Kolektif Travma: Kuşaklararası Yara İzleri

650 kere okundu
17 dakikada okunabilir
kolektif travma

Kolektif travma, geçmişten günümüze onlarca insanın deneyimlediği bir olgu haline gelmiştir. Pek çok yıkıcı sonucu olan kolektif travma, bir diğer adıyla toplumsal travma hakkındaki yazım sizlerle.

Bazı insanlar, hayatlarının belirli döneminde çeşitli travmatik olaylara maruz kalabilirler. Bu travmatik olaylar, bazen kişinin bireysel olarak yaşadığı olaylar olur. Bazense bireylerin bulunduğu toplumda yaşanan büyük olaylar, kolektif bir travmatik etki yaratır. Bu yazım, kolektif travma kavramına örneklerle değineceğim bir yazı olacak.

Travma ve Kolektif Travma

kolektif travma

Travma, günlük hayatımızda oldukça sık kullandığımız bir kavram haline gelmekte. Bu kavramı kısaca bireyin psikolojik veya fiziksel bütünlüğüne yönelik herhangi bir tehdidin ortaya çıkmasıyla beklenmedik ve ani şekilde gelişen, sarsıcı, yaralayıcı, korku ve kaygı yaratan, bireyin baş etme yollarını zayıflatan travmatik olaylar şeklinde tanımlayabiliriz.

Travmatik olaylar, bireylere fiziksel, psikolojik, davranışsal veya duygusal olarak zarar veren ve ciddi stres yaratan olaylardır. Bunların arasında şiddet, taciz, istismar veya tecavüz, bir yakının ölümü, ciddi bir hastalık, trafik kazaları, deprem, sel gibi doğal afetler veya savaşlar sayılabilir.  (Kılınç, vd., 2017, s. 182-183)

Kolektif travma ise, daha spesifik olarak, doğal afetler, savaşlar veya soykırım gibi toplumdaki birçok insanı etkileyen büyük olaylar nedeniyle ortaya çıkan ve kuşaklararası aktarılabilen etkileri olan bir fenomendir.

Travmatik bir olay karşısında birey, psikolojik olarak oldukça sarsılır. Korku, anksiyete, kaçma, geri çekilme, donma tepkisi, hatta depresyon veya travma sonrası stres bozukluğu travmanın sonuçlarından birkaçıdır.

Kolektif travma deneyimleyen bireyler, bunlara ek olarak, sağ kaldıkları için suçluluk, uyku bozuklukları, hafıza problemleri, şüphecilik veya ilişki kurmada güçlük yaşayabilirler.

Kuşaklararası Aktarım

kolektif travma

Kolektif travma, sadece hayatta kalanları değil, direkt veya dolaylı olarak sonraki kuşakları da oldukça etkiler. Diğer bir deyişle, bireyler, olayları doğrudan yaşamamış olmalarına rağmen travmanın birincil etkilerini gösterebilirler. Travmatik etkiler, kolektif hafızada yer edebilir ve ebeveynden çocuğa aktarılabilir. (Zara, 2018, s. 302)

Yaşanan travmatik olayların unutulmaması, unutturulmaması ve bu olayların düzenli olarak anılmasıyla travma, kuşaktan kuşağa aktarılır. Bu aktarımın nasıl gerçekleştiği; psikolojik mekanizmalar, aile sistemleri, sosyokültürel ve biyolojik modeller ile açıklanmıştır.

İlk olarak, ebeveyn ve çocuk arasındaki bağlanma stilleri oldukça önem taşır. Travmatik olay yaşayan ve üstesinden gelmekte zorlanan ebeveynler, çocukları ile doğru bir bağlanma gerçekleştiremez. Ebeveynler, aşırı katı veya duyarsız davranabilirler.

Diğer yandan, ebeveynlerin bilinçsizce gösterdiği tutum ve davranışlar, korkular ve öfke, çocuk tarafından içselleştirilir. Bu davranış ve duygular çocuğun zihninde yer edinir. Örneğin, annedeki yüksek sese karşı olan korku, zamanla çocuğun korkusu olur. Bu şekilde, çocuk ebeveynlerinin deneyimlerini kendi yaşantısına katar.

Aile sistemleri modeline göre, konuşulmayan deneyimler büyük bir önem taşır. Travmatik olayı yaşayan aile bireylerinin o olaya dair konuşmaması da çocuğu etkiler. Olayla ilgili sessiz kalınması, çocuğun deneyimleri hissederek içselleştirmesine neden olur. Travmatik deneyimlerini çocuklarına uygun bir şekilde anlatan bireylerin çocuklarında travmatik etkiler daha az ortaya çıkar. Bu bağlamda, travmatik olay ile ilgili konuşmanın önemi açık ve net bir şekilde görülüyor.

Sosyokültürel modele göre ise, sosyal öğrenme yolu ile aktarılan normlar ön planda. Çocuklar, çoğunlukla gözlem veya taklit yoluyla öğrenir. Kolektif travmanın bıraktığı izleri de çocuklar görüp modeller. Örneğin, toplu ölümle sonuçlanan bir deprem sonrasında ebeveyn, yüksek binaların güvensiz olduğuna dair bir inanç oluşturur. Bu inancı içselleştiren çocuk, gelecekte yüksek binalarda bulunmaktan kaçınır.

Son olarak biyolojik model, travmanın biyolojik aktarımının üzerinde durur. Bireylerin genetik olarak depresyon, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), panik atak veya anksiyeteye olan yatkınlığı, travmanın aktarımı ile ilişkilidir. (Karatay, 2020, s. 377)

Yıkıcı Doğal Afetler

doğal afetler

Doğal afetler, toplumdaki bireylerin çoğunu önemli ölçüde etkileyen, kolektif travma etkisi yaratan olaylardır. Afetler bireyleri fiziksel, ekonomik, sosyal ve psikolojik gibi birçok yönden olumsuz yönde etkiler. Afetten sonra hayatta kalan bireyler, farklı psikolojik etkiler gösterebilir.

Deprem veya sel gibi kolektif travma etkisi olan afetler, bireylerin güven duygusunu zedeler. Bireyler, kendini güvende hissetmez ve dış dünyayı tehlikeli atfeder. Beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan yıkıcı olay nedeniyle her an tehlikede hisseder. Aynı zamanda, bireyler, kendilerini yetersiz görebilirler. Afet karşısında bir şey yapamama, engel olamama gibi durumlar, bireyin öz yeterlilik duygusunu olumsuz yönde etkiler.

Bu konuda günümüzden veya çok da uzak olmayan geçmişten örnekler aklınıza gelebilir. Örneğin, 1999 senesinde yaşanan, hepimizin büyük İstanbul depremi olarak adlandırdığı deprem. Pek çok evin yıkıldığı, birçok insanın yaşamını kaybettiği, kolektif travmatik bir olay. Çoğumuzun yaşadığı, hatırladığı, çoğumuzun çevremizdekilerin anlattıklarıyla kafasında canlandırdığı…

1999 senesindeki depremin sonrasında, hayatta kalan insanlar bir süre evlerine girememişler. Çadırlarda veya arabalarda kalmış, açık alanlarda toplanıp birbirlerine sığınmışlar. Evlerinde kendilerini güvende hissetmeyen bu insanlar, güvenli yerler aramıştır.

O zamanlar, daha çocuk olanlar veya daha sonra doğanlar, o anlara dair hiçbir şey hatırlamayanlar da bu depremden etkilenmişlerdir. Ailelerimizin anlattıkları, sosyal medyadan konu ile ilgili okuduklarımız, bu travmatik olayı içselleştirmemize neden olmakta. Diğer bir deyişle, aile bireylerinden olayı yaşamış olanlarla, aynı hislere veya psikolojik sorunlara sahip olabiliriz.

Yakın zamanda yaşanan Van ve İzmir depremlerinde veya çoğu şehrimizde yaşanan sel felaketlerinde de aynı durumlar söz konusu. Yaşanan bu doğal afetlerde, insanlar evlerini, hayatlarını kaybetti.

Bu afetlerden sonra, insanlar korku, anksiyete, çaresizlik ve ümitsizlik gibi duygularla baş etmeye çalıştı. Barınacak yer bulmadaki zorluklar, aile bireylerinin kaybı gibi stres yaratan olaylar, bireylerin psikolojik sağlamlığını olumsuz etkiledi.

Yüzyılların Sorunu Savaşlar

savaşlar

Savaşlar yüzyıllardır insanların hayatlarını kaybetmelerine neden olan ve hayatta kalanları ise ekonomik, sosyal, fiziksel ve psikolojik anlamda yıpratan evrensel bir sorundur.

Hala gündemimizde olan savaşlar, olayların yaşandığı toplumdaki insanların birçok psikolojik problemle karşı karşıya kalmasına yol açar. Stres ve kaygı seviyesinin artmasıyla insanlarda depresyon, intihara eğilim ve TSSB oluşma riski artar.

Savaşa tanık olan çocuklar; içe kapanıklık, depresyon ve anksiyete bozuklukları gibi problemler yaşar. Ayrıca ebeveynler, travmatik bir deneyim yaşayan çocukları için suçluluk duyar.

Günümüzde de olduğu gibi, ülkelerinde yaşanan savaşlar ile aileler, mülteci konumuna gelmek durumunda kalmıştır. Bu durum aile bireylerinin iltica ettikleri ülkenin koşullarına uyum sağlayamama ve kötü barınma şartlarını beraberinde getirir.

Ek olarak, bireyler, mülteci konumundan dolayı utanma duygusu yaşayabilir. Bunlar, birçok psikolojik problemi tetikler ve çaresizlik, korku gibi duygularla TSSB oluşma olasılığı artar.

Kolektif travma etkisi yaratan savaşların örneklerini sürekli olarak görüyoruz. Suriye’de yaşanan savaş nedeniyle ülkemize iltica eden insanları veya Ukrayna-Rusya savaşında ailelerini kaybeden insanları görüyoruz. O insanlar, yaşam mücadelesi verirken bahsi geçen birçok psikolojik problemle de karşı karşıya kalmakta.

Covid-19 Pandemisi

Yazımın başında bahsettiğim gibi, toplumlardaki birçok insanı etkileyen büyük olaylar, kolektif travma etkisi yaratır. Bu noktada, son birkaç yıldır yaşadığımız pandemi süreci değinilmesi gereken bir konu.

Covid-19 pandemisi, hayatımızın her alanını önemli ölçüde etkileyen evrensel bir sağlık problemi. Dünyayı etkisi altına alan virüs, birçok alanda değişim yaşamamıza neden oldu.

Bulaşıcı virüsün ortaya çıkmasıyla kendilerini tehdit altında hisseden bireyler, stres, panik ve kaygı yaşadı. Ortaya çıkan belirsizlik durumu ile korku yaşayan insanlar, kaçınma davranışı sergiledi. Belirli bir süre sosyal olarak izole yaşadık. Pandemi, tüm dünya için büyük bir travmatik olay haline geldi.

Sosyal hayatın durma noktasına gelmesi, insanların evlere kapanması, iş yerlerinin kapatılması gibi durumlar, bireylerin stres ve kaygı seviyelerini daha da arttırdı. Böylece, pek çok psikolojik sorun ortaya çıktı.

Geçinmede sorun yaşayan ve evlere kapanan insanlar, depresyon, kaygı bozuklukları ve TSSB belirtileri gösterdi. Ek olarak, artan stres ile birlikte aile bireylerinin sürekli aynı ev içinde olmasıyla aile içi şiddet oranları da arttı.

Pandemi sürecinde, milyonlarca insan hayatını kaybetti. Hayatını kaybeden insanların aileleri, yaşadıkları kayıpla birlikte suçluluk, kaygı, yalnızlık korkusu gibi duygular yaşadı.

Yaşanan bunca durum ve olayla birlikte, kolektif travma etkisi yarattı pandemi. Dünyada binlerce insanın hayatında psikososyal etkileri olan büyük ve yıkıcı bir olay olarak tarihe geçti.

Birçok kısıtlama kaldırılsa dahi, hala maske kullanan, sosyal mesafeye dikkat eden insanlar var. Hayatımızda önemli bir iz bıraktı. Gündelik hayatımız, düzenimiz değişti. Muhtemelen edindiğimiz bu yeni alışkanlıklar ve psikolojik sorunlar kuşaklararası aktarımla gelecek nesle aktarılacak. İlerleyen dönemlerde bu pandeminin izlerini hala gözlemliyor olabiliriz.

Küçük Bir Adım

kolektif travma

Kolektif travma, diğer adıyla toplumsal travma, büyük olaylar sonucunda kitlelerin birçok yönden etkilenmesi. Tarihte yaşanan savaşlar veya ortaya çıkan felaketler gibi olaylar, toplumdaki bireyleri derinden sarsmakta.

Çoğumuz belki şahit olduk, yaşadık; çoğumuzsa duyduk, okuduk. Nesiller boyu anlatılan, konuşulan, üzerine yazılar yazılan olayların etkisini gördük.

Kolektif travma deneyimleyen insanlar, travmatik olay sonrasında iyileşme sürecine girebilir. Bu noktada toplum olarak yapılan ritüeller ve anma törenleri önem taşır. Amerika’da yaşanan 11 Eylül saldırısından sonra insanların anıtlar dikerek kayıpları anması gibi. Depremden sağ kurtulan insanların psikolojik destek alması gibi.

Günlük hayatımızda beklenmedik birçok korkunç ve yıkıcı olay yaşıyoruz. Verdiğim örneklerde görüldüğü gibi, psikolojik sağlamlığımız olumsuz etkilenebiliyor. Fakat önemli olan, travma adını verdiğimiz olgunun farkına varıp iyileşme süreci için adım atabilmek. Unutulmamalı ki, attığımız küçük bir adım bile birçok şeyi dönüştürücü bir etkiye sahip.

Kaynakça

  • Kılınç, G., Yıldız E., Harmancı P. (2017). Toplumsal travmatik olaylar ve aile ruh sağlığı. Türkiye Klinikleri, 3(2), 182-8.
  • Karatay, G. (2020). Tarihsel/toplumsal travmalar ve kuşaklararası aktarımı biçimleri üzerine. STED/Sürekli Tıp Eğitimi Dergisi. 29(5), 373-379.
  • Zara, A. (2018). Kolektif travma döngüsü: Kolektif travmalarda uzlaşma, bağışlama ve onarıcı adaletin iyileştirici rolü. Klinik Psikiyatri Dergisi, 21(3), 301-311.

Psk. Arzu Nur Özkan

27 Mart 1998 tarihinde İstanbul’da doğdum ve doğduğum günden beri hayatın akışında kendi yolumu bulmaya çalışıyorum. Yeditepe Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve çift anadal programı ile Psikoloji bölümlerinden derece ile mezun oldum. Yazı yazmak her zaman sevdiğim bir hobim oldu. Psikoloji gibi alanları seven hepimizi bir araya getiren Kazan’da yazılarım sizlerle buluşacak.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.