Şahmaran: Türk işi Fantastik Dram

182 kere okundu
16 dakikada okunabilir

Şahmaran dizisine ait incelememiz sizlerle…

Türk dizi sektörü hevesle Netflix’e projeler sunarken fantastik türdeki yapımlar çoğalmaya devam ediyor. Salt dram, romantizm ve ya dönem dizilerinden başka bir tür arayan izleyici hevesle spekülatif türlerin başına oturuyor.

Peki, umduğunu bulabiliyor mu? Hakan Muhafız, Atiye derken son fantastik dizimiz Şahmaran ‘ı sizin için ele aldık.

Yapımın Detayları

Muğla, Mersin ve Adana illerinde çekilen Şahmaran dizisi sekiz bölümden oluşuyor. Umur Turagay‘ın yönettiği yapımın hikayesi Pınar Bulut‘a ait. Başrollerde ise Serenay Sarıkaya, Burak Deniz, Mert Ramazan Demir bulunuyor.

Diğer oyuncular ise şu şekilde: Mustafa Uğurlu, Ebru Özkan, Mahir Günşiray, Hakan Karahan, Mehmet Bilge Aslan ve Berfu Halisdemir. Adana merkezli bir hikaye izliyoruz. Adana efsanesi gibi lanse edilen konuya bir de Lilith karakteri ekleniyor. Peki, aslından uzaklaşan hikaye yapıma sağlıyor mu?

Şahmaran’ın Asıl Hikayesi

şahmaran

Şahmaran bir Fars hikayesi olsa da İran, Irak, Kürt ve Anadolu mitolojisinde de yer alır. Civar yörelerde anlatılan hikayenin ortak motiflerinden tek bir hikaye çıkıyor: Şahmaran yılanların şahıdır.

Günün birinde bir insana, Cansap’a güvenir ve onunla aşka düşer. Şahmaran’ın yer altı dünyasında yaşayan Cansap, günün birinde yeryüzünü özler ve dönmek ister. Şahmaran’ın tek şartı vardır: Kimseye yerini söylemeyecektir Cansap.

Ama dönemin padişahı rahatsızlanır da Şahmaran’ın eti gerektiğinde vezir, Cansap’i tuzağa düşürür ve onu Şahmaran’ın yerini söylemeye zorlar. Şahmaran sevdiğinin ihanetine rağmen kıyamaz ona. Başından yapılan çorbayı padişah içer, iyileşir. Vücudundan yapılanı vezir içer, ölür. Kuyruğundan yapılanı Cansap içer ve bilge olur. Rivayete göre yüzyıllardır Lokman hekim diye anılan kişi Cansap’tır.

Şahmaran’ın Dizideki Hikayesi

şahmaran

Cansap ölümsüzdür. İstese de kendini öldüremez ve bu onun laneti olur. Günün birinde aşık olur ama ihanet hep onunladır. Bırakıp gider sevdiğini. Bunu anlamak için diziyi bir yere dek seyretmek lazımdır.

Nitekim hikaye Şahsu’nun Adana’ya iş için gelmesiyle açılır. Şahsu retro valizi ve tüm siniriyle dedesinin evine gider. Annesini kaybetmiştir ve onu zamanında bırakıp giden dedesine hesap sormaya gelmiştir.

Diğer yandan üniversiteye misafir araştırmacı olarak gelmiştir. Kötü bir pansiyonda küvetli bir oda aramaktadır. Bu detay zihinlere kazınır. Küvet arayışı onu civardaki göle yönlendirir. Gölde Maran ile tanışır. Maran Şahsu’dan kaçmaya çalışan gizemli bir karakterdir. Sonraki bölümlerde bir kehanetin varlığının altı çizilir. Kehanetin alametleri bir bir ortaya çıkar ve gerilim yükselir.

Şahsu’nun gelişiyle yörede bir hareketlenme olur. Bölümler boyunca bu hareketlenmeyi izleriz ama neden sonuç ilişkisi kuramayız. Gizem neredeyse son bölüme dek kendini tekrar eden bir motife dönüşür. Bu izleyiciyi sıkar. Bir yandan kıyamet alametleri, diğer yandan Şahsu’nun huzursuz rüyaları tabloyu karartır.

Sürekli vurgulanan yılanların Adana’daki varlığı normalleştirilir. Diziyi izlerken baştan sona yılanları, kehanetleri ve insanların hararetli koşturmaları ile bir tempo içinde buluruz kendimizi. Yılanlar, aşk, gizem derken dizinin sonu gelir.

Neden Dizi Tutulmadı?

şahmaran

Güçlü başrolleri ve yerel hikayesiyle Şahmaran dizisi umut vadediyor ama sekiz bölümlük diziyi sevmeyenler çoğunlukta. Şimdiye dek IMDB den en düşük puanı alan Netflix dizisini başarısızlığa sürükleyen etmenler neler olabilir?

Hikayedeki Sapma ve Karakterler

Orjinalinden uzaklaşan hikaye ilgilileri sarmadı. Bir hikayeyi zenginleştirmek başka, fazlasıyla eklenen detaylarla boğmak başka.

Öncelikle başrol isimleri acemice seçilen Şahsu ve Maran ikilisinin bir ilişki yaşayacağını vadediyordu. Ama sürekli acı çeker gibi gergin Maran ve sürekli kızgın ve tedirgin Şahsu’nun karakter yaratımları dengeli değildi. Bunun yanında Maran’ın gizemli ailesinin bu çift için koşturup durmaları, sürekli tekrarlanan kehanetin sorgulanmasının hikayeyi yavaşlattığını söyleyebiliriz.

Hikayedeki büyük sapmalardan biri de Lilith’in varlığı. Son bölüme dek çıplak bir kadının uyanışını beklediğimiz bu karaktere Lilith’in yüklenmesi herhangi bir anlama kavuşmuyor. Zenginleşen hikayenin yanında boğulan ana temaya değinmiştik. Lilith maalesef hikayeyi beslemiyor. İğreti bir katman oluşturuyor. Bu anlamda hikayeye yazık oluyor. Bu detaya gerek var mıydı, tartışılır.

Lilith hikayede Şahmaran’ın lanetlenen kız kardeşi rolünde boy gösterirken aslında bu karakterin ait olduğu efsaneler Babil ve Pers mitolojisinden vampir ve yılan gibi karakterlere atfedilir. Yahudi ve Hristiyan inançlarına göre Adem ile olmayı reddeden ilk kadındır.

Gılgamış Destanı’na göre ise kötücül yer altı karakteridir. Türklerde lohusa kadınlarına musallat olan başka bir kötücül karakterdir. Bu anlamda Lilith’in kötülüğe işaret ettiği açık olsa da Şahmaran’ın hikayede yeri olduğu söylenemez.

Gerçek Hayatla Uyumsuzluk

şahmaran

Dizide gerçek hayatla örtüşmeyen bir takım dinamikler söz konusu. Örneğin Adana’ya gelen bir akademisyenin kapısı bile kapanmayan kırık dökük bir otel odası tutması normal değil. Sadece Fransız filmlerinde olduğu gibi poz vermek amacıyla sanatsal sekanslar yaratmanın yapıma gene katkısı yok. Bu sekanslar eğer senaryo sağlam, konu tutarlı bir temele sahip olsaydı yerini bulurdu ama maalesef.

Diğer konu bir türlü küvetli bir oda bulunamaması olayı. Bu konunun gittiği yer, gölde çıplak yüzmek oldu. Nitekim dedesinin Şahsu için evin terasında açık bir küvet yapması, geçmişe sünger çekmek için başka bir yol olarak sunuldu.

Çıplaklık noktasında kasıtlı verilen bu sahneler de senaryodaki uyumsuzluklar ve nedenselliğin çarpıklığı yüzünden boşa gitti. Kadın çıplaklığı için olan sahneler erkek çıplaklığı içeren sahnelere oranla azdı. Bu da seksist kafa yapısını gözler önüne serdi.

Diğer bir sıkıntılı konu, bir araştırma görevlisinin ısrar kıyametle misafir araştırmacı olması için ikna edilmesi idi ki bunu sektörü bilenler bilir, akademisyenlikte araştırma görevlisi basamağında bu şekilde kolay görevlendirmeler, ısrarla açılan dersler yoktur.

Küçük bir yerde hızla kurulan ilişkiler, arkadaşlıklar da farazidir. Çünkü kafa yapısı olarak da taşrada yaşayanlar bilir, oradaki insanların bir yabancıyı kabul etme sürecini uzatabilir.

Tutarsızlıkların Devamı

Maran’ın radikal ailesinin kızları diziye mizahsen katmaya çalışması ve bunu yaparken Alacakaranlık filmindeki Cullen Ailesi gibi bir tipoloji oluşturması orjinalliğe katkı sağlamadı. Kehanetle yatıp kalkan ailenin başka gündeminin olmaması sıkıcı ve gene nedensellikten uzaktı.

Dizide fazlasıyla kavga ve şiddet vurgusu olsa da yılana dönüşen insanların gösterilmemesi, deri değiştiren Maran’ın plastik makyajla geçiştirilmesi filmi zenginleştirecekken aksine filme katkı sunmayan sahneler oldu. Fantastik öğe olarak sarıya dönüşen maar gözleri ve son bölüme doğru Şahsu’yun sırtında beliren yılan derisi ışıltısına tanık olduk. Ama doya doya fantastik gördük mü, maalesef hayır.

Sıradan bir kadın ve erkeğin aşkının hikayesi yazılsa bu kadar olurdu diyeceğimiz detaylar diziyi sıradanlaştırdı. Bunun yanında Şahsu’yun aileden gelme kötü rüyaları ve kaderi, kullandığı ilaçlarla normale dönmeye çalışma çabasının gizemle bağı sonradan kuruldu ama yerini bulmadı.

Dizinin İyi Yanları

Başrol olarak Serenay Sarıkaya’nın ağırlığı elbet vardı ama kötü senaryo ve konu seçimleri diziyi ağırlaştırdı. Başrol elinden geleni yaparken kalan herkesin uzayan bakışları ve gereksiz sahnelemeleri yapıma gölge düşürdü.

Tüm bunlara rağmen Türkiye’nin en ünlü aktristlerinden ve sosyal medyada yoğun bir takipçi kitlesine sahip olan başrol zaten dizinin reklamını bir şekilde yapacaktı. Kolaycılık gibi hissedilen bu adımın dizinin çıkar çıkmaz en çok izlenenlere girmesini sağladığını unutmayalım.

Maran’ın başını çektiği Maar halkının gettodan seçilmesi diziyle ilgili en iyi şeylerden biriydi. Maarların muhakeme ile değil duygusal kararlar vermeye yatkınlığı, gerçekleşen kehanetlerle gerilen ortam diziyi hareketlendirdi. Ama konuyu besleyen herhangi bir damar olmadığı için bu da havada kaldı. Sürekli kızgın ve eril maar delikanlılarının hikayesi ilginç olabilirdi ama kötü hikaye ile bu fikir de yarıda kaldı.

Şahmaran’ı uluslararası platforma taşımak ve tanıtmak iyi bir fikirdi. Her ne kadar imdb de en kötü puanı alan dizi olsa da reklamın iyisi kötüsü olmaz diye bakarsak fantastik yapımlara bir tane daha eklemiş olduk. Diğer yandan dizinin ikinci sezonunun onaylanması düşündürücü. Puanı bu kadar düşük olan dizinin gelecek vadetmesi anlaşılır değil.

2. Sezondan Beklentimiz

şahmaran

Ama belki dizi ekibi, eleştirileri yanına alır yapımcı ve senaristler ve iyi yazılan diyaloglar ve nedensellikle güçlendirilen senaryo ile izleyicileri karşılar. Yeni sezonun vaad ettiği bunlar olursa yeniden Şahmaran’ı kucaklamamız söz konusu olabilir. Ama önce ekibin Lilith karakterini çıkarıp atsa ve hikayenin omurgasının yeniden kursa fena olmazdı.

Son olarak aşırı eril erkek oyuncuların her türlü kavgayı verip küfrü edip diziyi götürdüğünü söyleyebiliriz. Bunun yanında ağlak, zayıf ve sorun çıkaran dişil tiplemelerine de çeki düzen vermesini diliyoruz. Sanatsal olduğu kadar mantıklı; evrensel olduğu kadar vefalı bir uyarlama beklentisindeki izleyicinin memnun kalması dileğiyle.

Şahmaran dizisinin yerellikten sapmayan ve mitoloji çorbası yapmadan sağlam bir çatı kurması gerekiyor. Bunun yanında Netflix’e gelen ikinci sezonun kitlesi salt başrole değil hikayeyle de bağ kurması şart. Sadece isimlerle değil başarılı senaryo ve konuyla da söz konusu olmamız temennisiyle.

E. Nihan Acar

Multi-disiplinli bir alanda akademik arayışını sürdüren bir fenci- sosyolog olarak, peri masallarına ve bilime aynı anda inanan bir edebiyat hayranıyım. Fantastik ve bilim kurguya bayılırım. Üretkenliğimi sınadığım görsel tasarım, müzik ve sahne sanatlarından sonra edebiyat kıtasında arayışıma devam ediyorum. Kendimi bildim bileli okuyor ve yazıyorum. Online ve yazılı edebiyat platformlarında yayınlanmış kitap analizleri, inceleme ve öykülerim mevcut.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.