Patricia Piccinini: Evrim Ana

352 kere okundu
29 dakikada okunabilir
Patricia Piccinini

Patricia Piccinini ve eserleri hakkındaki incelemem sizlerle…

Size biraz Patricia Piccinini’den bahsedeceğim. Dolayısı ile şimdiden belirtmemiz gerek ki az sonra görecekleriniz ve okuyacaklarınız rahatsız edici. Sanatın en sevdiğim kısmında dans eden bu insanla daha önce tanışmayı dilerdim. Tabii yüz yüze tanışmak nasip olmadı, henüz. İşte sanat eserleri tam da bunun için var. Bana ve sizlere onu yüz yüze tanımadan ulaştırmayı başardı.

Biraz hızlı bir giriş yapalım. Yaşını, tipini, hangi ırka ait olduğunu, hatta erkek mi kadın mı olduğundan bahsetmeyeceğiz. Bir sanatçının olması gerektiği gibi değerlendirildiği bir yazı dizisi ile hak ettiğini vermeye çalışalım. Ön yargılarınızın hiçbirine takılı kalmayarak ona yaklaşacağız. Yine de sonrasında bu detayları vererek sanatçıyı kucaklama imkânı sunmak istiyorum.

Eğer, gitmemiz gerektiği kadar ileri gidecek olursak, söylemeliyiz ki dini de yok bu sanatçının. Tam da en önemsediğiniz yere ne koyacağız şimdi? Sizdeki bu boşluğu onun eserlerine bakarak duyacağınız rahatsızlıkla dolduralım isterseniz.

“Uygulamam bedenlere ve ilişkilere odaklanıyor; insanlarla diğer canlılar arasındaki, insanlarla vücudumuz arasındaki, canlılarla çevre arasındaki, yapay olanla doğal olan arasındaki ilişkiler. Çevremizdeki dünyanın gündelik gerçeklerinin bu ilişkileri nasıl değiştirdiğiyle özellikle ilgileniyorum.

Belki de bu nedenle, birçok kişi pratiğime bilim ve teknoloji açısından baktı, ancak benim için tıpkı Sürrealizm ve mitoloji tarafından bilgilendirildiği gibi. Çalışmam, insanların etraflarındaki dünyaya bakışlarını değiştirmeyi ve dünyayla olan ilişkileri hakkındaki varsayımlarını sorgulamayı amaçlıyor.”

En Çok Bilinen Eserlerinden Sadece Bazıları

Ah, bir uyarı ki bunu atlarsak sonra manşetlerde neler görürüz. Bu arkadaşlar sadece heykel ve sanat eseri. Asla dini bir öğeye hakaret etmedi. Hiçbir zamanda bir kitap yırtmadı. Aman olur da bu tipleri görürseniz sosyal medyada korkmayın, onlar cansızlar. Atasına karşı gelip böyle olmadıklarını da belirtelim son olarak.

  • The Bond
  • We Are Connected
  • The Stags
  • The Young Family
  • Graham Project
  • The Strenght of One Hand
  • Balasana

Balasana: İronik Yakınlaşma

Patricia Piccinini

Acaba realist mi yoksa fütüristik mi ayırt etmesi hayli zor. Bana sorarsanız her ikisi de değil ve her ikisi de birlikte. Bir hiper realist ve sürrealist aynı anda. Çok çeşitli alanlara uzamayı başarıyor hayalgücü ve gerçekçi yaklaşımı ile Patricia Piccinini. Natural derseniz o da mevcut.

Balasana’ya baktığımızda sert bir çatışma bizi bekler. Yabani bir hayvan, bir çocuk ve bir halıdan ibaret bu sahne size çok büyük çarpıklıklar içinde bir düzen sunar. (Kısık sesli bir not: Uzunca bakarsanız stres seviyeniz azalacak demedi demeyin.) Balasana’da tahnit1 edilmiş bir kanguru (valabi) mevcuttur. Bir Türk halısı motifi ile bize farklı ezgileri tattırmakta. Çocuk masumca uyumakta, pozisyonu ise aşırı tatlı.

               “Benim için bu işin rüyaya benzer niteliği, insanla hayvanın gerçeküstü yanyanalığının ötesine geçerek, insanların çevrelerindeki doğal hayatla uyum içinde beraber yaşadıkları bir dünya öneriyor. Bunu rüya olduğunu ve olasılıkla da rüya olarak kalacağını biliyorum.”

(1Dipnot: Tahnit, cesedin bozulmaması için yapılan birtakım işlemlerdir. Cesedin bozulmaması için belirli bir uygulama dâhilinde, cesedin iç organlarının çıkarılarak, çeşitli kimyasallar uygulanarak, çabuk bozulmayacak hâle getirilmesidir. Bu işlem cesedi 5 yıl koruyabilir. Bu uygulama tam bir mumyalama işlemi değildir.)

The Strength of One Hand: Tekel Yalnızlık

Patricia Piccinini

Bu eserin özellikle adı çok hoşuma gidiyor. Günümüzde size kendinizi yalnız hissettiren ve bu yalnızlıktan kurtulmanız için psikolojik baskı yapan topluma inat tek elin gücünü sunuyor. Ben bunun komik bir versiyonunu uygularım hayatta. (Bunu yaparken tüm karizmam yerle bir olsa da) Tek elimle alkışlayabiliyorum!

Bu da “bir elin nesi var, iki elin sesi var” deyimini ironik ve komik bir şekilde çürütmekte (!). Artık bir elinde sesi var. Korkmayın, bir sıfırdan büyüktür. Ve tüm koyunlar günün sonunda kendi ayağından asılacaklar.

Bu heykeli bir tabloya çevirebilseydik ve arkasına şöyle güzel bir manzara yerleştirmiş olsaydık eğer, natürel ezgilerle çarpık bir yüzün uyumunu daha iyi anlardık sanıyorum. Tabii Patricia Piccinini bunu gözümüze sokmaya daha hevesli. Koçun bakışlarında bir delilik sezmiyorsanız, tebrikler. Siz hala normalsiniz bu absürt dünyada.

“It is the same! – For, be it joy or sorrow,

The path of its departure still is free:

Man’s yesterday may ne’er be like his tomorrow;

Nought may endure but Mutability.

Bu aynı! -Çünkü ister sevinç ister keder,

Kalkış yolu hala ücretsizdir:

İnsanın dünü asla yarını gibi olmayabilir;

Değişebilirlik dışında hiçbir şey dayanamaz.”

The Young Family: Yapay Seçilim

The Young Family

İronik olayların kol gezdiği bir dünyadayız. Mendel, kalıtımın yasalarını keşfederken ve modern genetiğe temel atarken konunun buralara gelebileceğini hayal etmiş miydi acaba? Köpekleri ve kedileri öyle ilginç varyasyonlarda çoğalttık ki, hayvanlar bir değişik oldular. Eminim ki 100-200 yıl önceki insanlara şu anki ırkları göstersek, bizim bu sanat eserine verdiğimiz tepki ile bakarlar.

Zor nefes alan, hayatı boyunca acı çeken türleri satın alıp satıyoruz. Bir de işin ilginç yanı sokağa attığımız türlerde büyük yıkımlarla baş ediyorlar. Yeşil minicik bezelyeler bu buluşa nasıl alet olmuş diye düşünmeden geçemiyoruz. Daha insancıl türlere evrilen bu hayvancıkları bu şekilde bize anlatan bu esere bakarken bir kez daha soralım Patricia Piccinini sürrealist midir? Yoksa hiper realist mi?

Student : Zar Atan Ana

Patricia Piccinini

Tıpkı doğa ana gibi kendisi. Türleri bir bardağın içinde zar gibi sallayıp oyun alanına atıyor. Kaç gelirse ona uygun bir imgeleme ile hayat vermekte. O yarattığı bu sakat gibi görünen ama yine de bizzat ona ait çocuklar arasında gezerken şarkılar mırıldanmakta. İnsanlar bu fırsatı kaçırmadı, ama maalesef yaptıkları pis kokuyu koklamaktan domuza benzemişlerdi.

Ve onun vatanı ile başlayan kitap her şeyin özeti gibi en altta gözükmekte. Artık iyi anlamda mı kötü anlamda mı, yoksa her ikisini aynı anda barındıran bir sebeple mi bulunmuş olduğu pozisyonda olmasını göz ardı etmemek lazım. Domuza benzeyen burnu ile kötü kokuların varlığından haberdar duran hınzır karakterin gülüyor olduğu hayal edilebilir.

Skywhale: Balonlar

Skywhale

Düşünsenize, dişinizden tırnağınızdan bir şekilde arttırmayı ve kendi ülkenizde bulunan o güzelim turistik mekânda uçan balonlara gitme şansınız oldu. Kirayı düşünmeyin artık lütfen, bir şekilde ödenir. Yabancılara aldanmayın, onlar düzenin efendileri değil.

Tam tersine bu topraklar sizin. Gitmesek kalmasak da o köy bizim köyümüz. Köyümüzün güzide beldelerindeki uçan balonların bunlar olması tam olarak hayallerin gerçek olması olurdu benim için.

Doğa ile insanın uyumundan yaratmış olduğu bu kusur(lu)suz eserlerde genellikle memeli hayvanlara ve onların memelerine odaklanması ise farklı bir mesaj içerir gibi. Beslendiğimiz bu uzvun asıl amacını unutup, onu farklı anlamlarla bir köşeye sıkıştırmaya çalışan biz insanlara bir ders niteliğinde.

Nereye sokacağımızı, nasıl kapatıp nasıl açacağımızı şaşırdığımız bu uzuv, bizi doğadan koparan bir başka ana başlık altında incelenmeli. Utanmasak kadınlara bebeklerini emzirme ya da azıcık daha açta statün ona göre belirlensin gibi yaklaşımlarımıza hiç girmiyorum.

No Fear of Depth: Yunus

No Fear Of Depth

Bu Yunus ile Patricia Piccinini, bana Halikarnas Balıkçısı’nın anlattığı gerçekçi hikâyeleri anımsattı. Toplumların günlük rutinde nehir gibi metrolardan inerek aktığı şehirlerden dışlanmış mavi elbiseli kızımızı kucaklayan O.

Ona denize düştüğünde sarılan tabii ki o. Korkma o var. Senin düşerken kaybolduğun derinliklerde güvenli kolları ile seni rahatlatacak. Hem dişlerini söküp, küçük bir havuza kapatmana gerek yok. Çünkü, onu da kendine benzetecek kadar köşeye sıkıştırdığın kesin.

The Bottom Feeder: Sorular Yaratan

The Bottom Feeder

Çok uzaklara gitmeyelim. Malumunuz insanın kaybolması kendi içinde oluyor en çok. Aynayı görünce duramazsak, gideceğimiz yerde göreceğimiz şeyler bizi korkutabilir. Sahi Patricia’nın eserlerine bakarken korku hissediyor musunuz? Bu tiplerden korkmamak cesaret istiyor olabilir.

Nereden tutarsan oraya geliyor bu eser kolaylıkla. Üstlerinin kaba etlerini yalayan omurgasızları mı düşündü acaba sevgili Patricia Piccinini bunu yaparken? Yoksa, insanın önce yutan sonra onu bir güzel bağırsaklarından geçirip dışkılayan yok ediciliğine mi atıf yapmak istiyor?

Yine bu tiplerin çoğalmasından kaynaklı bir evrime gidiş olmasın sakın? Erotik izlenimler almamak mümkün mü? Bir penisi olmaması mı daha ürkütücü, var olsa daha mı zalim olurdu acaba?

Graham Project: Evrimin Yeni Halkası

Graham

Patricia Piccinini eserlerinin hepsinden ayrı ayrı etkilenmemle birlikte, gelelim asıl beni bu yazıyı yazmaya itene… Eğer Patricia ile ilk kez tanışıyorsanız, Graham yaratmış olduğu korkularla boğuşan toplumun iç yüzünü gösterecek. Dikkat, teslim olun! Bu bir evrimdir.

Öyle sizin bildiğiniz gibi buyruğuna karşı gelmiyor Tanrı’nın, tam tersi onun isteklerini bire bir yerine getiriyor bu evrim. Nasıl olduğunu tartışmak istediğinize emin misiniz? Bu kısımlar için sizden şimdiden özür diliyorum. (Ya da dilemiyorum.)

Bu eser bize evrimin gelecek halkasını anlatıyor ve hayli rahatız edici biçimde. Oysa yarattığımız trafiklerde boğulduğumuzu görmeden nasılda yaşıyoruz. Bizi bir yerden bir yere taşıyacak olan bu araçlar, git gide amblemleri ve renkleri ile nasılda zehirlemiş zihinlerimizi.

Öyle hale gelmiş ki lüks taşımacılıkta ambulans taksiler ortaya çıkar olmuş. Helikopterlerimiz ve uçaklarımızın bombalar taşımak için bulunduğunu bir kez daha hatırlatarak biraz kendi fikirlerimle sizi aydınlatayım.

Görüyoruz ki bu önemli teknolojik gelişmelere ayak uydurmak adına evrimleşmeliyiz. Tabii işin bu ucundan tutarsak işin içinden çıkmak biraz zor olacak. Bir zamanlar devasa ekranların karşısına kilitlenmişken, şimdi ise ekranlar küçüldü.

O kadar ki ceplerimize ve bir avucumuz içine sığar oldu. Kölesi haline geldiğimiz bu icatlar duruş bozukluğu yaptı bile çoktan. Zihinlerimizi toparlayacak bir evrim ise henüz icat edilmediği için dağınık bir hal aldık. Neyi eleştireceğimizi, neyi savunacağımızı, dolayısı ile doğru ve yanlışı karıştırır olduk.

Böylece, dayanamadan vermem gereken mesajları verdikten sonra, tekrar konumuza dönelim. Graham için ne düşünüyorsunuz yeterince yakışıklı mı? Yüzlerce takipçisi ve milyonlarca doları varken hayal et bir de lütfen sayın okuyucu.

Saçma sapan danslar yaparken, türlü iğrençlikleri “akım” adı altında yaparken gözünün önüne getirmekte zorlanacağını düşünmüyorum. Peki, şimdi nasıl? Daha mı sempatik, yoksa milyonlarca beğen butonuna basmak üzere misin onun için?

“Hayır, o bir süper kahraman değil. Hayranlık ve tiksinti arasında ince bir çizgide yürüyor.”

Graham’la Tanışın: Survivor

patricia piccinini

2016 yılında Transport Accident Commission of Victoria yani Victoria’nın Ulaşım Kazaları Komisyonu, Patricia Piccinini’yi hızın tehlikesini göstermek için yeni bir çalışma oluşturmaya davet etti. Travma cerrahı Dr. Christian Kenfield ve Monash Üniversitesi Kaza Araştırma Merkezi’nde kaza araştırma uzmanı Dr. David Logan ile yaptıkları çalışmalarla bu eser ortaya çıktı.

Graham, verilere dayalı bir şekilde bilimsel olarak geliştirilmiş ve sanatın uzman bakışları ile biçimlendirilmiş, birazcık daha ileri gidersek evrimin gelecekteki bir halkası halini almış bir projedir.

Sinsi bir şekilde tozlu raflardan göz kırpan Fahrenheit 451, ana ve ciddi meselelerin yanında, insanların yaya iken yolda hızlı araçlardan çektiklerini anlatmaktaydı. Şimdi sayın okuyucu, burada sana bir görev daha düşüyor. Bir an, koca metropollerde ya da duble yollarda olduğunu düşünmeni isteyeceğim. Biliyorum seni çok yoruyorum, ama lütfen mazur gör.

Hem biliyorum ki yolun birden fazla kısmında olabilirsin. Mesela, hız limitini üçe katlamış biçimde makas atan ya da kamera veya polisin olmadığı yerde emniyet şeridini tıkayıp ambulansa yol vermeyen kısımda olabilirsin. Hatta kim bilir, kırmızı ışığa tahammülü olmayan da sen olabilirsin belki.

Veyahut, gel bir de karşıdan karşıya geçmeye çalış. Sanki, durakta eve gitmek için beklerken modifiyeli aracı ile yanlayan bir aracın altında kalan sen gibisin. Ah, neredeyse atlıyorduk, ters şeritten gelen bir araç var. Tabii nedense gaza sonuna kadar bastığı için vurduğu an Çarpışma Testi Mankeni (Crash Test Dummy) ‘nin yerine kendini koymakta hiç zorluk çekmeyeceksin.

İşte, tüm bunlar istatiksel olarak ele alınır ise ve sende hayatta kalarak varlığını devam ettirmek istersen acilen evrimleşmelisin! Hem, sırf senin için bunu simüle edip Graham’ı yaratanlar sayesinde artık önünde bir rol modelin mevcut. Evrim hiç bu kadar kolay olmamıştı!

“İnsanlara ne yapmaları gerektiğini söyleyen basit bir didaktik çalışma değildir.”

Evrim ve Beynim Yoktur

Doğanın evrimine nasıl gözleri kör olmuş insanların. Dünyanın ve evrenin nasıl oluştuğuna dair kayıp halkalar her gün biraz daha azalıyor. İnsan şehre hapsolmuş haliyle evrimin ta kendisi. Alerjisi var birçok şeye artık. Ama hala anlamıyor ve içinden geldiği şeye karşı sırtını dönmüş. Ataları gibi değil, günden güne onlardan ayrışıyor. Olumlu veya olumsuz bir sürükleniş mevcutken bunu inkâr etmekte üstüne yok.

Enseyi karartmadım ben. Evrime güveniyorum. Kediler artık sürekli çoğalıyor. Dünyanın en yırtıcı kuşları artıklarla beslenmeyi öğrendi. Maymunlar adlarına yakışacak maymunluklar yapıyor. Kim der ki ataları kurt olan köpekleriniz üstlerine kıyafet giydirmenize, tasma dahi takmanıza izin verir. Bu uzun soluklu bir savaş. Kısa sürede insanlık kazanmış gibi gözükebilir. Fakat uzun solukta evrim kazanacaktır.

Tüm hayvanların evrimlerine bakmak lazım. Nasılda uçuyor kimisi gökte, yürümek için ayaklara ihtiyacı yok. Kimisi karada ve suya ihtiyacı yok neredeyse. Bir başkası mağarada ve güneşe ihtiyacı yok. Diğeri ise okyanusun dibinde, oksijen için nefes almasına ihtiyacı yok.

Onlar bu savaştan hiç vazgeçmiyor gel bir de insanlığa bakalım! Çürümüş zihinleri, git gide çöken bedenleri, bitmek bilmeyen arzuları ile yok ederken yok olduklarını gözden kaçırıyorlar. Bir dişi versiyonunu görmeyi umut ederek burada bırakıyorum tatlı Graham’ı.

“MEET GRAHAM. THE ONLY PERSON DESIGNED TO SURVIVE ON OUR ROADS.” TAC.

“GRAHAM’LA TANIŞIN. YOLLARIMIZDA HAYATTA KALMAK İÇİN TASARLANMIŞ TEK KİŞİ.” TAC.

Sanatçıyı Anlatan Sıkıcı Gelişme

Kendisini olması gerektiği gibi eserleri ile bir miktar tanıttık. Şimdi gerekli olup olmadığına karar veremediğim tarafına gelelim işin. Patricia Piccinini Sierra Leone doğumlu ve Avustralya’da yaşıyor. Çalışmaları heykel, fotoğraf, video ve çizimi kapsıyor ve pratiği, çağdaş kültür ve fikirlerde göründüğü şekliyle yapay ve doğal arasındaki giderek belirsizleşen sınırı inceliyor.

Hafta sonlarını ulusal kütüphanede ev ödevlerini yapardı eskiden. Bir gün, her genç ergen gibi gerçekten yalnızca okulda olmak istemedim. Ve okuldan çıktığımda yürümeye başladım, kilometrelerce yürüdüm. Ve ulusal galeride durdu bu yolculuğum. Çok daha iyi hissettim o an.

Sür (?) Reel Dünyaya Kapanış

Şimdi insanlığa bakalım. Yüzyıllar öncesinde tahmin edilebilir miydi böyle olacağını? Masa başı işlerine giderken şu hızlı arabalarla koca beton junglelarında trafikte olma ihtimali neydi sizce?

Duruş ve düşünce bozuklukları çeken bu yaratık aynada kendisine bakmayı bir başarsa sanıyorum ki bir hayli şaşırır. Dönüştüğü ve dönüştürdüğü şeylere, bizi ürkütse de hayalperest ama iyi niyetli değneği ile dokunan Patricia sayesinde biraz daha doğal bakma şansımız oldu.

Graham ile ilgili çok detaylı çalışmalar mevcut. Aşağıda “kaynakça” kısmından detayları inceleyebilirsiniz. Size tavsiyem ismini ararken dikkatli olun bu sanatçının. Aradıkça “Kitabı yırtan çocuğun başına gelenler. Kitaba saygısızlık yaptı ve cezası şok edici oldu.” gibi gerçek üstü hikâyelerden çokça görebilirsiniz.

Değinmeye fırsat dahi bulamadığımız birçok eseri ile kusurlu ve kusursuz, çirkin ve güzel, gerçekçi ve sür reel bu dünyaya veda ediyoruz. Galerilerde ve sergilerde karşılaşmak dileği ile…

Kaynakça

  • https://www.patriciapiccinini.net/a-cv.php
  • https://www.youtube.com/watch?v=Swx7ewLxyfw
  • https://www.art-almanac.com.au/an-exclusive-interview-with-patricia-piccinini-and-graham/
  • http://www.meetgraham.com.au/view-graham
  • https://www.youtube.com/watch?v=0r9u7Rn-nm0&list=PLl2p5jFnfRhH9rOe_M5oY6Srbtf70JjhA

Fırat Ağırkaya

Merhaba. Kendi kendime “Ben kimim ve nasıl tanımlanmak istiyorum?” diye sorduktan sonra, cevabın hayli zor olduğuna karar verdim. Mesleğim, doğduğum yıl ya da okuduğum üniversite gibi bilgiler yerine beni ben yapan özelliklerimden bahsetmek daha doğru olacak. Büyük çoğunluğu roman olmak üzere sürekli okumaya, sıkça tiyatro izlemeye ve ara sıra yazmaya çalışıyorum. Kısa hikayeler, roman, kısa film, animasyon ve tiyatro senaryoları yazma konularında çalışmalar yapıyorum. İçime yöneldiğim zamanlarda çeşitli müzikler dinleyerek kendimi yazmaya veriyorum. Yazılarımda, daha çok yer altı ve sarkastik toplum eleştirileri yapıyorum.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.