Sinema

Women Talking: Güçlü Bir Kadın Dayanışması

Women Talking incelemesi sizlerle… Feminizmin (toksik olmayan) en derinliklerine kadar işlendiği yürek burkan bir hikâye ile karşınızdayız.

Women Talking kısaca birden farklı görüşe sahip insanların birbirlerini kırmadan fakat fikirlerini ısrarla savunup tartışarak sorunları çözebileceklerini çok net gösteriyor. Yobazlık, cahillik ve kadına karşı olan her türlü istismarla şiddeti çok katmanlı bir hikâye içerisinde anlatıyor.

Türkiye’de bir erkek olarak kadınların veya marjinal grupların neler hissettiklerini anlamam imkansız. Fakat elimden geldiğince filmde gördüklerimi, işlenen temaları yine kadına şiddet ve tecavüzün bu kadar yoğun olduğu ülkedeki bir erkek olarak anlatmaya çalışacağım.

Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim. Gerçek anlamda bir kadının bu filme olan bakış açısını çok merak ediyorum. Bu yüzden eğer izleme fırsatı bulursanız muhakkak yorum yazmayı unutmayın. Sizde bıraktığı etki ile bende bıraktığı etki elbette çok farklı olacaktır.

Woman Talking Konusu

Woman Talking Fragmanı

Women Talking, bir grup Mennonit kadının yaşadıklarıa odaklanıyor. Kadınlar tecavüz ve örtbasın getirdikleri neticesinde içinde bulundukları topluluğu terk etmeyi tartışıyorlar. Yazar ve yönetmenliğini Sarah Polley yapıyor. Film ayrıca 2023 Oscar adaylarından.

Hikâyede kadınlar ve kızlar tecavüze uğramış, uyuşturulup cinsel istismara maruz kalmışlar yıllarca. Durumu çözmeye çalıştıklarında ise olay kapatılmak istenmiş. Bunun tamamıyla şeytanın sorumluluğunda olduğu ya da hayal ürünü olduğu söylenir bu mağdurlara.

Ancak bu kadınların bazıları hamile kalır, bazıları ölür, hatta bazı mağdurlar çocuktur. Film boyunca kadınlar bu durumlar karşısında ne yapacaklarını tartışırlar sürekli. Hiçbir şey yapmamayı, mücadele etmeyi ya da ayrılmayı seçebilirler. Tüm bu tartışmalar boyunca her seçenek artıları ve eksileri ile ele alındığını görürüz. Bunların yanı sıra onlarca temayı da filmin arka planında gözlemleriz.

Gerçek Bir Hikâyeden Uyarlama

İşin kötü ve üzücü taraflarından biriyse bu filmle alakalı, filmin gerçek bir hikâyeden uyarlama olması. Miriam Toews kendisi zaten Mennonit kökenli bir kadın ve Women Talking adlı kitabın da yazarı. Film de bu kitaptan uyarlanıyor. Roman, Mennonit bir topluluğunda yaşanan tecavüz olayları sonrasında tecavüze uğrayan kadınların toplanarak yaşadıkları olayları ele alıyor.

Roman, üç gün boyunca toplanan kadınların konuşmalarına odaklanıyor. Bu kadınların ne kadar güçlü olduklarını ve kararlı bir şekilde kendi hayatlarını nasıl kontrol altına almaya çalıştıklarını anlatır. Ayrıca roman, Mennonit toplumunun iç dünyasına da ışık tutar. Bu toplumdaki cinsiyet eşitsizliği ve kadınların maruz kaldığı zorbalık gibi konuları ele alır.

Mennonitler

Women Talking
Kaynak: MGM

Şimdi, mennonitler kavramına pek hakim olmayanlar için şöyle kısa bir araştırmayla öğrendiklerimi sizlerle paylaşayım. Filmde pek geçmeyen “Mennonitler” inanılmaz ilginç bir grup. 16. yüzyılda İsviçre’de ortaya çıkan bir Protestan mezhebinin mensuplarından oluşuyor. İsmini Hollandalı bir lider olan Menno Simons‘tan alıyor.

Genellikle barışçıl bir yaşam tarzı sürdürmeyi ve pasifizm savunuyorlar. Sadeliği ve toplumsal yardımı önemserler. Ayrıca, Hristiyanlıkta önemli olanın barışçıllık ve pasifizm ilkelerine sıkı sıkıya bağlı olması gerektiğini söylerler. Bu nedenle savaş karşıtıdırlar ve askerlik hizmetini ivedilikle reddederler.

Bunların yanı sıra, doğal kaynakların korunması ve doğayla uyumlu yaşamayı da amaç edinmişlerdir. Mennonitler, güya lüks tüketimden kaçınıp mütevazı bir yaşam sürmenin derdindedirler. Ayrıca Hristiyanlığı kabul eden ve yaşamını Hristiyan prensiplerine göre düzenleyen kişilerin vaftiz edilmesi gerektiğine inanırlar. Yani anlayacağınız diğer mezheplerin aksine vaftizin kişinin özgür iradesi ile seçilebileceğini savunurlar.

Şimdi, bu bilgileri okuyunca “aslında kendi çaplarında yaşayan kaliteli bir topluluk” gibi düşünebilirsiniz. Fakat öyle değil, ki filmin uyarlanan romanın yazarı Miriam Toews de bunu gösteren nitelikte. Mennonit toplulukları sözde barışı ve saygıyı savunuyorlarmış. Tek kelimeyle rezillik…

Film, Mennonit topluluklarında cinsel taciz, ensest ve diğer istismar olaylarını çok net gösteriyor. Ayrıca ufak bir araştırmayla daha koyu ve zır cahil olan insanların topluluğun liderleri olduğunu görebiliyorsunuz. Liderlik konusunda ki rolleri adeta ilkel çağdan kalma.

Kadınlar konusunda tamamen geleneksel rolleri koruyan bir topluluk kendileri. Bu topluluklarda kadınlar genellikle ev işlerinden, çocuk bakımından sorumluyken; liderlik rollerinde erkekler daha üstün haliyle. Yine de son yıllarda bazı Mennonit gruplarında kadınların liderlik rolleri ve eşitlikleri konusunda ilerlemeler kaydedildiği dile getiriliyor. Ne kadar doğru emin değilim.

Women Talking bunları işlediği için kısaca bahsedeyim dedim. Nitekim topluluğun dinamiklerini öğrenmek filmi izlerken önemli gözükebilir. Gel gör ki, siz filmdeki insanların zır cahil, yobaz bir topluluk olarak da okuyabilirsiniz. Aslında isimlerinin bir önemi de pek yok.

Temaların Korkutucu Gerçekliği

Women Talking
Kaynak: MGM

Şimdi Women Talking işlediği tema ve konulardan tek tek inceleme çıkar. İlk kavramların din ve inanç olduğunu söyleyebilirim. Topluluğun kolektif inançları ve kabullenilmiş dininin kadınların hayatındaki rolü, filmin ana temalarının başında geliyor.

Din ve inanç bazen kadınların hayatında bir kısıtlama kaynağı olabildiğini görebiliyorsunuz. Fakat bazen de güçlü bir dayanak ve topluluk desteği sağlıyor bu mağdur kadınlar adına. Ayrıca cinsiyet rollerinin toplum içindeki eşitsizliği de pek çok sahnede gözünüze çarpıyor. Kadın, erkek gibi kavramların toplumdaki rolleri arasındaki farklar, kadınların erkeklerin gölgesinde kalmaları ve toplumsal cinsiyet rollerinin kalıplaşmışlığı filmin diğer bahsettikleri arasında.

Bir de ailenin kadınlar üzerindeki etkilerine de değiniliyor. Fakat benim izlerken kanımı donduran ve ister istemez içinde bulunduğum toplumu aklıma getirten asıl temalar: Adalet ve ceza kavramları oldu. Tecavüz mağduru olan kadınlara suçlayıcı gözlerle toplumda bakanların mağdur olanların üzerinde bıraktığı travmaları görmek çok can yakıcı.

Tüm bunlarla aslında tecavüzcülerin adalet karşısında cezalandırılmasının ne kadar önemli olduğunu anlayabiliyorsunuz. Ayrıca bir toplumda adalet olmadan özgürlüğün olmayacağı açıkça görülebiliyor.

Aslında şu cümle pek çok şeyi de özetliyor:

Artık orada olmayan elleri hissederek uyandığımızda, yaşlılar bize bunun hayaletlerin işi olduğunu söylediler. Veya şeytanın… Ya da dikkat çekmek için yalan söylediğimizi… Ya da bunun vahşi bir “kadın hayal gücü” olduğunu.

Tüm bu kötü durumlara ve temaların korkutuculuğuna rağmen filmin dayandığı, kitapta da işlendiği bariz olan konu: “Kadınların gücü ve dayanıklılığı” diyebilirim. Tecavüze uğradıktan sonra kadınların verdikleri mücadele şahane. Toplum tarafından maruz kaldıkları zorbalık ve eşitsizlik ise karşı oldukları duruşu simgeliyor.

Kabullenmek, Savaşmak, Ayrılmak

Kaynak: MGM

Bu film bana aslında şu an ki içinde bulunduğum ülke ve toplumun yanı sıra tüm dünya düzenini de daha net gösterdi. Cahilliğin, yobazlığın ve zamana ayak uyduramamanın kirliliği feminist bir kadın grubun sırtlarına yükleniyor.

Filmin başardığı en iyi şeylerden biri de izleyiciye bilerek ve isteyerek, “İzlediğin şeyleri orta çağda geçen bir kolonide geçiyor sanabilirsin, çünkü at arabaları var, daha da önemlisi yozlaşmış fikirlerle dolu” dedirtmesi. Fakat filmin ilerleyen kısımlarında aslında tüm olayların modern bir toplumda olduğunu görebiliyorsunuz.

Hemen başlardaki sahnelerle bu kadar kötülük, yobazlık ve cahilliğin herhalde orta çağın belirli bir noktasında geçtiğini düşünürken; filmin ortalarında hikâyenin 2010’larda geçtiğini anlamak insana büyük bir darbe vuruyor.

Women Talking ayrıca tamamen diyalog odaklı. Bu açıdan bazı izleyicileri sıkabilir. Fakat bu diyalogları takip ederken kadınların yaşadıklarından ötürü birbirleri arasındaki tartışma, genç kuşak ve yaşlı kuşak arasındaki dine, erkeğe, yaşadıklarına bakış açılarını izliyoruz. Bu başta da dediğim gibi tartışmanın birbirini anlayarak da olabileceği göstergesinde kafa açıyor.

Filmdeki grubun inanç kavramları o kadar yobaz ki bazı sahne ve diyaloglarla kişilerin nasıl pasifize edildiğini çok net anlaşılıyor. “Biri sana tokat mı attı, diğer yanağını dön” metaforunu kendi topluluklarının arasındaki inanç kavramında büyümüş kadınlardan okuyabiliriz.

Tecavüze uğradıktan sonraki bazı bakış açıları bunu savunur nitelikte. Gebe kalmasındaki çocuğun günahsız oluşunda arıyor kurtuluşu bazı kadın. Ya da ona tecavüz eden erkeğin de berbat bir eğitim ve inançla büyüdüğü için bunu yaptığı fikrini düşünüyor. Yani bu sistem yüzünden suçlunun olmadığını savunan da var. Fakat bu fikirleri tartışıyorlar elbet.

İzledikçe bazı kadınların bir kısmının konuyu kabullenmiş olduğunu anlayabiliyorsunuz. Bir kısmı ise “biz mağduruz neden kabullenelim, hakkımızı arayalım” kafasında. Aslında toplumumuzda da başka bir gösterge bu. Anlayacağınız filmde hiçbir şey kesilip atılmıyor. Aksine herkes birbirini dinleyip anlamaya çalışıyor. Tabii bu süreçte bol bol tartışılıyor.

Kıssadan Hisse

Kaynak: Mubi

Şimdi oralarda bir yerde bu satırları okuyan ve “herhalde film tamamen erkeklerin kötülendiği ve kadınlar için yapılmış bir feminizm filmi” gibi düşünen erkekler olabilir. Neticesinde “evet”, bu film tecavüz mağduru kadınları işliyor.

Gel gör ki, empati kurabileceğiniz bir erkek karakter içeriyor film, onu da siz keşfedersiniz. Tüm bu anlattıklarımdan aslında başta söylediklerimi neden söylediğimi daha net anlamışsınızdır. Bu film Türkiye’de dini ve toplumsal her türlü baskı altında yaşayan bir kadının gözünden çok daha farklı algılanıp hissedilebilir.

Film, toplumun cinsiyet rollerine, inançlara ve aile yapısına eleştirel bir bakış açısı sunsa da ben sadece bunları fark edebiliyorum. Hissetmek ve anlatmak çok daha farklı olduğunu biliyorum.

Filmde tecavüze uğrayan kadınların, toplumlarının kalıplaşmış cinsiyet rollerinin getirdiği baskılar nedeniyle susmak zorunda kaldıklarını gördükçe, etrafımda tacize uğramış arkadaşlarımın bana anlattıkları aklıma geldi ve bu beni tekrar o dostlarım için göz yaşı dökemediğim anlara geri götürdü.

Ancak filmde kadınların yaşadıklarına sessiz kalmamalarını ve adaletin sağlanması için savaşmaya karar vermelerini izlemek de; sokakta, orada burada tecavüze uğrayıp, öldürülen kadınların sesi olmaya çalışan pek çok kadının verdiği mücadeleyi de tekrar düşünmemi sağladı.

Filmin eleştirel kısmı bazı fikirlerin çok net göze sokuluyor olması. Fakat sanırım böyle bir dünya düzeninde “Tecavüze uğrayan kadın neden suçlu değildir” mesajının en arka sırada oturana da en net şekilde anlatılması gerekiyor. Sizleri de bu karanlık konuyu cesurca gözler önüne süren Women Talking filmi hakkındaki görüşleriniz için yorumlara bekliyorum.

Kaynaklar

https://www.researchgate.net/publication/316053922_Mennonit_Kilisesi%27nin_Ortaya_Cikisi_ve_Tarihcesi

https://www.literaedebiyat.com/post/konusan-kadinlar-miriam-toews

https://www.youtube.com/watch?v=DWpu6OCf5BE&t=6461s

https://medium.com/simon-dillon-cinema/film-review-women-talking-cc54519be96e

https://www.mgm.com/movies/women-talking

Emre Turan

Merhaba! Az yiyen, çok okuyan ve yazmaya iştahı tükenmeyen bir gastronomi uzmanıyım. 1998 doğumluyum. Gastronomi üzerine lisans eğitimimi 2020 yılında tamamladım. 2022 yılında ise yüksek lisans eğitimime başladım. Yıllarca Türkiye'nin önde gelen tarif/içerik sitelerinden birinde food editorlük başta olmak üzere; yemek stilistliği, yemek fotoğrafçılığı, şef asistanlığı gibi farklı işlerle uğraşıp ekibe destek verdim. Ayrıca son yıllarda gastronomiye dair iki romanla uğraşıyorum. Tabaklarda ve yemeklerde süs sevmediğim gibi cümlelerimi de süsten uzak, dengeli bir şekilde kullanmayı tercih ediyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir