Al Pacino&Baba: Okumayı Reddedemeyeceksiniz!

806 kere okundu
20 dakikada okunabilir
Al Pacino

Al Pacino ve The Godfather’dan; gerek replikleriyle, gerek oyuncularıyla gönüllerimizde taht kurmuş bir klasikten bahsetmek istiyorum.

Nisan’ın 25’i, Al Pacino efsanesinin doğum günü. Ayrıca bu yıl 41.’si düzenlenen İstanbul Film Festivali’nde The Godfather’ı sinema salonunda seyretme olanağı bulduk. 50. yılının şerefine! Takdir edersiniz ki Al Pacino ve Baba’dan aynı anda bahsetmek için şahane bir fırsat. Haydi gelin, onları birlikte ele alalım ve Baba evrenine, Michael Corleone ile birlikte dalalım.

The Godfather: 1972, 1974, 1990

Al Pacino

The Godfather serisinin ilk filmi 1972, ikincisi 1974 ve sonuncusu 1990 yılında seyirciyle buluştu. Üçünün de yönetmenliğini Francis Ford Coppola’nın üstlendiği Oscar ödüllü bir efsane silsilesi denebilir onun için. İtalyan Amerikalı yazar Mario Puzo’nun 1969 tarihli aynı adlı romanından uyarlandı “Baba”. New York’ta yaşayan nüfuzlu, geleneksel bir İtalyan ailesi olan “Corleone”lerin hikâyelerinde bir yolculuğa çıkarıyor bizleri.

Bu aile geniş olduğu kadar düşmanlarla sarmalanmış bir aile. Çünkü kendileri mafyalık ile uğraşmaktalar efendim. New York’ta bütün saman altından su yürütülen işlerden kendilerinin haberi oluyor; siyasilerle, yargıçlarla sıkı bağlantıları var. Tabii koskoca New York’ta bu işlerle uğraşan tek aile kendileri değil tahmin edeceğiniz üzere. Onların dışında ilişki içinde oldukları dört aileyi daha görüyoruz. Coppola’nın ve Puzo’nun ustalıkla işlediği bu irtibat yumağında kendimizi Vito Corleone kadar tekinsiz hissediyoruz.

Bir geçmişe dönüşle 20. yüzyılın en başlarına gidiyoruz. Sicilya’da küçük Vito ile tanışıyor, Vito’nun babasının bir mafya liderine isyan etmesi sonucunda katledilmesini seyrediyoruz. 12 yaşında bir çocuk olan Vito’nun büyüdüğünde babasının intikamını alacağından korkuluyor. Ortada ise kaçınılmaz bir gerçek duruyor: Vito öldürülmeli.

Bu kısımda zavallının kurban edilmemek için Amerika’ya kaçması işleniyor. Burada kendi ayaklarının üzerinde durmak ve kendini korumak için yaptıklarına şahit oluyoruz. Bu sekansta Corleonelerin Amerika’ya ne zaman ve nasıl geldikleri anlatılıyor. Bir mafya ailesine nasıl dönüştüklerini de görüyoruz dolayısıyla.

Don Vito Corleone Devri Kapanıyor: Yeni Godfather Michael Al Pacino

al pacino

En büyük baba Vito Corleone’nin “Türk” lakaplı uyuşturucu tüccarıyla iş yapmayı reddetmesi olayları ateşliyor. Söz konusu işin ailenin itibarına gölge düşüreceğini düşünmesi, karşı tarafta bir rahatsızlık hissi uyandırıyor. Tam bu noktada silahların patlamasıyla filmdeki kırılma noktalarından biriyle karşı karşıya kalıyoruz.

Baba ağır yaralanıyor. II. Dünya Savaşı’ndan taze dönmüş bir asker olan Michael, öyküyü harekete geçiriyor. Babasının sağlık sorunları nedeniyle artık dolduramadığı koltuğuna oturuyor. Başka bir deyişle, o koltuğa oturma şansını ve lanetini elde ediyor. Hem şans hem lanet diyorum. Niçin? Çünkü elinde bulundurduğu bu muazzam yetki baş döndürücü. Kesinlikle öyle!

Öyle olsa bile Michael karısıyla, çocuklarıyla, bütün kardeşleriyle sorunlar yaşamaya başlıyor. Bir yandan da filmin en başında Amerika ile ilgili duyduklarımız var elbette. Bu cümle, Michael’ın zihninde sorgulanarak yeniden üretiliyor: “I believe in America!” — “Amerika’ya inanıyorum!” Yönetmen Coppola, Baba karakterinin bir Amerikan kapitalizmi metaforu olduğunu söylüyor.

Saldırılara uğrayan aile üyelerinin arasında kopuşlar, sadakatsizlikler baş gösteriyor. Michael’ın dudaklarındansa şu cümle dökülüyor: “Don’t ever take sides with anyone against the family again. Ever!” — “Bir daha sakın ama sakın aileye karşı kimsenin tarafını tutma!” Çünkü Corleoneler için aile, bu dünyadaki en önemli kavram.

Al Pacino ile Tanışmamız

al pacino

Konuyu kısaca hatırlattıktan sonra, Michael Corleone karakterine hayat veren Al Pacino ile devam etmek istiyorum. Tam adıyla Alfredo James Pacino… Hem bir aktör hem de bir yapımcı. Kendileri, en başlarda da belirttiğim üzere 25 Nisan 1940, New York doğumlu. Bu satırları yazdığım sırada ise 82’sinde.

Kendisinin çocukluk zamanlarına büyütecimizi tuttuğumuzda Michael karakterinden pek de uzakta olmadığını görüyoruz şaşkınlıkla. Doğalı henüz yalnızca 2 yıl olmuşken ebeveynleri boşanıyor; annesi Rose Gerardi, İtalya’nın Corleone köyünden Bronx’a göç ederken onu da yanında götürüyor. Babası Salvatore Pacino ise zaten bir Sicilyalı.

Gelelim ilerleyen yaşlarına… Al Pacino, liseye devamlılık sağlayamadığından okuldan atılıyor. Hayallerinin peşinden gitmek üzere Performans Sanatları Lisesine başlıyor. Annesi Rose durur mu? Oğluyla kavgaya tutuşuyor bu karar üzerine. Tam o anda Al Pacino evi terk etmeye karar vermeseydi Michael’ı kim oynardı düşünemiyorum. Tabii Tony Montana’yı, Bobby’i, karizmatik ve marjinal polis Serpico’yu, Carlito’yu…

Al Pacino ve Büyüdüğü Çevre

Büyüdüğü yer olan Bronx, onu bazı sorunların içine çekiyor. Tıpkı Corleone ailesininki gibi tekinsiz bir çevrenin içerisine… Çok küçük yaşlarda sigara ve alkol kullanmaya başlıyor Al Pacino. Bu dönemde 19 ve 30 yaşlarındaki arkadaşlarını yüksek doz madde almaları üzerine kaybediyor.

İşte bu dönemlerde, girmeyi arzuladığı ünlü Actors Studio onu ne yazık ki kabul etmiyor. Daha sonrasında oraya bir şekilde kabul edilmekle kalmıyor oyuncu; yıllar ve yıllar sonra 2010’da stüdyonun eş başkanlık görevini üstleniyor. Gelişim diye buna derler!

Al Pacino, birkaç tiyatro oyununda rol almakla adım atıyor oyunculuğa. The Indian Wants the Bronx adlı piyesteki rolüyle En İyi Erkek Oyuncu ödülünün sahibi oluveriyor. Henüz 27 yaşında…

Al Pacino The Godfather Evrenine Nasıl Giriyor?

al pacino

Peki, tiyatrodan sinemaya geçişi ani ve mucizevi miydi? Yoksa kendisi buna niyetlenerek zaten yumuşak bir zemin hazırlamış mıydı? Hazırlamıştı elbette. Me, Natalie filmiyle 29’unda sinema dünyasına giriş yapıyor Al Pacino. Sinema oyunculuğu noktasında kendini hedeflerine kanıtlamış, dikkat çekmeyi başarmış olsa gerek ki The Godfather’a seçilmiş. Toplaşın, şimdi tam da o süreçten bahsedeceğim.

İlk zamanlarda Michael’ı oynaması için Robert Redford, Sylvester Stallone gibi isimler gündeme geliyordu. Yapımcılar, Al Pacino için “toy” yakıştırmasını yaparak yönetmeni oyuncu değişikliğine ikna etmeye çalışıyorlardı. Fakat Coppola kararında ısrar etti:

“Rolü bu genç ve hırçın Sicilyalı delikanlıya vereceğim.”

Gerçekten söylendiği kadar hırçındı. Filmin çekimlerinden önce senaryoyu okuyup beğenmemişti Al Pacino. Oyunculuktan cayacak gibi olunca Coppola senaryoyu bir hafta sonu yeniden yazdı ve yeniden ona sundu. Fakat Al Pacino memnuniyetsiz bir adam gibi görünse de bu tavrının geçerli bir nedeni vardı. Coppola’nın çok daha başarılı bir senaryo yazabileceğini düşünmüştü.

Film çekimleri boyunca maaşının az olduğunu söyleyerek daha yüksek bir maaş talep etti. Hyman Roth karakterine hayat vermesini istediği Lee Strasberg’ü emekli olmaya bile ikna etti.

Al Pacino ilk filmden 25.000 $ kazanıyor. Peki ikinci filmden ne kadar aldığını merak ediyor musunuz? Tam 500.000 $ ve filmin gelirinden %10 pay. Eleştirmenlerin ilk filmle alakalı düşünceleri öylesine pozitifti ki! Bu gelişme üzerine çekimler henüz tamamlanmadan devam filmini planlamaya başlamıştı Coppola.

Al Pacino: “Buradayım çünkü The Godfather’da oynadım.”

al pacino

The Godfather ile ünlenen, kariyerinin zirvesine çıkan Al Pacino bu durumu nasıl ele alıyor dersiniz? Oyuncu, The Godfather’da oynadığı için bugün bu noktada olduğunu söylüyor:

Bu bir aktör için piyango kazanmak gibi. Hayatımın o döneminde başka bir seçeneğim yoktu. Francis beni istedi… Bunu bugünün dünyasında açıklamak zor; aniden, bir örtü üzerimden kalkmış ve herkes bana bakıyormuş gibi hissettim. Tabii ki filmdeki diğer karakterlere de bakıyorlardı ama The Godfather bana baş etmemin zor olduğu yeni bir kişilik verdi. Her nasılsa o durumda, o dünyada olmaktan rahatsızdım.

Me, Natalie’den sonra aniden bir “Godfather” olmak ona ağır geliyor. Bu az buz bir ilgi değil… Sonuç olarak kişilik krizi yaşadığı bir dönem geçiriyor Al Pacino.

Setteki Zorluklar: Al Pacino Anlatıyor

Mafya lideri Colombo’nun ve İtalyan-Amerikan İnsan Hakları Derneği’nin filmin çekilmesini engelleyecek çalışmalarda bulunduklarını biliyor muydunuz? Francis Ford Coppola, The Godfather’ı hayata geçirirken bu yönden zorluklarla karşılaştı. Al Pacino, setteki anılarından bir tanesini anlatıyor örneğin:

Marlon’un cenaze sahnesini hatırlar mısınız? Onu yere koyuyorlardı hani. Çekimler o akşam için sona ermişti, güneş batıyordu. Doğal olarak mutluydum çünkü eve gidip bir şeyler içebilecektim. Karavanıma dönüyordum, bir yandan da kendi kendime bugün oldukça iyi iş çıkardığımı söylüyordum. Hiç repliğim yoktu, yükümlülüğüm yoktu. Güzeldi. Repliksiz geçen her gün iyi bir gündür. Karavanıma dönüyordum ve orada bir mezar taşının üzerine oturmuş bebek gibi ağlayan Coppola’yı gördüm. Yanına gittim ve ‘Francis, sorun ne? Ne oldu?’ diye sordum. Dedi ki, ‘Cenaze sahnesini bir kez daha çekmeme izin vermiyorlar.’ Bunun üzerine şöyle düşündüm: tamam, budur! Sanırım burada iyi bir filmdeyim. Çünkü Coppola’nın böyle bir tutkusu vardı ve belli oluyordu.

Al Pacino, ilk filmin üzerinden 50 yıl geçmesinin ardından yakın zamanda şu cümleleri kurdu:

The Godfather’da olduğum için derin bir onur duyuyorum. Gerçekten duyuyorum. İçinde bulunduğum için çok şanslı olduğum bir çalışma. Ama bunu kabul etmek ve hayatıma devam etmek benim için bir ömür sürdü. Superman’i oynamak gibi değil bu…

The Godfather Evreninde Kadın Temsili

al pacino

BBC Culture gazetecisi ve film eleştirmeni Nicholas Barber, filmi feminist bir bakış açısı ile ele alıyor. Mario Puzo, romanında Michael Corleone’nin eşi Kay’i bu suç ve tehdit dünyasındaki yerini kabul eden bir karakter olarak işliyor. Filmde ise Michael’ın iş konuşurken odasının kapısını Kay’in yüzüne kapattığını, onu bu suç ve tehdit dünyasından ayrıştırmak istediğini görüyoruz. Tıpkı babası Vito’nun, kendi eşine yaptığı gibi.

Michael’ın annesini film boyunca pek az seyredebiliyoruz. Aynı şekilde, bu türden meseleler Michael için oldukça kişisel; oraya karısının müdahale etmesinden hoşnut değil. Diğer sahnelerde Kay, Michael’a bu yaşam şekli konusundaki endişelerini aktarıyor ve onun bütün bunlardan kurtulmayı arzuladığını anlıyoruz. Kavgalar yaşanıyor. Michael ise bu konuda oldukça net ve sert. Yalnızca karısı ile değil, kız kardeşi Connie ile de durum benzer. Connie de filmin bir kısmında erkek kardeşlerine uzak kalırken diğer kısmında pişmanlıkla onların yanına geri dönüyor; aile içini çekip çeviriyor ve birçok durumdan habersiz…

Yönetmen Coppola, The Godfather evreninin kadınlarını, erkeklerinin kirli oyunlarına dahil olamayacak kadar asi ve iyi yürekli yansıtıyor izleyiciye. Onlar yanlışlara başkaldırıyor, gerektiğinde rest çekiyor, tartışmalara giriyor ve bulundukları ortamı terk edebiliyorlar. Yine de kendi tarzlarında bazı entrikaların içine girdikleri de oluyor; en beklenmeyen anlarda, en beklenmeyen adımlarla yapıyorlar bunu. Ve bunu yapmak için kendilerine göre sağlam nedenlere sahipler. Filmdeki bütün karakterlerin sahip olduğu gibi.

Yine romana dönersek, romanda Vito’nun şöyle bir cümle kurduğunu görüyoruz: “Biz erkekler cehennemde yanarken kadınlar cennette azize olacaklar.” Bunlardan dolayı, Barber’a göre Coppola’nın kadınlara yönelik bir küçültme veya alçaltma yaptığı düşüncesi doğru olamaz.

50 yıl değil, tam bir yüzyıl geçse bile The Godfather ile ilgili yepyeni gerçekler, detaylar ve analizler ortaya çıkacak, bundan eminim. The Godfather ile Al Pacino, her zaman birbirleriyle bir bütün hâlinde kalacak dünyalıların zihinlerinde.

Benan Çelik

24 Mart 2000 tarihinde İstanbul’da doğdum. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunuyum. Kazan Kültür ve Tabure Kültür Sanat dergisinde içerik üreticiliği yapmaktayım. Çocukluğumdan beri yazı yazmaya tutkunum; şiir, öykü, deneme, makale, şarkı sözü ve film senaryosu gibi türlerde ürünler veriyorum. Dünyayı sinematik değer uğruna romantize ediyorum.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.