Keep Sweet: Pray and Obey İnceleme

777 kere okundu
25 dakikada okunabilir
Keep Sweet

Keep Sweet: Pray and Obey, bir Netflix içeriği olan yapım hakkındaki incelememiz sizlerle.

Keep Sweet, İsa Mesih’in Son Zaman Azizler Köktenci Kilisesi’nin (FLDS) kuruluşundan, kilisenin liderliğini hala yapmakta olan Warren Jeffs’in yargılanma sürecine uzanan olaylar zincirini konu alan Netflix’in mini belgesel dizisi.

Hemen belirteyim, bu yazıda can sıkıcı ve rahatsız edici bazı gerçekler üzerine konuşacağız. Eğer bu yazıdan keyif alma gibi bir beklentiniz varsa ne yazık ki sizleri hayal kırıklığına uğratacağım. Dilerseniz, yazıyı burada kapatıp konfor alanınıza dönüş yapabilirsiniz.

Konfor alanı nedir uslanmayanlar, hazırsanız başlayalım!

LDS ve FLDS Nedir?

Keep Sweet

Öncelikle iki topluluk arasındaki ayrıma göz atalım. LSD veya Mormon Kilisesi, 1820’lerde Joseph Smith’in önderliğinde kurulan ve bugün ABD’nin 4. en büyük mezhebi. İsa Mesih tarafından kurulduğunu iddia eden ve merkezleri Salt Lake City ve Utah’ta bulunan kilisenin bugün yaklaşık 17 milyon üyesi olduğu bilinmekte. Diğer mezheplerden farklı olarak LDS 4 kutsal metin kabul eder: İncil, Mormon Kitabı, Öğreti ve Araştırmalar, Çok Değerli İnci. Bu toplulukta bir lider vardır. Bu lider bir tür Mesih görevi üstlenir. Ayrıca toplulukta hiyerarşik bir yapılanma vardır. Mesih’in altında kendisinin atadığı piskoposlar yer alır. Kadınlar ise bu hiyerarşinin en altında bulunurlar. Bu açıdan, LDS’yi ataerkil sistemin bir uzantısı olarak da düşünebiliriz.

Gelelim FLDS’ye.

FLDS’yi LDS’nin radikal veya köktenci kolu olarak tanımlamak mümkün. Peki, bu radikallik neyden kaynaklanıyor? Daha öncelerinde LDS çok eşliliği savunmaktaydı. Çok eşlilik topluluğun en önemli kurallarından biriydi. Fakat 20. yüzyılın başlarında LDS bu kuralı kaldırma kararı aldı. Fakat bazı grup üyeleri bu fikirden hoşlanmadı ve LDS’den ayrılarak kendilerine yeni bir topluluk yarattılar. Şaka değil! Onlar kendilerini radikaller olarak tanımladılar. 1986’dan 2002’ye kadar FLDS’ye başkanlık eden isim ise Rulon Jeffs idi.

Keep Sweet: Pray and Obey Konusu

Keep Sweet, yazının başında bahsettiğim gibi Netflix’in 4 bölümden oluşan belgesel türünde mini dizisi. Her bölüm yaklaşık 40-50 dklık sürelerden oluşuyor. Bölümler kendi içinde belli bir zaman dilimini kapsıyor.

Yapım, Keep Sweet: Pray and Obey adını Rulon Jeffs’in yönetiminde sıkça dile getirdiği “tatlı ol, dua et, itaatkâr ol” deyişinden almakta. Bu deyiş zaman içerisinde adeta FLDS’nin mottosuna dönüşüyor. Zaten mini dizi FLDS’de yaşananları Rulon Jeffs’in topluluğa başkanlık ettiği dönemle başlatmakta. Mini belgesel dizinin bölümlerini içerikleri bakımından şöyle kategorize etmek mümkün:

I. Bölüm: Rulon Jeffs’in liderliğinde 1991 yılından 2002’ye uzanan olayları kapsıyor. Wall ailesi ve Jeffs ailesinin üyeleriyle tanışıyoruz.

II. Bölüm: Warren Jeffs’in FLDS’nin başına geçme süreci ve sonrasında toplulukta yaşanan dönüşümleri konu alıyor.

III. Bölüm: Warren Jeffs’in kuruculuğunda getirilen katı kurallarla dikkatleri üzerine çeken topluluk hakkında yürütülen araştırmalar, açılan davalar ve Warren’ın tutuklanma süreci.

IV. Bölüm: Warren Jefs hakkındaki iddiaların kanıtlanması ve yargılanma süreci.

Açılış: Wall Ailesi

Wall Ailesi

Belgesel dizinin açılışı Wall ailesi ile yapılıyor. Zaman olarak takvimler 1991’i gösteriyor. Tanıştığımız kişiler Wall ailesinin üyelerinden Llyod Wall, onun ilk eşi ve çiftin kızları Rebecca Wall. Bir de Llyod’un ikinci eşinden 11. çocuğu olan Elissa Wall ile tanışıyoruz.

Anlaşıldığı gibi, Baba Wall’un iki eşi var. İki eşinden toplam çocuk sayısı ise 20’yi aşkın. Çok eşlilik yasal olmadığı için aile uzun bir süre gözlerden ırak bir yaşam sürüyor. Yani aile yaşam tarzını herkesten gizliyor. Bu süre zarfı içinde LSD’de aradığını bulamayan Llyod, ailesi ile birlikte FLDS’ye katılıyor. Böylelikle ailenin FLDS macerası ilk olarak Salt Lake City’de başlamış oluyor.

Wallların belgeselin merkezinde konumlandırılmasının nedeni FLDS’nin lideri Warren Jeffs’in kirli çamaşırlarının ortaya dökülmesinde Rebecca ve Elissa’nın sahip olduğu kritik roller.

FLDS’ye Dalış

Keep Sweet prey and obey

Şimdi geçelim Rulon ve Warren yönetimindeki FLDS kurallarına. Fakat FLDS’nin alt yapısında yatan gerçekliğin izini sürmek için “Rahip Tipi” kavramına göz atalım. Bu kavram Alman filozof Nietzsche‘nin felsefesinde merkezi bir öneme sahip. Nietzshe’nin hemen hemen bütün eserlerinde rahip tipine atıfta bulunduğunu söylemek mümkün. Peki, bu ne açıdan işimize yarayacak? Bu kavramın bizlere Rulon Jeffs, Warren Jeffs ve genel olarak din kisvesi altında sunulan çarpık algıların altında yatan gerçekliğe dair yardımcı olabileceğini düşünüyorum.

Rahip Tipi

Hepimizin bildiği gibi, Nietzsche çağına dair bir saptamada bulunmakla işe başlar. Bu saptama, çağının insanının bir hastalığın eşiğinde olduğuna yöneliktir. Bu hastalık ise nihilizm. Peki nedir nihilizm, Nietzsche’nin kendisinden dinleyelim:

En büyük değerlerin, kendi öz değerlerini düşürmesi. Hedef eksik; “neden?” sorusuna cevap bulunamıyor. (Nietzsche, 2010.)

Çağında yaşanan nihilizm problemini de insandan hareketle aşmaya çalışır Nietzsche. Burada küçük bir hatırlatma yapalım. Nietzsche’de “hakikat” bir yorum olup insanlar realiteyi değerlendirme biçimlerine göre birbirlerinden farklılaşmaktaydı. İşte, dünyayı okuma ve yorumlama biçimlerine göre, Nietzsche’de üç insan türü karşımıza çıkıyor: Sürü İnsanı, Özgür İnsan, Üstinsan. 

Bu noktada, o, nihilizmi “sürü ahlakı”nın bir sonucu olarak görür. Bu ahlakın köklerini ise Hristiyan ahlakın yorumuna dayandırır. Bu durumu Güç İstenci’nde şöyle ifade eder: 

Hareket noktası: ‘Toplumsal Sıkıntıyı’ veya ‘psikolojik dejenerasyonu’ ya da daha kötüsü, ahlaksızlığı nihilizmin nedeni olarak kabul etmek yanlıştır… Daha ziyade Nihilizmin kökleri tek bir yorumda yatar, o da Hristiyan ahlakın yorumudur. (Nietzsche, 2010.)

Nietzsche için sürü insanının en ileri düzeyini temsil edenler rahiplerdir. “Rahipçe yaşamı biçimi”, der Nietzche ve davam eder: “insan varlığının en tehlikeli biçimi.” (Nietzsche, 2013.) Ona göre, insanlığın en aşağılık tabakasını temsil eden rahipler yaşam düşmanı değerler yoluyla insanlığı ve yaşamı düşüşe sürüklemişlerdir. 

Bedeni hor görmek, kendinden olmayana nefret duygusu beslemek; vicdan, inanç, tanrı kisvesi altında öte dünya hayaliyle yaptırımlarda bulunmak söz konusu yaşam düşmanı değerler arasında yer alır. (Nietzsche, 2000).

İşte, rahipler Tanrının sözcüsü olduğunu iddia ederek soylu insan değerlerini tersine çevirmiş, bu değerleri “günahkârlık”, “sapkınlık” adı altında lanetlemiştir. Bunu yapmalarındaki asıl amaç ise “gücü” elde tutmaktır. Bu güç nedeniyle de sürü insanı ondan hem korkmakta hem de ona derinden bir saygı duymaktadır.

Burada biraz duralım ve belgesele dönelim…

Keep Sweet

Keep Sweet‘ de ilk olarak, tam da Nietzsche’nin parmak bastığı gibi, Tanrının temsilcisi olduğunu iddia eden Rulon Jeffs ile tanışıyoruz. Rulon yönetiminde, öte dünya vaadiyle uygulanan öğretilerden bir tanesi Göksel Evlilik Yasası. Bu yasaya göre, Tanrı katı olan en yüksek mertebeye ulaşmak isteyenlerin en az 3 eşi olmak durumunda. Fakat bu kural yalnızca erkekler için geçerli. Aynı zamanda erkeklerin eş sayısına göre topluluk içindeki statüleri belirlenmekte. Bir erkeğin ne kadar eşi var ise topluluk içinde o denli saygın biri. Tahmin edersiniz ki, kadınlar “tatlı ve itaatkar” bir eş olmaktan öteye gidemiyor bu toplulukta. Tek yapmaları gereken kurallara uymak ve iyi bir eş olmak.

Bir diğer yasa ise Yerleştirme İlkesi. Bu ilkeye göre topluluk içinde kimin kiminle evleneceğine karar verme yetkisi Mesih’e ait. Topluluk içinde kimse evleneceği eşi seçemiyor. Mesih’in layık gördüğü kim ise evlilikler ona göre yapılıyor.

Kurallar bu kadarla sınırlı değil. Babasının ölümüyle topluluğun başına geçen yeni Mesih, Warren Jeffs bu kuralları bir adım öteye taşıyor. Örneğin, akademide daha öncesinde yer alan sınırlı kitaplar ortadan kaldırılıyor. Warren kendi eliyle kadınlar için özel bir müfredat hazırlıyor. “Yeni ve Sonsuz Evlilik Ahdinde Saflık” adlı bir kitap kaleme alıyor. Topluluk içinde kamera çekimleri yasaklanıyor. Kadınların kılık kıyafeti konusunda katı kurallar getiriliyor. Bu kurallardan bazıları şunlar; pantolon giyme yasağı, baskılı kumaş yasağı, saçların belli tipte toplanması, uzun iç çamaşırı giyilmesi vb.

Daha fazla güç ve kontrol kurmayı amaçlayan Warren 2002’de Salt Lake’de yapılacak olan dünya olimpiyatlarını bahane ederek bunun kıyametin habercisi olduğunu söylüyor tebaasına. Warren’ın ağzından çıkana Tanrının emriymişçesine inanan insanlar, onun bu iddiasına hiç sorgulamadan boyun eğiyorlar. Çünkü Nietzcshe’nin vurguladığı üzere gücü elinde tutan yeni Mesih adeta bir korku politikası izliyor. Başarılı da oluyor!

Büyük göç başlıyor ve yaklaşık on bine yakın insan Short Creek adlı gözlerden ırak, ulaşımın zor olduğu bölgeye yerleşiyor.

Fakat kötü haber şu ki, kıyamet kopmuyor…

Sorgulamaksızın İtaat

FLDS

Nietzsche sürünün başındaki rahibin onlar üzerinde yarattığı “korku” ve “saygı” nedeniyle sürü insanının kendisine “ahlak” adı altında verilen değerleri sorgulamaksızın kabul ettiklerine işaret eder. Kendilerine hazır olarak sunulan normlara karşı çıkmak, onlar üzerine düşünmek, sorgulamaya girişmek ise ahlaksız olmakla eş değerdir sürü için.

Bu görüş ile paralelliğinde, FLDS’de kimse yaşananları sorgulamıyor çünkü biliyorlar ki Mesih’e itaatsizlik etmek Tanrıya itaatsizlik etmekle eş değer. Warren Jeffs kuzeniyle evlenme talimatı verdiği Elissa kendisine karşı çıktığında, ona şöyle karşılık veriyor:

Beni sorguluyorsan Tanrıyı sorguluyorsun.

“Kıyamet kopacak” deniyor kopmuyor… Babası öldükten sonra Warren, Tanrının ona fısıldadığı gerekçesiyle bu kadınları kendi eşi ilan ediyor fakat kimse bu çarpık duruma ses çıkarmıyor… İlerleyen süreçte ailelerden küçük çocukları alıp Zion adını verdiği, sözde “kutsal” bölgeye götürüyor ancak aileler buna anlam veremedikleri halde karşı çıkmıyor… Herkes susuyor… Yani insanlar koşulsuz bir uyma davranışı sergiliyorlar bu toplulukta.

Warren’ın talimatı ile çocukları ellerinden alınan bir annenin, Keep Sweet‘de yer alan röportajdaki şu sözleri Nietzsche’nin tespitlerini doğrular nitelikte:

Ölmekten korkmuyordum. Mesih’e itaatsizlik etmekten korkuyordum.

Aynı şekilde Wall ailesinin üyelerinden, Elissa’nın Keep Sweet‘de yer alan şu sözleri de:

Oradan ayrılmak lanetlenmek demekti.

Aynı şekilde, topluluğun üyelerinden bir başka kadının aşağıdaki sözleri:

Farklı bir şey yaparsak cehenneme gitmekten korkuyorduk. Kendini sunmalısın. Çünkü kurtuluşumuz için. Yanlış da olsa ne gerekiyorsa yapıyorsun.

Toplum Mühendisliğinin Çarpık Bir Örneği

Zion

“Toplum Mühendisliği” kavramı hayatımıza 19. yüzyılda giren kavramlardan biri. Kavramı kullanan ilk kişi J.C. Van Marken adlı bir sanayici. Tabii buradaki kullanım, bugün anladığımız toplum mühendisliğinden biraz daha farklıydı. Bugün kullanıldığı haliyle ise toplum mühendisliği, daha çok istenilen şekilde “toplumu inşa etme/dizayn etme” anlamında kullanılmakta. (Sait Yılmaz, 2020, s. 1-13)

Peki, bu olumlu bir şey mi, yoksa olumsuz mu?

Aslında bunun tek bir cevabı yok gibi görünmekte. Tıpkı internetin iyi bir şey mi, yoksa kötü bir şey mi olduğu paradoksu gibi. Yani pozitif yönde kullanılırsa cevap “olumlu” fakat negatif yöne kullanılırsa cevap “olumsuz.” Bunun aynı şekilde toplum mühendisliği içinde geçerli olduğunu söylemek mümkün. Toplum mühendisliğinin en olumsuz örneği şüphesiz Hitler Almanyası. Tabii bu sadece en bilinen örneklerden biri.

Bu yazıda, konumuz FLSD olduğu için, ben burada topluluk bağlamında konuyu ele almak istiyorum. Özellikle Warren Jeffs yönetiminde adeta yeni bir topluluk türünün kurulduğunu gözlemlemekteyiz. Bu noktada, aşikar olan dinin bir araç olarak kullanılması. Din çatısı altında toplanan insanların zihinleri yıkanıyor, ellerinden mal varlıkları toplanıyor, bununla beraber Warren Jeffs ve onun yeni dünyası için erkekler köle gibi çalıştırılıyor. Keep Sweet’in 3. bölümünde müritler tarafından inşa edilen Zion Tapınağı ve etrafında kurulan yaşam alanları ve uygulanan politikalar tarihteki toplum mühendisliklerine çarpıcı bir örnek oluşturmakta.

Tarihin Küllerine Karıştı Sandıklarımız…

Tarihin küllerine karıştığını sandığım şeyleri duyuyordum.

Bu sözler, Keep Sweet de Warren Jeffs’in yakalanmasına yardımcı olduğunu öğrendiğimiz ve onurlu bir gazeteci örneği teşkil eden Rand Mankin’e ait. Beni belgeselde en etkileyen cümlelerden biri onun bu sözleriydi.

Tarihin küllerine karıştığını sandığımız birçok haber duyuyoruz bugün… Kadınları ikinci dereceden insan olarak gören anlayıştan tutun da küçük yaşlarda evlendirilen kız çocukları… Cemaat/vakıf adı altında tecavüze uğrayan çocuklar… Çocuk porno ticareti…Öldürülen nice kadın… Ve hasıraltı edilen bir sürü şey…

FLDS de bunlardan yalnızca biri… Bana kalırsa, Warren Jeffs’in yakalanma süreci ve bununla beraber hakkında verilen müebbet kararı oldukça geç alınıyor. Tam anlamıyla Jeffs’in mahkum edilmesi 2021 yılına denk geliyor. 1998’de babasına inme inmesiyle yavaş yavaş topluluk üzerinde otorite kuran Jeffs’in Mesih olarak kabul edilmesi 2002 yılına denk düşüyor.

“Din” adı altında kadın ve kız çocuğu ticareti yapan, aynı zamanda kız çocuklarına tecavüz eden bu adamın yakalanması 19 yıl sonra gerçekleşiyor. Bu sırada Jeffs zenginliğine zenginlik katıyor. Amazon gibi birçok ünlü şirketle işbirlikleri yapıyor. Ayrıca kendisinin dünya nimetlerinin hiçbirinden geri kalmadığını kanıtlayan da bir sürü arşiv çıkıyor ortaya…

Warren’dan geriye kalan ise aralarında 12 ve 13 yaşlarında kız çocuklarının da bulunduğu bilinen toplam 72 karısı. Pardon! 72 çalınan hayat… İşin acı ama gerçek tarafı ise Warren’ın tüm pislikleri ortaya çıktıktan sonra birçok FLDS üyesinin hala onu liderleri olarak görmeleri…

İşte Keep Sweet bu çirkinliği tüm çıplaklığı ile ele alan başarılı ve farkındalık uyandıran bir yapım olmuş!

Son olarak, FLDS günümüz dünyasında ve ülkemizde de varlığını sürdüren tarikat gerçeğinin yalnızca bir örneği aslında. Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Esergül Balcı’nın ve ekip arkadaşlarının sürdürdüğü 4 aylık saha çalışmasında elde edilen verilere göre ülkemizde 30 tarikat bulunmakta. Bu tarikatların 400 kolu bulunduğu bilgisi yer almakta raporda. Yalnızca İstanbul’da 445 tekkenin faaliyetlerini açıktan sürdürdüğü bilinmekte…

Söz sizde…

Kaynakça

W.F. Nietzsche, Ahlakın Soykütüğü, çev. Ahmet İnam, İstanbul: Say Yayınları, 2013.

W.F. Nietzsche, Deccal, çev. Oruç Aruoba, İstanbul: Hil Yayınları, 2000.

W.F. Nietzsche, Güç İstenci, çev. Nilüfer Epçeli, İstanbul: Say Yayınları, 2010.

https://www.academia.edu/44505284/Toplum_m%C3%BChendisli%C4%9Fi_

http://www.esergulbalci.com/category/tarikat-raporu/

Ahsen Kurtuluş Bilir

Felsefe ve Sosyoloji mezunuyum. Mezun olduktan sonra; Çocuklar için Felsefe (P4C), Akıl ve Zeka Oyunları Eğitmeni, İçerik Editörlüğü alanlarında sertifikalar aldım. Kendimi şöyle tanımlıyorum: Araştırıyor, Okuyor, İzliyor, Düşünüyor ve Yazıyor.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.