Sun Yuan ve Peng Yu: Rahatsız Edici İkili

148 kere okundu
24 dakikada okunabilir
1
sunyuanvepengyu

Sun Yuan ve Peng Yu, çağdaş sanatın tartışmalı ve ilgi çekici ikilisi ile ilgili yaptığımız incelememiz sizlerle.

Sıkıcı Giriş

Sun Yuan ve Peng Yu! İkili bir birliktelik sanat ile buluşur, yaratıcı süzgeçlerden geçerse nasıl olurun tatlı mayhoşluğu içerisindeyim.

Olmazsa olmaz, yaratıcı ile aşık atmalar, insanların içinde bulunan hiç değişmez kötülük arzusu, özellikle siyasilere/politikacılara laf sokmalar. Hele şu dönemde inanın tadından yenmez. Yine bakmayın ne bazı mahlukların ahlaksızlığı biter ne de bunlara laf sokan Konfüçyüs’ler son bulur.

Girişi çok uzatmadan sabırsızlıkla eserlerine geçmek istiyorum. İkilinin uyumu ya da aykırılığı her esere ayrı bir hava katmış, göreceksiniz. Gerçeklik çizgisinin üzerinde ustaca yürüyüşlerini arşa kadar çıkararak gök yüzünde süzülmeyi başarmışlar.

“Her türlü tuhaf şeye olan merakım ya da onun maddi dünyaya karşı güçlü duyguları sadece resim yaparak ifade edilemez. Hem manevi hem de maddi dünyamızla bağlantı kurmanın daha doğrudan bir yolunu geliştirmeliyiz.” (Peng Yu)

Seeing is Not An Option – Bakma, BAM!

Yeri gelmişken, gelin size bir askerlik hatırası patlatayım sayın okuyucu. Artık çok yakınlaştık ve mecburuz sıkıcı hikâyelerimizi bilmeye. Merak etme çok uzatmayacağım. Eline bir kez silah almışların çok iyi anlayacağını düşünüyorum. Tıpkı yel değirmenleri ile savaşmak gibi. Tek farkı, silah tam olarak ölüm saçma kabiliyetine sahip. Karşında ise ölümsüz yel değirmenleri yok.

Sizden bir katil çıkması çok zor mu zannedersiniz? Hiç sanmıyorum. Sadece doğru anın gelmesini bekleyin ve bam. Pat diye gözleri dönmüş bir yaratığa dönüşürsün. Din için, hayali sınırları genişletmek için, daha fazlasını isteyen bir diktatör için, bir siyasetçinin akraba ve çevresinin doymak bilmeyen iştahı için, trafikte kızdığın bir diğer şoför için… İçin oğlu için. Bazen kendi bazen başkasının kanını dökersin merak etme.

Demiştim, fazla uzatmayacağım. Hatta bir hatıra bile sayılmaz anlattıklarım. Sadece ona dayanan çıkarımlarım. Seni burada azıcık rahat bırakayım sayın okuyucu. Ne de olsa aynaya ne kadar uzun bakarsan o da sana o kadar uzun bakar. Ve bilirim bu seni hayli rahatsız eder. Bak, bir AK-47. Hadi gözlerini sım sıkı kapatıver. Merak etme sakın. Yağmur, çamur, bataklık dinlemez. Hem nedir bu işin kilit noktası:

Gez, Göz, Arpacık. Anlayışa yer yok. Nişan al…ATEŞ!

Sun Yuan ve Peng Yu

Görüyor musun, bakmaya da ihtiyacın yok. Artık gözlerin kapalıyken bile insanlık suçu aletini en ince ayrıntısına kadar tanıyorsun. Hem bakman gördüğün anlamına da gelmiyor sonuçta. Karşında bir masum olması senin ona bakış açınla ilgili. Hiç bilmez olur musun sen! Tarihi kazananlar yazar. Kaybedenlerin masumluğu ile ilgilenmez kahramanlık hikâyeleri.

Koca bir ülke kuruldu masum yerlilerin cesetlerinin üstünde. Sonrasında bir anıt gönderdi bir başka ülke, “Özgürlük(!) Heykeli”. Masum… Ne kadar göreceli bir kavram. Tabii saysak şimdi bu yazıya sığdıramayız tarihteki tüm masumları. Biz yine sana ve hayal gücüne bırakalım sayın okuyucu. Çekinme, önce kendinden başla. Nasıl olsa bizler duymayacağız itiraflarını.

“Bu dünyada, ister insanlardan insanlara, insanlardan ulusa, ulustan ulusa, insanlardan nesnelere veya insanlardan hayvanlara olsun, tüm ilişkiler politiktir.” Peng Yu.

Can’t Help Myself – Temizlesen de Temizlenmez

Sun Yuan ve Peng Yu

Nicedir hasır altı edip duruyoruz duygularımızı ve kötülüklerimizi. Geçici çözümlerle, gündelik uğraş ve boğuşmalarla o kadar erteledik ki, vıcık vıcık bir hal aldı. İnsanların gittikçe artan daha uzun yaşam süresi ile birlikte nesilden nesillere aktarılarak değdiği her yeri pisletiyor bakış açımız. Doğaya, insana, kısacası çevremizdeki her şeye bulaşıyor. Temizlesek bile çıkmıyor elimizden yok ediciliğimizin eseri bu kan.

Çevrene bakmanı rica edeceğim sayın okuyucu. Ne görüyorsun suratlarda? Ya da sosyal medyada? Acı pornosunu lügatına katmadıysan henüz, hızla araştırmanı tavsiye ederim. Yılgınlık, karamsarlık, beklentisiz ve hayalsizlikten kırılan bir bataklığın içinde boğulmakta olduğumuzu fark etmek için bilimsel araştırmalar yapılmasına ya da psikologlara hiç ihtiyaç yok.

Artık bugün yalnızca kapımızın önünü süpürmek yetmiyor. Önce iç benliğimizi, arzu ve isteklerimizi dizginlemeyi öğrenmeliyiz. Sonrasında; sokağımızı, mahallemizi, ilçemizi… Belki de hatta tüm ülkemizi bu pislikten arındırmak zorundayız. Daha önceki yöntemler ne kadar içtenlik dolu olsa da sonucun temiz olmasından hayli uzakta.

“Bir sanatçının eserinin iradesinin bir yansıması olduğunu düşünüyorum. Sanatçının fiziksel olarak yerinde olması gerekmez. Bunun yerine, iradenizi yerine getirmesi için bir aracıya güveniyorsunuz. Bu benim ajanım (robot kol modelini gösterir). Sınırsız dayanıklılığa sahiptir. Kimse onun dayanıklılığıyla boy ölçüşemez. Bunu sağlamak için ihtiyacınız olan tek şey iradenizdir.” (Sun Yuan)

Yine de deneyeceğiz, her şeye rağmen. Var olmanın kanunu bu ki kürek çekmeye devam etmek zorundayız. Özellikle pisliği yayan yüzeyden ve pisliğin miktarından bağımsız olarak. Tekrar ve tekrar savaşacak ikilemlerimiz. Aman dikkat! Büyük beklentilerle girilen yolda minik adımların bile bir sonraki nesle büyük fayda ya da zararı dokunacak.

Çok kısa belirtmek isterim, araştırmalar yaptıkça bu esere daha çok kapılıyorsunuz. Makinanın temizlemeye çalıştığı bu sıvı ayrıca ona hidrolik olarak hareket kabiliyeti sağlayan sıvı. Antropomorfize* edilmiş makine yorulur gibi izlenim vermesine rağmen sonsuz olarak bu hareketi tekrarlayacak gibi görünüyor. Kendi iradesi olmayan makine hareket etmeye ve yaptıklarını yapmaya programlıdır. Tıpkı günümüz dünyasının insanı gibi.

“Beni bu işten çok memnun eden şey, başladığında endişelenmeme gerek yok, kendi başlarına bir ekoloji oluşturuyorlar. Aralarındaki sürekli yüzleşme ve sürekli mücadele, hiç bitmeyen bir gerilim oluşturur.”

Sun Yuan

Teenager Teenager – Man Kafa

Sun Yuan ve Peng Yu

Bir akıl hastanesinde çekilen meşhur bir fotoğrafı hatırlarım. İskambil kartları ile yatağın üzerinde oyun oynamaktadırlar ve üçünün kafasında yastıklar bağlıdır. Sebebi çok pragmatiktir. Eşli oyunda bir grubu ayırmak için bir kısmı yastık kafalı diğer kısmı ise değildir. Bilemiyorum aklımıza yumuşacık yastıkları getirdiği için mi naif gelir bu tek karelik hikâye bize.

Tabii ki bazı benzetmelerden kaçamayacağız. Man kafalı yetişkinlerin yeni nesle tavrının özeti olarak gördüğüm bu eserin vermek istediği mesajı yadırgamamak lazım. Özellikle her iki sanatçının da kendi babalarından gördüğü baskıyı hesaba katarsak. Belli oluyor ki duygularını bu esere döktüler.

Nitekim, bunu yaparken farklı mesajlar koymadan geçmeyeceklerdi. Gençler, gençlerimiz; bir kargo kutusuna ya da ekran kutusuna kapatılmış. Kendi pisliklerinde boğulan ve hiçbir zaman gök yüzüne bakamayacak olan domuzlar gibiler. Hızlı hayat yaşayıp hızlı besinler tüketerek ebeveynlerinden ayrışmış oluyorlar. Onları yarış atı gibi hayal eden anne babalar ise hallerinden memnun değiller.

Gençlerin istediklerine kapalılar. Onlara bırakacakları dünyaya sürekli zarar veriyorlar. Arzuları öyle bir hale geliyor ki hantal mankafaları çocukların farkında bile değil. Bu kadar duyguyu bu şekilde resmederek dünyaya açmakta hayli cesaret ister sanıyorum. Sun ve Peng bu konuda iyiler.

“Bir şeyi nasıl açıklayacağımızı bilmediğimizde, bunu yapmak için sanatı kullanırız.”

Sun Yuan

Angel – Aman Düşme

Sun Yuan ve Peng Yu

Hiperrealizme gelince konu, sanatçı hem böyle taşı gediğine koyar ve üstüne de yaratıcılık tozu serperse içim bir hoş oluyor. Sanki en bildiğim alana, güvenli hayali ortamıma doğru beni sürüklemeyi başarıyor. Birisi rahatsız edici mi dedi? İşte şimdi daha derindeyiz o zaman. Olmamız gereken yerde.

Bir melek nerede olmalı peki? Gökyüzünde uçan, bulutların arasında gezen, cinsiyetsiz (!), Tanrı’nın sarayında ya da her yerde. Melekler Şehri filmindekiler gibi olsa daha mı sıradan olurlar acaba? Yoksa her saray gibi bir gün onu taşıyanları dışlayıp aşağıya mı atıyorlar sırayla?

Doğal olarak yaşlı olanlar devam edip başka bir tanrıya yanaşamadıkları ve zaten hali hazırda çok kez döndükleri için artık yeni bir icazet alamıyorlar mı acaba? Sonuç ortada, yere düşmüş ölü bir melek!

Bu melek ilk gösterimlerinden sonra hayli çalkantılara yol açtı.

Sun Yuan ve Peng Yu

Özellikle sosyal medyada, biraz da abartılacak şekilde yorumlandı ve gerçek olduğuna dair söylentiler yayıldı. Ürkütücü derecede gerçek olması, bu teorilere doğruluk payı vermesine sebep oldu insanların. Güneş lekeleri olan bu yaşlı meleği, etten ve kemikten şekillendirmiş olmaları muhtemel olsa da açıklandığı kadarı ile daha ziyade fiberglastan.

Bildik uydurmalardan bir tık daha farklı bu enstalasyon. Genellikle, kötü olanlar yer altı şehrine ya da dünyaya sürülmüştür. Çoğunlukla şeytana dönüşen meleklerle ilintilendirilir bu sözüm ona cennetten düşmelik durumu.

Marquez’in Kocaman Kanatlı İhtiyar Adam’ı anımsatmış olması, kadın olmasına rağmen etkilenmemizi bir kat arttırıyor. Bizimkisi ölü olduğu için dilini bilsek dahi bir önemi yok. Geldiği yeri anlatması her mitte olduğu gibi bunda da mümkün değil.

Olur da bu yazıyı bir melek okur falan şimdi ofansif olmayalım. Onunda duygularını anlayalım, yardımcı olalım. Aman ha, sen sen ol bu dünyada dikkatli ol. Diğer taraflara benzemez burası. Tabii ben bize anlatıldığı kadarını biliyorum.

Belki sizin oralar da öyle çok matah değildir, kim bilir. Sen yine de gel beni dinle. Baktın seni itiyorlar, düşerken iyi bak ki yanlışlıkla kötü bir yere denk gelme. Maazallah bir kısmının gözü hep öbür tarafın hurilerinde.

“Sanatçı, çalışmalarının nedenlerini açıklamak için ortak bir dili rehber olarak kullanmaz. Çünkü sanatçının kendine has bir dili, sanatsal bir dili vardır. Sanatçı, işini sanki bir muhatapmış gibi açıklayarak toplumla ilişkilendirmek zorundadır.” (Sun Yuan)

Sanatçıyı Anlatan Sıkıcı Gelişme

Gelelim, biraz Sun Yuan ve Peng Yu’dan bahsetmeye… Pekin’de birlikte sanat üreten bu ekibin geçmişlerine ve dünyaya bakış açılarında çok ortak nokta var. Ama bu ortaklıklardan ziyade birbirlerini tamamlayış şekillerinin bize ulaşmalarında etkili olduğu gözüküyor. Her ikisi de Çin kökenli. Bir takım solo işlerde çalışmakla birlikte genellikle ortak eserleri ile etkileyici işlere imza atmışlar.

Galiba dayanamayıp bu detayı vermeden geçmem mümkün değil. Görmüş olduğunuz hiperrealist eserlerin bir kısmında insan yağı kullanıldı! Nasıl bir his uyandı tam da şu hazır yazının sonuna gelmişken sayın okuyucu?

Onlara içten bir elveda demek üzereyken biraz daha deşmek ister miyiz bu işi bilemiyorum. Liposuction uygulamalarından kalan yağlar gayet leziz görünüyor. İnsanı böyle anlı canlı önüne koyup eleştirerek yemek beni her zaman daha çok tatmin etmiştir. Ya da Chuck gibi (Bknz. Fight Club) onlardan sabun yapmak.

Ah! Çağdaş sanat. Sen nelere kadirsin. Sanatçının sorunlu kişiliğini yansıtmanın dışında, ona bu karakteri kazandıran sisteme laf sokması bir tatlı ki, lezzeti alıyor musun sayın okuyucu? Bir de düşün bakalım ondan ekmeğini yiyen elitist artistin yine aynı sistemi yerin dibine sokarken ki mutluluğu nerede görülmüş?

“Babam bir ressam. Büyürken çok itaatsiz bir çocuktum. Bu yüzden babam beni resim yapmayı öğrenmeye zorladı.” (Sun Yuan)

“Sanatçı olacağımı küçük yaşlardan beri biliyordum. Japon askerleri ve hayvanları çizdim. Resmin bana eşsiz ayrıcalıklar verdiğini keşfettim. Bir keresinde babam bana şaplak attıktan sonra ona resim yapacağımı söyledim ve “Tamam, devam et” dedi. Ben de onu bok yerken çizdim. Bu sayede öfkemi dışa vurmanın iyi bir yolu olduğunu keşfettim.”

Peng Yu.

Provokatif bulduğumuz eserleri yukarıda incelemeye çalıştığımızda görüyoruz ki aslında topluma ayna tutmakta. Sıradanlıktan olabildikçe uzakta, ikilemeler ve zıtlıklarla dolu olmaları eserlerini yine benzersiz kılıyor.  If i died sergisinde bulunan Teenager Teenager’ı yukarıda inceledik. Biraz onları anlamak için If i died ismiyle bu sergide yer alan eserden bahsetmeyi faydalı görüyorum.

sunyuanvepengyu

Hiper gerçeklik ile kurgusal fantazyanın karması bu eser bana sorarsanız bu ikiliyi anlamaya çalışırken bizlere çok şey söylüyor. Ölüm deneyimini bir farklı boyuta çıkararak, ona atfettiğimiz beklentinin bir farklı hayali ürünü ile karşı karşıyayız. Tüm ölüm sonrası hayallerde olduğu gibi bencilce olsa da göreceli olarak daha içten buluyorum.

Eğer ölürsem, karada yaşayan bir varlık olarak geri gelmek istemiyorum. Uçmak istiyorum, kırmızı taçlı turnaların eşliğinde yeryüzünün üzerinde süzülmek istiyorum. Ne kadar özgür olurdu, istediğim yerde yaşar, istediğim yere inerdim…

Kapanış

Ne çabuk geçti güzelim inceleme benim açımdan. Yine dediğim gibi hiperrealizm, rahatsız edicilik ve yaratıcılık görünce su gibi akıyor. Henüz bu iki güzide sanatçının daha önce ölü ceninleri kullandıklarından bahsedemedik. Tabii canım makyaj malzemesi olarak değerlendirilse en azından bir işe yarardı. Böyle sanat manat yenilmez, içilmez, güzelleştirmez. Tersine, belki çirkinleştirebilir.

Çokça tartışmaya sebep olmaları ile birlikte, özellikle bazı eserlerinin yüksek ilgiyle karşılandığını belirtelim. Aşağıda “Kaynakça” kısmında yer alan videoları özellikle izlemenizi tavsiye ederim. Eserlerin bir kısmı böyle daha iyi anlaşılacaktır. Kendilerini yakın zamanda ülkemizdeki galerilerde ya da sergilerde görmek dileği ile.

Kaynakça

Fırat Ağırkaya

Merhaba. Kendi kendime “Ben kimim ve nasıl tanımlanmak istiyorum?” diye sorduktan sonra, cevabın hayli zor olduğuna karar verdim. Mesleğim, doğduğum yıl ya da okuduğum üniversite gibi bilgiler yerine beni ben yapan özelliklerimden bahsetmek daha doğru olacak. Büyük çoğunluğu roman olmak üzere sürekli okumaya, sıkça tiyatro izlemeye ve ara sıra yazmaya çalışıyorum. Kısa hikayeler, roman, kısa film, animasyon ve tiyatro senaryoları yazma konularında çalışmalar yapıyorum. İçime yöneldiğim zamanlarda çeşitli müzikler dinleyerek kendimi yazmaya veriyorum. Yazılarımda, daha çok yer altı ve sarkastik toplum eleştirileri yapıyorum.

1 Comment

  1. Yine “Hay Allah yine nereden buldu bu adam bu tuhaf eserleri?” dediğim bir yazı 🙂 Yine aktı gitti, keyifle okudum. Kalemine sağlık

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.