Annelik: Kadınlık Üzerinde Yükselen Sesler

656 kere okundu
18 dakikada okunabilir
Sheila Heti'ya ait Annelik romanı

Sheila Heti’nin kaleme aldığı Annelik hakkındaki inceleme sizlerle. 2018 senesinin çok okunanları arasında olan kitabın oldukça öznel ve detaylı incelemesine buyurun.

Önce Kitabı Elimize Alalım

Sheila Heti, şu ana dek yazdığı on adet kitabı bulunan Kanadalı bir yazar. Mayıs 2022’de çıkacak olan çocuk kitabı, o kategorideki ilk kitabı olacak. The New York Times kitap eleştirmenleri için en etkili on beş kadın yazar arasına girmiştir. 21.yy’da okuma yazma tarzımızı şekillendiren kadın yazarlar kategorisinde hem de. Kitapları toplamda yirmi dört dile çevrilmiştir. 

Annelik kitabı ise 2018 senesinin en çok okunan kitaplarından olmuştur. Hatta New York Times dergisi tarafından da yılın en iyi kitabı ve The Vulture’ın 21.yy’ın en iyi klasiklerinden biri olarak seçilmiştir. Bunun yanında Time tarafından da yılın en çok konuşulan kitaplarından biri olarak gösterilmiştir. 

Kitap Nebula Kitap’tan ince kapak olarak 2018 senesinde çıkmıştır. Kapaktaki fuşya ve toz pembesi oldukça feminen bir tarz oluşturmaktadır. Nitekim renk seçimi konu bağlamında manidar. Sadece kadınları ilgilendiren sorgulamalar taşıyan kitabın isminin içindeki “i” harfinin soru işaretine evrilmesi kapağı içerik açısından doğru okumamız sağlar: Annelik mi?

Eserin çevirisini Aslı Mertan yapmıştır. Tertemiz bir Türkçe ile gayet okunaklı ve akıcı anlatımıyla başarılı bir çeviri olduğu aşikar. 

Kararlar ve Çelişkiler

annelik

Yazar, annelik yaratımı hakkında kafa patlatırken bunun hüzünlü bir şiirsellik üzerinden yürütüyor. Samimi bir söylem içinde kararını sorguluyor. Bunu yaparken sosyo-psikolojik bir taban seçiyor ve kendi sesinden kitabı dillendiriyor. Felsefi anlamları ve hayat pratiklerini de yanına alıyor ama tüm metin boyunca asla kaybetmediği, çatallaşan yollarının yanı sıra hüznü oluyor. Yaratım muhasebesi üzerinde durdukça uzak yollara gözünü dikip başka kapılar arasa da bu düğümünü kendisine oldukça yakın bir nokta çözmeye yaklaşıyor. İyi haber: Sanırım başarıyor.

Annelik kitabında çeşitli çelişkilere düşüyor yazar. Bu çelişkiler yumağını çözmek için kendince geliştirdiği bir yöntem var: Yazı-tura atmak. Her bir sorusunun sonuna bu ritüeli uyguluyor ve ortaya okunması keyifli bir iç hesaplaşmalar dizisi çıkıyor. Bu yöntemi günlük hayata entegre etme hayattaki yüzde elli şansa her zaman güvenmekle ilgili. Bir açıdan oldukça işlevsel bir seçim yöntemi; diğer yandan kararlarında belirsizlik yaşamayan insanlara yakın bir çözüm değil elbet.

Sorgulayan Anne

annelik

Annelik kitabında 30lu yaşlardaki yazarımız, anne olup olmamak adına sorgulamalar yaparken anne ol veya olma bunu okuyana da yaptırıyor. Yazarın geçtiği yollardan hemen hemen her kadın hali hazırda geçiyor. Bunun yanında yazarın baktığı yerden görebilmek için konuyu belki de aynı dilemmalar sizin de başınızı sarmalıdır.

Anne olduğum ilk senelerde elime geçen bu kitabın yansıttığı duygusallığı yeni anne olmama rağmen anlamış ve kucağımda bebeğim varken anne olmamak üzerine düşündüğümde karşıma çıkan yolları geride bırakmış olmama rağmen seçimler, şans, yaratım ve aile kavramını yeniden önüme almıştım.

Yaratım çok güçlü bir ifade. Yaratıcıdan başlayarak insana da atfedilen bu sıfat muhatabını derinden oyalasa da insan doğasını anlatan bir eylem aslında. Çocuk doğurmak, manuel olarak insanın müdahalesini gerektirmeden var olma sürecini temsil ettiğinden aslında oldukça rutin bir süreç. Onu olağanüstü yapan insanın sandalye yapmasına benzemeyen onun dışındaki yaratım gücü. İnsanın doğasında yer alan bazı özellikler onun elinden çıkmamıştır.

En başta doğası gereği yaratır insan, diğer yandan bu süreç evrimseldir mesela. Zamanla değişir evrilir. Bu anlamda süreçteki olağanüstülük insanın kafasının içindekiler. İnsanın konuya bakış açısı ve konuyla alakalı duygusu. Bu duygu da epey karışık. Çünkü yaratım sürecinin içinde yaşayıp gitmez insan. Bu sürecin sihri biter ve çocuk meta haline gelir. Bu noktadan sonra çocuk isminin başına başka sıfatlar gerekir. 

Çocuklu Olmak ve ya Olmamak…

Çocuklu olmak ve bir meta olarak çocuk ile ilgili Annelik sayfa 25’teki alıntıya gidelim:

Bir yanda, çocuklu hayatın sevinçleri. Öte yanda, dertleri. Bir yanda, çocuk yapmamanın özgürlüğü.  Öte yanda, asla çocuk yapmamış olmanın kaybı. Ama kaybedecek ne var ki? Sevgi, çocuk, annelerin öylesine ayartıcı bir şekilde bahsettiği bütün o anaç duygular, çocuk yapılacak bir şey değil de sahip olunacak bir şeymiş gibi. Zor olan yapmak sanki. Sahip olmak şahane bir şey gibi duruyor. Ama insan çocuğa sahip olmaz ki çocuğu yapar.

Terazi meselesi olarak bakınca her neyi seçersen seç annelikle ilgili değil kişisel bir kanı var bu işte. Kayıp var tabii ama nereden bakıldığına bağlı. Herhangi bir şeye sahip olup olmamak arasındaki gerilime bakan bu çoktan seçmeli soruda çocuk sahibi olmak eleştiriliyor.

Sahip olunacak bir meta mıdır çocuk? Bu sorgulanıyor. Meta haline gelen çocuk yaratıcısını aşağı çekecek ve konuyu dağıtacak hatta saptıracaktır. Kadın o kadar yüceltilmemelidir. Egosunu bu konuyla ilgili yormamalıdır. Nihayetinde yaratım sürecinin aslan payı onda olsa da madem bu olağanüstülük çocuğun dünyaya gelişiyle sınırlı sihrini bitiriyor. O vakit dünyaya ait alt anlamların hatta aşağı anlamların her biri kadını da bulmalıdır. 

Kürtaj ve Sesler

Kürtaj konusu ile ilgili bir alıntıya sayfa 36’da rastlıyoruz: 

Kürtajı yasaklamak isteyen tüm o insanları düşündüğümde, bunun tek bir anlamı olabilir gibi geliyor bana; dertleri bu yeni insanın illa ki dünyaya gelmesi değil. Yalnızca o kadının başka bir şey yapmasından da çocuk yetiştirmesini daha çok istiyorlar. Çocuklarla meşgul olmayan bir kadının tehditkâr bir tarafı var. Böyle bir kadın bir tür avarelik hissi uyandırıyor. Çocuk büyütmeyecek de ne yapacak? Başımıza ne dertler açacak?

Annelik kitabında kadınlık üzerine birçok noktaya değiniliyor. Kürtaj da bunlardan biri ve bu resmen bir sistem sorgusu ama ne yazık ki “senin böyle bir derdinin olması beni epey rahatlatır fikri” var tabanda. Tanıdık değil mi? Bu niyeti yaşadığımız toplumunun her köşesinde kolayca sezebiliriz. İş hayatında, arkadaşlıkta, ailede… Temennilerin altında kişilerin travması vardır ve iyi dilek namına dönüşen şey kötü bir dua haline gelir. Bunun iyi niyet ve ya dilekle ilgisi nedir? Yoktur. 

Bazen kadının detaylı belleği yaşadığı krizlerin normalleşmesi adına herkeste aynı yaşantıları görmek ister. Böylece krizdeki yalnızlığı bitecek ve daha normal olacaktır. Yaşadıklarının onu izole etmesinden korktuğu için aynı modeller görmeyi istemek bunu dilemek onu görünmez kılar. Bunun altında sorunların görünmez kılınmak istenmesi yatar. Normalleşmenin karşılığı yalan dolabına döner. Gittiği yollardan herkes aynen o şekilde geçmeyebilir. Aslında normal olan tüm yaşantılar herkes için olması. Ama yeni bir fikir, daha başka bir yol kafalarındaki ve toplumdaki düzeni sarsabilir. Gerek yoktur buna. Her şeyin stabil ve yanlış kalması tercih edilebilir en kolay seçenektir. Toplum hafızası da bunu yaşatmaya kararlıdır..

Sadece Kadınlar Değil Erkekler de…

annelik

Annelik kitabının 99. sayfasında bu baskının sadece kadınlardan değil erkeklerden de geldiğini ifade eder: 

Erkekler , kürtajı yasaklayarak kadınların bedenlerini kontrol etmek istiyor, kadınlar da çocuk yapmaları için baskı yaparak diğer kadınların bedenlerini kontrol etmeye çalışıyor.

Kadın aslında ne kadar yalnız, kişisel kararları söz konusu olduğunda. Toplumda çoğunun verdiği karar ne kadar güvenliyse tek kişilik hareketle o kadar radikal. Çoğunluğun inandığı şey, çocuk yapmanın gerekliliği üzerine ise konu tam olarak orada bir yerde düğüm oluyor ve sonrasındaki toplumun yarattığı bu yalnızlıktan çıkaracağı net bir sonuç vardır artık yazarın. Sayfa 117’de tam olarak buna değiniyor: 

Yalnızca başarısızlıklarımızda mutlak yalnızlığı tadarız. Yalnızca başarısız olmayı hedefleyen insan gerçek anlamda özgür olabilir. Kaybedenlerdir belki de modern çağın avangardları.

Çocuk Sahibi Olmanın Anlamı

Çocuk sahibi olmaya bir de buradan bakalım: Bir çocuk sahibi olmak kendine hiçbir şey vermeme dürtüsünü çözüverir. Nefsinden feragat ederek kendini en son beslemek, sevilme umuduyla kendini en ufacık alanlara sıkıştırmak; bu tamamen kadınca bir haldir. Sevgi görme karşılığında kendine karşı erdemli bir cimrilik uygulamak, çocuk yapmak sizi hızlıca bu noktaya getirir.

Kadınlığın en zavallı hallerinden biri de bu kıskaç altına alınmış hayat değil midir? Hayır, düzeltelim: Bu kıskaç altına alınan hayattan memnun olmak asıl zaaf. Oysa hayat uçsuz bucaksız ve mucizevi. Çocuk değil, hayat mucizevi çünkü hayatın doğası bu. Sayfa 183’e gelelim ve orada kalalım: 

Hayat her birimizin başına geliyor, eşit oranda, tüm rastlantısallığı ve ihtimamıyla, insan hayatına etki eden, yalnızca tahmin edebildiğimiz ama hala tam olarak bilmediğimiz tüm güçleriyle.

Sürpriz Bozan Zamanı

Annelik kitabının sonunda tek çıkmazının annesi olduğuna dair bitirişi oldukça manidar. Tüm cevaplar aile dizimine bağlanıyor ve anne ve ata faktörü, yaratımı sorgulayana yazarın annesinin onu yaratma sonucuyla ilişkilendiriliyor. Dahice! Hayati bir karar olarak çocuk yapma üzerine kafa yorarsak bakın ne diyor yazar: 

Kimliğimin, bir başkasının olumlu kimliğinin olumsuz hali olmasını istemiyorum.

Kitabın kalbinin attığı yer tam da burası işte. Kitaptan bakınca gördüğüm bir çok konu kafamda ip gibi dizilirken anne olmayı yeniden sorguluyorum:

  • Kadın olmanın, bedeninin ürettiği yaratım gücünün ve sonrasında aldığı sorumluluğun bir seçim olduğunu.
  • Sorumluluğun alınabilecek minimum yük değil, tam aksine tüm soy zincirini etkileyen bir tür karma olduğunu.
  • Çocuk yapmanın bir proje değil sadece süreç, hayat yolunda bir yol ayrımı olduğunu.
  • Herkesin seçimlerinin kendilerini ilgilendirdiğini gibi konularına varabileceğimiz kitap güzel bir okuma deneyimi ve bilinen ufukların başka renklerini fark etmemizi sağlıyor. Deneyim deneyimdir. Her deneyim ve deneyim sonrası seçimler kendine özeldir:

“Hayatlarımızın neye benzemesini bir kere çözdükten sonra neden kendimizi öldürmüyoruz? Çünkü aslında bir şeyleri deneyimlemek istiyoruz.” 

Deneyimle kalın! Deneyimleyip yerinizde kalmayın. Nehir gibi akın, durmayın.

E. Nihan Acar

Multi-disiplinli bir alanda akademik arayışını sürdüren bir fenci- sosyolog olarak, peri masallarına ve bilime aynı anda inanan bir edebiyat hayranıyım. Fantastik ve bilim kurguya bayılırım. Üretkenliğimi sınadığım görsel tasarım, müzik ve sahne sanatlarından sonra edebiyat kıtasında arayışıma devam ediyorum. Kendimi bildim bileli okuyor ve yazıyorum. Online ve yazılı edebiyat platformlarında yayınlanmış kitap analizleri, inceleme ve öykülerim mevcut.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.