White Noise: Baumbach’dan Bir Kara Komedi

256 kere okundu
16 dakikada okunabilir
whitenoise

White Noise, açılışını 79. Venedik Film Festivali ile yaptı. Aynı zamanda festivalin de açılış filmiydi. Bu filmle ilk defa bir Netflix filmi Venedik Film Festivali’nin açılış filmi oldu. Don DeLillo’nun romanından Noah Baumbach tarafından sinemaya uyarlanan White Noise’in başrolünde ise Adam Driver ve Greta Gerwig oynuyor. Film, 30 Aralık itibariyle Netflix Türkiye kataloğunda yer almaya başladı. Gelin şimdi White Noise’ı beraber inceleyelim. 

White Noise: Uyarlamak mümkün mü?

white noise

Don DeLillo, Amerikan’ın en büyük ve ilgi çeken romancılarından biri. Her çıkan eseri dünya çapında büyük bir yankı uyandırıyor. White Noise de kendisinin büyük romanlarından biri. Ülkemizde de Siren Yayınları tarafından Beyaz Gürültü ismiyle yayımlandı. Postmodern bir edebi dünya ortaya koyduğu için de eserleri sinemaya uyarlama konusunda çok kolay seçimler değil. Tam da bu yüzden Noah Baumbach gibi bir yönetmen Don DeLillo’nun eserini sinemaya aktaracağı haberi geldiğinden beri heyecanla beklenen bir filmdi. Konu olarak, liberal bir üniversitede Hitler profesörü olan Jack Gladney (Adam Driver), eşi Babette (Greta Gerwig) ve dört çocuğu ile kendilerini havadan gelen toksik yağış ve kimyasal bir bulutla başlayan bir felaketin içerisinde bulurlar. Filmin tam ortasına oturmuş olan ölüm korkusu, bu felaketle beraber filmin devamında bir ölümle yüzleşme seyrine bürünür. White Noise, bir felaketten kaçış hikayesi değil. Tam tersi felaketi, filmin yan karakterlerinden biri gibi işleyen bir yapı kurmuş. 

White Noise, çok boyutlu bir edebi metnin sinemaya aktarılışı. Noah Baumbach metni tam anlamıyla yansıtabilmek için filmin yapısını da sürekli değişen bir şekilde kurmuş. Sadece yapı olarak da değil. Aynı zamanda film farklı türleri de içinde barındırıyor. Yer yer kara film yer yer müzikal yer yerse western türüne ait yapıları izliyoruz. Bu film bir kere daha postmodern bir edebi yapıtı sinemaya uyarlamak ne kadar mümkün sorusunu da tekrar sordurtuyor. Edebi metnin içerisindeki katmanları ve alt metinleri sinemada anlatmaya çalışmak geleneksel sinema anlatısına uygun bir anlatım oluşturmuyor. O yüzden de yönetmeni belli yapı bozumlara zorluyor. Bu filmde de Noah Baumbach’ın bu yolu seçtiğini görüyoruz. White Noise, genel olarak sinemasını diyalog ve ilişki üzerinden kuran Baumbach’ın da sinemasında bambaşka bir yere oturuyor. Bana yer yer sanki Wes Anderson filmi izliyormuşum gibi bir his verdi. Yapı ve renk kullanımı açısından Wes Anderson sineması ile kesişen yerler göze çarpıyor. 

Ölüm Korkusu 

white noise

White Noise, merkezini karakterlerin ölüm korkusu üzerinden kuruyor. Orta yaşlarda olan Jack Gladney, ölümden kaçmak adına her şeyi yapıyor. Bir yandan da tam seksenlere özgü bir anlatım kurularak eşi Babette’i histerik bir şekilde görüyoruz. Karakterler arasında en stabil izlediklerimiz ise çocuklar. Çocukların hepsi çok iyi karakterler. Filmin onların olduğu kısımlarının seyir zevki çok yüksek. Film tam anlamıyla bir felaket komedisi tarzında. Fakat bu metnin bir Don Delillo metni olduğunu unutmayalım. Filmin her yanına zamane kültürü üzerine taşlamalar serpiştirilmiş. Bence bu filmde romanda olduğu kadar iyi çalışmıyor. Romanda, katmanlara yedirilmiş haldeyken filmde bu bir şekilde seyircinin gözüne sokuluyor. Filmin bana göre işlemeyen taraflarından biri bu. İzlerken istemsiz olarak bazı şeyler araya sıkıştırılmış gibi hissettiriyor. Bu da yer yer filmi sekteye uğratıyor. Burada en büyük dezavantaj bir roman uyarlaması olması. Romandaki çoğu şeyi filme geçirmek filmin yapısını sekteye uğratıyor.

Karakterlerin ölüm korkusundan ve ölümün kendisinden kaçış olarak buldukları yöntem ise modernizm ve tüketim. Karakterler tüm ihtişamı ile kurulan tüketim merkezlerine adeta çekiliyorlar. Tüm bunların yanında filmde meydana gelen felaketin insanlar üzerindeki etkileri filmin seksenlerde geçmesine rağmen bugüne dair çok fazla şey söylüyor. Herhangi bir felaket karşısında insanların kolektif olarak gösterdiği tepkiler çok iyi bir şekilde ortaya konulmuş. Bambaşka bir felaket izliyor olsak da pandemide yaşadığımız hissin çok benzerini izliyoruz. İstemsiz olarak o anla büyük bir empati kuruyoruz. Herkesin aynı anda kaçma refleksi, düşünmeden başkaları yapıyor diye yapılan hareketler ve o bilinmezliğin verdiği korku o sahnelerde seyirciye çok iyi bir şekilde geçiyor. Bir anda sanki bir tür felaket filmi izliyormuşuz gibi bir yapının içine giriyoruz. Filmin devamı da bu şekilde geçecek sanarken bir anda yapıyı farklı bir yere kaydırıyor. Filmin alameti farikalarından biri de türler arasında geçişi kolay bir şekilde kurması.

Kampüs, Hitler ve Elvis

white noise

White Noise’in eleştiri oklarından bir diğerini yönelttiği yer ise akademi. Başrolümüz Jack, filmin başında bir trafik kazası ve uçak kazası görüntüleri izletiyor. Tepedeki Üniversite diye geçen bu okulun içerisinde bir kampüs hicvi izliyoruz. Bir yanda tüm dünyanın üzerine konuşmaktan çekindiği, hassas bulunan konular arasında yer alan bir kişinin dersini veren Jack, diğer bir yanda ise Amerika’nın idollerinden biri olan Elvis dersi veren diğer Profesör Murray. Bu ikisinin Elvis ve Hitler’in annelerine düşkünlüğünü anlatıp, adeta bir şova dönen dersleriyle aslında ikonik insanlara dair halkın bakışı ve hayatlarının da altı çizilmiş oluyor. Tasarım açısından filmin güçlü sahnelerinden biri, adeta bir müzikal edası ile ilerliyor. Bir yerden sonra anlatılan kişilerden çok, anlatımdaki tutkuya esir düşüyoruz. Hipnoz olmuş bir şekilde iki kişiyi izliyoruz. Bu sahnede de gerek kostümler, gerek de mekan açısından yoğun bir renk kullanımı var. Film görsel dili yer yer bu şekilde kuruyor.

White Noise’in akademiye bakışı, bilgi kirliliği ve felaketlere olan bakışımızın da altını çiziyor. Filmin başında gösterilen o görkemli kaza sahnelerini izlemekten kendimizi alamıyoruz. Filmin devamında gerçek olarak gördüğümüz felaketten de. İnsanlık olarak felaketleri izlemeyi seviyoruz. Tüm o korkunçluğun yanında bir çeşit görkem de görüyoruz. Seyir zevki yüksek bambaşka bir şey. Kavga duyduğu an çıkıp izlemek gibi ya da bir apartmanın yıkılışını izlemek gibi. Belki de ortada dönen bir felakette seyirci olmanın verdiği rahatlıkla bundan keyif alıyoruz. Film de başta öne sürdüğü tezi kanıtlamak istercesine görkemli, sinematik felaket sahneleri ortaya koyuyor. Biz de tüm dikkatimizle izliyoruz. Kendi sunduğu fikirleri filmin içerisinde de tekrar kanıtlıyor. Market sahnelerinin tüm görkemiyle ve renkleriyle yansıtılması, bizim de adeta hipnotize olmuşçasına gözlerimizi alamamamız da filmin seyirci üzerinden kurduğu anlatımlardan bazıları. 

White Noise: Teknik Detaylar 

white noise

Noah Baumbach’ın filmografisine baktığımızda Frances Ha, Mistress America, Greenberg, Marriage Story gibi seyirci tarafından çok sevilen filmleri görüyoruz. Daha önce Frances Ha’da yine beraber çalışan Baumbach, Driver ve Gerwig üçlüsü bu filmde de beraberler. Zaten Baumbach genelde benzer oyuncularla çalışan bir yönetmen. Eşi Greta Gerwig’i de çoğu filminde görüyoruz. Alıştığı oyuncularla çalışmanın şüphesiz ki filmlerine olumlu bir etkisi var. Genel olarak filmleri karakter ve oyunculuk odaklı olduğu için oyuncular ile olan bu ilişkisi onun güçlü taraflarından biri. Bu filmde de Adam Driver ve Greta Gerwig yine iyi oyunculuklar sergiliyorlar. Yine de Marriage Story’deki kavga sahnesinin üzerine çıkamayan bir Adam Driver performansı vardı. 

White Noise, Baumbach filmografisinde tamamen farklı bir yerde duruyor. Öncelikle diğer filmleri gibi karakter üzerinden işleyen bir film izlemiyoruz. Onun yerine daha dinamik bir film izliyoruz. Filmin geçişleri ve renkleri Wes Anderson’ı andırıyor. Hatta onun filmlerinde görmeye alışkın olduğumuz belli sahneler de görüyoruz. Renk kullanımı da bu filmde filmin ana unsurlarından biri haline gelmiş. Sadece sahne üzerinden değil, karakterlerin kıyafetleri de o anki hislerine, kişiliklerine uygun şekilde bir anlatım kuruyor.

White Noise’in seksenler havasını oluşturan kostümleri, mekân dizaynları da çok başarılı. Bizi direkt o zamanlara ışınlıyor. Aynı zamanda birçok büyük ismi gördüğümüz oyuncu seçimleri de çok başarılıydı. Film genel olarak dinamik bir eksende ilerliyor. Bu yüzden de kurgu filmin önemli parçalarından biri haline gelmiş. Gayet başarılı bir kurgu izliyoruz. Müzik kullanımı ve ses tasarımı açısından da sahnelere ve türe uygun müzikler kullanılmış. Filmin müzikleri için birçok başarılı yapımda ismi olan Danny Elfman ile çalışılmış. Filmin görüntü yönetmeni ise daha önce Humans, Black Mirror, The OA isimli yapıtlardan tanıdığımız Lol Crawley. Crawley, bu tarz bir film için çok doğru bir görüntü yönetmeni olduğunu da bize bir kere daha gösteriyor.

İzlemeye Değer

Kısacası Noah Baumbach’ın son filmi White Noise, alışık olduğumuz tarzından farklı olsa da seyir zevki yüksek bir film. Dol DeLillo’nun eserlerini ve taşlamalarını sevenler için de onun eserini sinemada izlemek adına bakılası bir film. Filmin, komedi unsuru da filmin çoğu yerinde iyi bir şekilde çalışıyor. Tüm bunların yanında ortaya koyduğu hikâyeyi açması ve nerdeyse her insanın baş etmeye çalıştığı şey olan ölüm düşüncesi ve korkusu üzerinden hikâyeyi açması birçok noktada kolay empati yapmamızı sağlıyor. Her şey bir yana Adam Driver’ın coşkuyla Hitler anlattığı o sahne için bile izlenebilir. Hazır Netflix’e de gelmişken bence kaçırmayın.  

Tuğçe Kozak Arman

Merhaba, ben Tuğçe Kozak Arman. Mühendislik eğitimimi tamamladıktan sonra, gönül verdiğim sinema eğitimimi almak için Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ne başladım. Hali hazırda eğitimime devam ediyorum. Aynı zamanda okuduğum kitaplarla ilgili sohbet ettiğim bir YouTube kanalım var. Onun dışında da çeşitli projelerde senaryo yazarlığı yapıyorum ve yayına hazırladığım kitabım var. Sinemadan bahsedecek olursak, benim de yolumu ustalar çizdi. Alfred Hitchcock, Kubrick ve Kieslowski favori yönetmenlerim. Favori filmim ise yıllardır hiç değişmedi. O da Hitchcock’un Psycho’su. Yıllardır kusursuzluğunu kaybetmeyen bir film.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.