Svetlana Aleksiyeviç: Duyguların ve Ruhun Tarihi

606 kere okundu
19 dakikada okunabilir
Svetlana Aleksiyeviç

Svetlana Aleksiyeviç hakkında detaylı bir inceleme sizleri bekliyor.

Yepyeni bir edebi tür yaratıcısı, Nobel Edebiyat ödüllü yazar ve gazeteci Svetlana Aleksiyeviç ile tanıştıracağım sizleri bu yazımda. Onun ilhamlarına, eserlerine ve bütün bu ilhamlar ile eserlerinin ortaya çıktığı toplumsal koşullara bakacağız birlikte.

Svetlana Aleksiyeviç Kimdir?

Svetlana Aleksiyeviç, uzun hâliyle Svetlana Aleksandrovna Aleksiyeviç, 1948’de Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin Stanislav şehrinde doğdu. Annesi bir Ukraynalı, babası ise bir Beyaz Rus’tu. Çocukluğu boyunca Belarus’ta ailesiyle beraber yaşayan Svetlana Aleksiyeviç, Belarus Devlet Üniversitesi Gazetecilik bölümünde yükseköğrenimine başladı. Takvimler 1972 yılını gösterdiğinde, 24 yaşında üniversiteden mezun oldu. Belarus’un başkenti Minsk’e yerleşerek orada gazetecilik-muhabirlik yaptı. Bir zaman sonra -mezuniyetinin 4 yıl ardından- ise edebiyat dergileri için yazılar yazmaya başladı. Böylelikle gazetecilik-muhabirlik mesleği ile edebiyat çalışmalarını birlikte yürüttü. Bu, onun gelecekte bu iki alanı ustaca birleştireceğinin bir emaresi gibiydi.

Yıl 1985: “Kadın Yok Savaşın Yüzünde”

Svetlana Aleksiyeviç

1985 yılında, ilk kitabı olan Kadın Yok Savaşın Yüzünde çalışmasını okurların beğenisine sundu Svetlana Aleksiyeviç. Kadın Yok Savaşın Yüzünde, II. Dünya Savaşı’nın kadınlar gözünden bir anlatımıydı. Nazi işgallerini bertaraf eden SSCB kadınlarıydı kitapta anlatılanlar. Piyadesinden cerrahına, keskin nişancısından pilotuna, keşif erlerine kadar Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği kadınlarının yaşadıkları…

Faşizmin alt edilmesinde aktif rol oynayan kadınların sesi olmuştu Svetlana Aleksiyeviç. Savaşta bir “kadın” olmak nasıldır, kadınlar bu konuda neler anlatır, onun değindiği noktalar işte bunlardı. Kadın Yok Savaşın Yüzünde, Svetlana Aleksiyeviç’in yarattığı bir türdeydi. Kendisinin Belgesel Edebiyat olarak tanımladığı bu türe, Nobel komitesi, “duyguların ve ruhun tarihi” adını vermişti. Nitekim Svetlana Aleksiyeviç, Kadın Yok Savaşın Yüzünde ile 2015 Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi oldu. Kitap, 2 milyon adetten fazla sattı.

Svetlana Aleksiyeviç Edebiyatı

Svetlana Aleksiyeviç

Svetlana Aleksiyeviç, gazetecilik mesleğinden getirdiği gerçekçilik anlayışını edebi eserlerine de taşıdı. Mesleği boyunca yaptığı röportajlar ve görüşmeleri kitaplaştırırken içlerindeki hisleri ve ruhu öne çıkardı; metinleri edebiyat pratikleri ile harmanlayarak kendine özgü bir tür oluşturdu.

Aleksiyeviç, yaşamı ve içinde olanları gözlemlerken olaylardan çok onların insanlardaki etkilerine ilgi duydu. II. Dünya Savaşı’na, Sovyet-Afgan Savaşı’na, Çernobil faciasına, SSCB’nin dağılmasına şahitlik etti Svetlana Aleksiyeviç. SSCB’de yaşayan vatandaşların psikolojik ve duygusal durumlarındaki değişim onun odak noktalarından bir tanesiydi.

Fikirlerimizin ve yaklaşımlarımızın hangilerinin bize ait olduğunu, hangilerini toplum ve çevreden devşirdiğimizi merak etti, araştırdı. Dünyayı “tek tek insanların seslerinden oluşan bir koro ve günlük ayrıntılardan oluşan bir kolaj” şeklinde tanımlıyor yazar. “Bu koroyu duyup dile getirebildiğim için aynı anda bir yazar, gazeteci, sosyolog, psikolog ve vaiz olabiliyorum.” Bunun yanında duygularımızdan, arzularımızdan, hayal kırıklıklarımızdan mabetler inşa ediyor.

“Hakikat, halkın ortak ürünüdür. Yüzlerce farklı hakikatten doğar. Zamanımızda vuku bulan olaylara farklı açılardan da bakabilmek adına kaleme aldığım her kitapta, insanların farklı yaş ve mesleklerini de göz önünde bulundurdum. Bundandır ki kitaplarımı, ‘farklı seslerin romanı’ olarak görüyorum. Tek bir insan bilincinin, yaşanan her şeyi hakkıyla kavrayabilmesi oldukça güç. Zira dünyamızda yaşananlar sindirmesi oldukça güç ve ağır şeyler. Tolstoy gibi 50 sene evvel yaşanmış bir olayı 50 sene sonraki okuyucu için yazmak çok zor. O devir geçti. Ancak kim bilir, belki de birileri oturup yazmaya devam ediyordur. Bu raddede ise tanıklık etmenin önemi iyiden iyiye ayyuka çıkıyor.”

Kitaplarına konu olan “küçük” insanların hikâyelerinin ve tanıklıklarının üzerinden büyük tarihe de ışık tutmakta Svetlana Aleksiyeviç. Zulme uğrayınca büyümek durumunda kalan insanlar bunlar. Yazar, onları tam da bu şekilde tanımlamakta: “Küçük Büyük İnsanlar”. Büyük tutkusunu, yani konuşmaları pek az bir edebi müdahale ile eserlerine yansıtıyor.

Sanat, Toplum, Birey

2021 yılında Cumhuriyet’ten Gülçin Aras’a verdiği röportajda eserleri hakkında şu cümleleri kurdu:

“Kadın Yok Savaşın Yüzünde kitabım hâlâ insan doğasının güvenilmezliğine ilişkin çok zayıf, çekingen bir şüphesi olan, henüz romantik doğasını kaybetmemiş biri tarafından yazılmıştır, çünkü şu anda sahip olduğum o korkunç bilgilere henüz sahip değildim. Savaş dünyası bana daha anlaşılır görünürdü. Fakat Çinko Çocuklar kitabım tamamen farklı bir kişi tarafından, Afganistan’daki savaşın farklı olduğunu anlayan ve bunun yurtseverlik kavramları ile açıklanmasını olanaksız bulan biri tarafından yazılmıştır.”

Hükümet, Aleksiyeviç’in 1989 yılında çıkardığı Çinko Çocuklar‘ı o dönem için askerleri, milli değerleri aşağıladığı gerekçesiyle uygunsuz buldu. Bu yüzden davalar ardı ardına geldi. Artık geri çekilen ifadeler, davalar ve yine davalarla devam eden bir süreç başlamıştı yazar için. Kitapta Sovyet-Afgan Savaşı’nı anlatan Aleksiyeviç, bu savaşta yer almış subayların, pilotların, hemşirelerin, asker yolu gözleyen ailelerin, eşlerin yaşadıklarını yansıttı.

“Fark ettim ki sanat, birey hakkında pek bir şey bilmiyor. Sanat, sanatla beslenir ve nadiren yeni metinlere yönelir. Benim sanat türümün iyi yönleri, metinlerin her yerde olduğunu ve sadece kulak vermenizin, sokağa inanmanızın, köleleştirmeyen bir ideolojiye inanmanızın gerekliliğini vurgulamasıdır.”

Kendi sanatını hem politik hem sosyolojik hem de duygusal ve psikolojik ögelerle beziyor. Tanıklar arayan, bulan ve onları dinleyip sözlü tarih kaynaklarını zenginleştiriyor bir yandan. Başka bir deyişle, edebiyatı belgesel özellikleriyle karıştırıyor. Böylelikle seneler sonra okuduğumuzda tarihsel bir metin sayabileceğimiz işler ortaya çıkarıyor.

Röportajlarında korkunç şeyler duyduğundan bahsediyor Svetlana Aleksiyeviç. Faşizm ve komünizm düşüncelerinin bir düelloya nasıl dönüştüğünden de. Savaşa katılmamış fakat ona aktarılan savaş anıları öylesine canlı ve gerçekçi ki! Bunlardan yola çıkarak bazı insanların doğalarında diğerlerine zarar vermek olduğunu söylüyor.

Lukashenko Rejimi ve Siyasi Sürgünlük Zamanı

Svetlana Aleksiyeviç

Kitaplarında anlattıkları, yazıları Belarus devlet başkanı Aleksandr Grigoryeviç Lukaşenko rejimini huzursuz etmeye başlamıştı. Bu yüzden 2000 yılında hakkında yasal kovuşturma başlatılan Svetlana Aleksiyeviç, Belarus’u terk etmek mecburiyetinde kaldı. Paris, Göteborg, Berlin şehirlerinde siyasi sürgün olarak bir süre yaşadı. Ancak 2011’de Minsk’e geri dönme fırsatı buldu.

“İlk kitabın seti dağıtıldı, ikincisi Gorbaçov iktidara gelene kadar iki yıl boyunca basılmadı. Çinko Çocuklar için yargılandım, Çernobil Duası, Beyaz Rusya’da yayımlanmadı. Hem Batı’da hem de Amerika’da birçok büyük ödül almış olmama karşın günümüzde dahi devlet yayınevlerinde yayımlanmıyor.”

Edebiyatın alanının günümüzde genişlediğini düşünüyor Aleksiyeviç. Ve kurgusal karakterlerden ziyade tarihin tanıklarıyla tanıştığımızı kitap sayfalarında… Yazılarına da yansıyan, içinde büyüdüğü acı kültürünü reddediyor. Başarıların, zaferlerin, mutlulukların, her şeyin ortak olması ve “biz” öznesi altında dile getirilmesini de öyle. Bunu, insanın ruhuna ulaşmakta zorlanmasıyla açıklıyor.

“Rusya’da beş yılda her şey değişebilir. İki yüz yılda ise hiçbir şey.”

Svetlana Aleksiyeviç’in Anlatımıyla Sovyet İnsanları

“Sovyetler Birliği’nin küllerinden doğmuş” sıfatıyla tanımlanan Belarus, Aleksiyeviç’in tanıklık hikâyelerinin çıkış yeriydi. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının Belarus halkının üzerindeki psikolojik sonuçlarına ilgiliydi, yani toplumsal tramvayla. Bu nedenle kitaplarında da bunlardan bahsediyordu sıklıkla. Ona göre savaşın toplumsal getirileri belliydi. Yani görülmesi gereken, insanlar üzerindeki getirisiydi. Daha önce de bahsettiğim gibi o, tanıklıkları “ruh”, “duygu”, “deneyim” üzerinden inceliyordu. Bu yüzden çoğul dili bir kenara bırakmış, bireylerin yaşadıklarını merak ediyordu. Bireylerin yaşadıklarından yola çıkarak da toplumun içinde bulunduğu hâli seriyordu gözler önüne.

“…Bir Sovyet vatandaşının hâlinden ancak başka bir Sovyet anlar. Derdimi bir başkasına anlatamazdım. Nasıl ayakta duracağımı bilmiyorum. Tutunacak bir dalım var mı? Gözlerimi her kapattığımda, tabutun içinde yatan bedenimi karşımda görüyorum. Öylesine mutluyduk ki… Neden ölümün güzel bir şey olacağını düşünmüştü? …Kamplara gönderilen bizlerdik. Savaş yıllarında verdiğimiz kayıpları gömen de bizlerdik. Çernobil faciasının ardından kalan nükleer atıkları çıplak elleriyle gömen de bizlerdik. Sosyalizmin ardında kalan harabeye dönüp baktığımızda, sanki savaştan çıkmış gibiydik. Zayıf düşmüş ve nihayetinde de yenilmiştik. Dilimiz ıstırabın diliydi.”

Svetlana Aleksiyeviç, Komünizm ve Rusya

Svetlana Aleksiyeviç

Bu arada, belirtmem gerekir ki komünizm savunucusu değildi Svetlana Aleksiyeviç. Fakat Sovyetler Birliği’nin parçalanması ile mevcut alışkanlıkları yerle bir olmuş halkı anlamaya çabalıyordu.

“Tüm komünistlerin birer eşkıyadan ibaret olduğunu söylemek yanlış olur. Bu ideolojiye canı gönülden inananlar da çoktu. Örneğin babam 90 senelik ömrünün tamamında komünist yaşayıp yine komünist öldü. Hatta vasiyeti Komünist Parti üyelik kartı ile gömülmekti. Bir köy okulunda öğretmenlik yapan oldukça dürüst ve iyi bir adamdı.”

Bundan böyle 90’lı yıllarda sol rejimi geride bırakan Rusya, kapitalizm, serbest piyasa ve elbette liberalizm ile tanışıyordu. Fakat çalışma kamplarında uzun yıllar geçirmiş insanların bu “özgürlük” ortamına adapte olmaları zordu. Çünkü düşünceleri, hayatları bu kamplarda biçimlenmişti.

Ne var ki Svetlana Aleksiyeviç, Sovyet insanının büyük bir bölümünün sisteme inanmış gibi rol yaptığını düşünüyordu. Yalnız bir gelenek gibi… Rusya’nın günümüzdeki durumunda Sovyet izleri olmadığını iddia eden yazar, buna rağmen Sovyet atmosferinde doğup büyümüş insanların hâlâ aynı Sovyet insanları olduklarını söylüyordu. Buna kanıt olarak, Rusların Vladimir Putin’in politikalarını savunmasını gösteriyordu: “Putin onlara geçmişi vaat ediyordu. Yeniden saygı duyulan büyük Rusya’yı ve diğer her şeyi.”

Son zamanlarda ise vakit topladığından, tarihi yazmaya devam ettiğinden bahseden Svetlana Aleksiyeviç, bugün 74 yaşında. Son olarak, Bir Nükleer Felaketin Sözlü Tarihi – Çernobil’den Sesler, Nazi İşgalinde Sovyet Kadınlar, İkinci El Zaman – Kızıl İnsanın Sonu, Çernobil Duası – Geleceğin Tarihi, Son Tanıklar – Çocukluğa Aykırı Yüz Öykü gibi dilimize çevrilmiş diğer kitapları, Türkiye’deki okurları için hazır ve nazır.

Kaynakça

https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/svetlana-aleksiyevic-kotuluk-insanin-ebedi-yoldasidir-1853969

Benan Çelik

24 Mart 2000 tarihinde İstanbul’da doğdum. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunuyum. Kazan Kültür ve Tabure Kültür Sanat dergisinde içerik üreticiliği yapmaktayım. Çocukluğumdan beri yazı yazmaya tutkunum; şiir, öykü, deneme, makale, şarkı sözü ve film senaryosu gibi türlerde ürünler veriyorum. Dünyayı sinematik değer uğruna romantize ediyorum.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.