuz” diyor. Anlayacağınız, tekrar vurgularsak, fazlası ile interaktif bir sahne. Ve profesyonel oyuncunun seçimleri alelade gözükse bile bir mantık çerçevesinde.

Karakterlerin bazılarının hayli yeri mevcut. Özenle seçilmeleri bu sebeple. Tabii beklenmedik sürprizler de bekliyor oyuncuyu da bizleri de. Örneğin; baba rolünü oynayacak abimiz sanki önden hazırlanmış gibi role. Fazlası ile duygusal ve bir nutuk atıyor ki demeyin gitsin.

Her performans farklı seyircilerle kayıt edilmiştir. Her izleyici potansiyel bir oyuncudur.

Bu sözü ilk okuduğumda, durdurdum ve uzunca düşündüm. Belki de hayatımızda yer alan depresyonlardan bahsediyor. Bizler, yani seyirciler aslında hayatın her anında potansiyel bir vakayız. Depresyona ve intihara meyilli olmamız aslında büyük resimde incelenmesi gereken bir konu. Yine biz bu kısmı işin bilimini yapan uzmanlara bırakarak fazla sapmadan odağımıza dönelim.

Seyirci Olmanın Ağırlığı

5. Çizgili Şeyler

6. Düşen İnsanlar

Biraz zaman geçirmek için ya da sırf adını duydunuz diye ya da ihtimali düşük ama bir tiyatro aşığı olduğunuz için bilet aldınız. Çok değerli vaktinizi gidip izlemeye harcadınız. Kafanızdan geçenleri tahmin etmek hiç zor değil.

Şimdi rahat bir koltukta verdiğim ücretin karşılığı olarak bir ya da birden çok oyuncu sahnede bir şeyler yapsın. Güldürürse ne ala. Duygulu bir hikâye ise “ouuuvvv”. Ama kimse bir anda 7 yaşında bir çocuğun köpeğini uyutan veterineri oynayacağını tahmin edemezdi. Hem üstünüze aldığınız şık montunuz da köpeğin rolünde. Adı Sherlock Bones.

Yanınızda kaleminiz var mı? Çünkü o soğuk ve katil iğne olacak. Oyuncu soğukkanlı bir şekilde elinde tuttuğu Sherlock Bones (seyircinin ceketi)’a iğne yapmasını isteyecek. Bu duygusal sahne oyuncunun harika geçişleri ile bir anda kahkahaya boğulacak. Çünkü iğne yaptığın yer kafası bacağı değil diyecek. Ve yine şu uyarı ile yüzdeki renk değişimi çok net hissediliyor, siyah beyaz olmasına rağmen, “çok iyi gidiyorsun. Ama bu küçük köpeği uyuşturacak iğneyi yaparken sırıtman pek hoş değil. Olayın havasını biraz bozuyor.”

Sahne tekrar edilip, olması gerektiği gibi üzgün suratlarla tamamlanır. Ve aktör konuşmaya başlar. En acı sorulardan birini sorar, geride kalan eşyaları, mama gibi oyuncaklar gibi atılacak olan şeyleri dile getirir. Öyle değil mi yoksa? Sahi öldüğünüzde sosyal medya hesaplarınıza ne olacak? Şimdi bir an bile ayrılmadığınız telefonlarınız? Belki de eski günlerdeki gibi sizi onlarla gömmeliler!

“İşte ölümle ilgili ilk tecrübem. Sevdiğin biri bir nesneye dönüşüyor ve sonsuza dek senden alınıyor.”

Bu örnekleri detaylı bir şekilde anlatıyorum. Sanki izleyici olabilecekmişsiniz gibi. Aslında, evet! Olabilirsiniz… Çünkü Bora Akkaş’ın oynadığı uyarlaması “Harika Şeyler Listesi” ismi ile seyircisini bekliyor. Üstelik bu sezon biletlerini görmek beni çok mutlu etti. En yakın zamanda gitmenizi tavsiye ederim, yorumları çok iyi gözüküyor.

Every Brilliant Thing oyunun çeşitli varyasyonları yapılmış. Orijinal yazım erkek çocuğuna odaklansa da, İrlanda’da kadın bir oyuncu tarafından daha önce uyarlaması sahnelenmiş. Umuyorum, bizlerde farklı renkleri ve tatları görmek için bir gün bir kadın oyuncu tarafından yapılacak varyasyonuna denk gelme şansını buluruz.

Uğruna Yaşanacak Harika (!) Şeyler

4. Sarı Renk

6. Rollercoaster (hız treni)

Sahnede anlatılan kişi büyüdükçe uğruna yaşanacak harika şeylerde büyüdü. Düşünsenize, hangimiz o çocukken kurduğumuz masum hayallerin peşinde kalabildik. Ben mesela; 8 yaşlarımda eğer bir liste yapsaydım nasıl olurdu acaba? Şimdi düşününce çok kilit bir soru geliyor burada aklıma. Acaba istediğim gibi mi oldu? Yoksa isteklerim çevresel faktörler sebebi ile değişti ve şimdi artık istediklerimi istediğimi mi zannediyorum? Uyum denilen kelime hayallerimi ve benliğimi öldürdü mü acaba?

Bir çocuğun annesine hayatta yaşamaya değer şeylerin olduğu listeyi yapması ana fikir. Tabii annesi intihara meyilli ve birden fazla kez kalkışıyor. İlk kez listeyi ulaştırdığında 314 madde mevcut. Sonrasında araya 10 kadar yıl ve ergenlik giriyor. Tekrar listeye göz atması için bir intihar girişimi daha ve yanında histerik kahkahalar yaşanması gerekiyor.

Normal- Baba ve Oğul

321.Tartıştıktan sonra sevişmek.

761.Ağaçlara tırmanacak yaşı geçmediğine karar vermek. (sizi bilmem ama benim babam hala ağaçlara tırmanıyor. Yaşı da var hayli)

Tüm normaller, o sıkıcı hayat tekrarları. Bir şeylerin kötü gittiğini anladığın o gün değişir. Ve sen bayatlamış tekrarların güzelliğini o gün anlarsın. Normalde annesi alırken hep, normalde arkaya otururken hep, normalde… Hep… O gün farklıydı. Babası gelecekti. Ve biliriz ki babalarımız genelde duygular söz konusu olduklarında istemsizce ketumdur. Bazen düşünürüm daha mı iyi böyle olmaları acaba diye. Bilemiyorum, böyle bir ayrım ve genelleme yapmak istemeksizin içine sürükleniyor, ama bilemiyorum.

Bazen hayatta bir şeyler yanlış gittiğinde beyin daha sebebi anlayamadan beden olayı kavramış oluyor.”

7 yaşında bir çocuk için babalar her şeyi bilir. Bilge birinin sözleri gelir aklıma hep böyle düşündüğümde. Bir babanın, sen belirli bir yaşa gelen kadar her şeyi bilmesi, sonra git gide daha az bildiğini söylemen ve sonunda yaşlandığında yine babanın her şeyi bildiğini kabul ettiğin o sözler.

Bilirsiniz canım… İlla ki duymuşsunuzdur… İşte babam her şeyi biliyor yaşlarında sorarsın babana, neden diye. Defalarca kez sorabilirsin art arda. Bazı çocuklar şansızdır, hızla geçiştirilirler. Bazı babalar ise şansızlığa ya da ekstra şansa mahal vermeden olması gerektiği gibi cevaplarlar bu soruları. Ta ki “Bilmiyorum” a kadar.

“Emniyet kemerini tak!”

“Neden?”

“Çünkü annen hastanede…”

“Neden?”

“Çünkü kendisini öldürmeye çalıştı.”

“Neden?”

“Çünkü yaşamaya değecek bir şey olmadığını düşünüyor…”

İşte küçüklüğümüzü hatırlarken beynimizin bize oynadığı bir ufacık pembe yalan. Beynimiz hatıralar konusunda sık sık bizi yanıltır… Ve bununla ilgili birçok bilimsel çalışma var. Aslında olan şudur: “Annen aptalca bir şey yaptı!”

Çocukça hareketleri, tatlılık ve iç eritici bir gülümseme katıyor izlerken. Seyircilerden birisi küçükken gittiği danışman öğretmen Mrs. Pattison olarak seçiliyor. Yine rolün hakkını veriyor. Göreceksiniz ki o koltukta oturmak zorlayıcı gözükse dahi eğer hikâyenin içine bu kadar girebilirseniz hiç yabancılık çekmeyeceksiniz.

Çocukluk ve Güç

826.979.Beyonce’nin, Gustav’ı dört kez ret etmiş sekizinci kuzeni olması gerçeği.

999.999. Bir işi tamamlamak.

Küçük bir çocukken bununla daha iyi baş etmiştim. Kendini beğenmiş değil de naiftim ve umut doluydum. Sonra bir kalem aldım ve o çocuğun bıraktığı yerden devam ettim.”

Burada çok sert bir mesajla uğraşmak gerekiyor. Ben kendimden pay biçeyim, siz kendinize uyarlayın. Biliyor musunuz, en güzel yıllarımdı 7 yaş ve öncesi. Sürekli hayalimde dönüyor. Bana cennet nasıl bir yer diye sorsanız sanırım çocukluğum derim. Fakat dürüst olduğumda, hayatın bana en sert davrandığı yıllar tam da çocukluğumun arkasında başladı. Güvenli bir ortamın içinde naif büyüyen ben, hazzı bir birine acı vermekte bulan topluma sürüklenmiştim. Burayı açıklamam için uzunca bir kitap yazabilirim. Şimdilik sizler hayal edin yeter.

Şuna eminim, o dönemden benim için aynı kalan tek şey, o zamanlar bana kuzenimin dinletmesi sayesinde, müzik zevkim. Beatles aynı kaldı. Hey Jude şarkısı mesela. Sting aynı kaldı. Shape of My Heart şarkısı mesela (anlamını çok sonradan öğrenmeme rağmen). MFÖ desem, hiç değişmedi, asla değişmez. Barış Manço ve Cem Karaca, uzatmaya gerek var mı daha fazla? Anladınız siz vesselam. Göreceksiniz ki Every Brilliant Thing oyununda şarkıların yeri büyük.

Şarkılar ve plak kayıtları bizleri çok eskiye götürüyor. Tabii kendi toplumumuzda çoğumuzun evinde yoktu pikap ya da piyano. Ama yine de o nostalji halini yaşıyoruz. Buraya özellikle değinmemin sebebi; eğer birçok tiyatro oyununa giderseniz, göreceksiniz ki bazı oyunlar özellikle Balkan ve Amerikan oyunları genellikle bizlere hitap etmiyor. O bölgenin kültürleri çoğunlukla bize yabancı kalıyor. İşte bu nostalji hissi o kadar yabancı değil bize.

Dekor, Işık, Kostüm

every brilliant thing

Harika bir kaç detay dışında pek bir dekor mevcut değil. Basit bir org, ayakları dahi yok. Ayak olarak iki adet seyirciyi kullanmaktan çekinmiyor oyuncu. Özellikle, oyuncunun bir sepet not getirmesi çok güzel bir detay. Tabii ki bu notlar listedeki maddelerden ibaret.

“Işık” diyemeyeceğiz… Every Brilliant Thing siyah beyaz olarak sunulmakta. Sanırım ışıkta pek bir değişim yok. İhtiyacı da yok. Seyirci ve oyuncu herkes aynı tonda aydınlatıyor. Bu sayede seyircinin kendini daha içeride hissetmesi mümkün. Kostüm ise gayet sıradan, günlük kıyafetlerden ibaret. Hiç bir ek görsele ihtiyaç duyacağınızı sanmıyorum.

Sanırım HBO’nun eklentileri olan, ufak flashback/temsil sahneleri mevcut. Bence çok bir artısı olmamış seyirci için. Olmasa daha bile iyi olurdu.

Werther Etkisi

Johann Wolfgang von Goethe tarafından, kendisi 25 yaşında iken yazmış olduğu Genç Werther’in Acıları adlı mektup romanından etkilenilmiş bir varsayımsal olgu. En kullanılır örneği; Marilyn Monroe’nun intiharından sonra ABD de intihar oranları %12 artmıştır. İntihar bulaşıcıdır mıdır? Gelin biz buralarda çok oyalanmayalım. Akla gelen bir replikle burayı hızla sonuca bağlayalım. The Bucket List filminden :”denial, anger, bargaining, depression and acceptance” yani “reddetme, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme.” Bunlar hem ölümün ve hem de sanırım intiharın en gerçekçi aşamaları.

27 ler Kulübü

Birçok sanatçı, ekranların göz bebekleri kendi hayatlarına son vermiştir. Bizlerin bildikleri ve bilmedikleri birçoğu. 27’ler kulübü diye (hepsi intihar etmemiştir) varsayımsal bir şey vardır. Tam tanımı şu şekilde yapılmakta; bu fikir ünlü isimlerin ölümlerini izleyen bir kültürel fenomen olarak varlığını sürdürmektedir.

Bu gibi fenomenler ve özellikle ünlülerin intiharları her zaman bizi etkilemiştir. Robin Williams, Kurt Cobain, Yavuz Çetin… En bildik ölüm şekillerinden biri Yavuz abimize ait, Boğaz köprüsünden atladı bu büyük usta. Kameralar ya da bir Bakan yoktu onu caydıracak. Olsaydı da fark etmezdi sanırım.

Arkasında basitçe notlar bıraktığına inanılan, “Dünyanın En Güzel İntiharı” unvanına sahip Evelyn McHale’i duymuşsunuzdur belki. 1947 yılında Empire State Binası’nın 86. katından atlıyor ve bir aracın üzerine düşüyor. Resmi görenler anlayacaktır unvanı hak ettiğini. Ama acaba böyle yaparak intihar güzellemesi yapılmış olmuyor mu? Medyanın ve yayın organlarının Werther Etkisi dikkate alındığında sorumlulukları çok büyük. Tabii bilirsiniz, tıpkı politikacılar gibi medyacılar da sorumluluk bilinçleri ile ünlüdür (!).

“İntiharın en büyük habercisi intihar bilgisidir.”

Bir noktaya parmak basmadan geçmeyelim. Kütüphanede âşık olacağı Sam’le tanışma sahnesi canlandırılıyor. İki kitap istiyor seyircilerden ve kitaplardan biri Çavdar Tarlasında Çocuklar. Dalga geçiyor, sanki ortaokulu okumadım şimdi tekrar okuyorum diyor. Buradan çıkarılacak bir ders var gibi görünmekte. Ben bu değerli eseri 28 yaşımda okudum. Maalesef, bana hiç bir öğretmenim öncesinde “oku” demedi.

Ve tabii Sam ile karşılaşmada çok güzel bir şarkı ile başlayan bir aşk hikâyesi mevcut oyunda. Bizler bayılırız buna. Göz göze gelip kaçırmalar en sevdiğimiz konudur, yıllardır süre gelen sevda baskılarına karşıdırlar. Namus dedikleri şeyin ne olduğunu bilmeyenlerin kurduğu abluklardan kaçar bakışlarımız ve bir birimize tutunur. Dedik ya, Every Brilliant Thing bize yabacı kalmıyor. Haftalar sonra merhaba diyebiliyor tutku ile bağlanacağı aşka. Öyle barda görüp hemen sevişmiyorlar aynı gece.

Bizde “aşklar tesadüfleri sever” diye bir laf vardır. Öyle bir tesadüf ki listeye bir kaç madde ekleyiverir meşhur kızımız Sam. Ve liste bir anda ölümden kopar, aşk ile hayata yeniden başlar. Sonrasında tüm maddeler Sam’e bir hediye niteliğindedir. Ta ki bir sonraki depresyona kadar.

Hiç mutluluk korkuttu mu sizi? Size öğretildi mi, ya da duydunuz mu çok güldük ne zaman ağlayacağız acaba diye? Nedendir bu karşıt çekiciliği. Tatlının acıya bağlanması ya da insanların ve bizzat sizlerin hayattan mutluluk karşıtı beklentiniz nasıl açıklanabilir ki? 

Kapanış

Every Brilliant Thing de bana en ilginç gelen kısım, birçok karakterin seyircilerden seçilerek canlandırılmasına rağmen anne karakterine canlandırma yapılmadı. Sanırım, ne kadar interaktif olursa olsun bu kadar acı bir karakteri kimsenin üstüne yüklemek istemedi yazar, direktör ve oyuncu.

Yetişkin ve dünyadaki sorunların bilincinde olan biri olarak karmaşa ve trajedilerin içinde mutlu hissetmek çok zor.

Saramago’nun dediği gibi, “Kötü kader diye bir şey yoktur, 21. yüzyıl vardır ve bu yüzyıl bir kelebeği bile intihar ettirebilir.” Şöyle toparlayıp bitirelim: Bu aralar kendime ait melankolidense, başkasınınkini tercih ederim. Eğer benzerini düşünüyorsanız, şiddetle tavsiye ederim. Sayın Kazan’a kaşık çalanlar, eğer çocukluğunuzdan beri böyle bir liste yapsaydınız içinde neler olurdu?

1.000.000. Bir müzik kaydını ilk defa dinlemek.

Kaynakça

  • https://www.imdb.com/title/tt7455360/
  • https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Olum-ve-Olum-Nedeni-Istatistikleri-2019-33710
  • https://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye%27de_intihar
  • https://en.wikipedia.org/wiki/Copycat_suicide
  • https://tiyatrolar.com.tr/tiyatro/harika-seyler-listesi
  • https://tr.wikipedia.org/wiki/27%27ler_Kul%C3%BCb%C3%BC
  • https://1000kitap.com/kitap/filin-yolculugu–7106
  • https://en.wikipedia.org/wiki/Evelyn_McHale

Fırat Ağırkaya

Merhaba. Kendi kendime “Ben kimim ve nasıl tanımlanmak istiyorum?” diye sorduktan sonra, cevabın hayli zor olduğuna karar verdim. Mesleğim, doğduğum yıl ya da okuduğum üniversite gibi bilgiler yerine beni ben yapan özelliklerimden bahsetmek daha doğru olacak. Büyük çoğunluğu roman olmak üzere sürekli okumaya, sıkça tiyatro izlemeye ve ara sıra yazmaya çalışıyorum. Kısa hikayeler, roman, kısa film, animasyon ve tiyatro senaryoları yazma konularında çalışmalar yapıyorum. İçime yöneldiğim zamanlarda çeşitli müzikler dinleyerek kendimi yazmaya veriyorum. Yazılarımda, daha çok yer altı ve sarkastik toplum eleştirileri yapıyorum.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.