House of the Dragon: 9. ve 10. Bölüm İncelemesi 

299 kere okundu
18 dakikada okunabilir
house of the dragon

House of the Dragon, tüm sezon boyunca bizi duygudan duyguya sürükledi. Sonunda son iki bölümün incelemesine geldik. Tüm sezon boyunca işlenen karakterlerin motivasyonlarını anladıktan sonra bu iki bölüm artık olayların başlangıcına tanık olacağımız anlamına geliyor.

9. ve 10. bölüm ayrı iki bölüm olarak tasarlanmış. 9. bölüm yeşillerin tarafını gösterirken 10. bölüm siyahların tarafını gösteriyor. Son sahne ile de savaşa giriş yapılmış oluyor. Haydi şimdi House of the Dragon’ın birinci sezonunun son iki bölümüne geçelim. 

House of the Dragon: The Green Council

House of the Dragon

House of the Dragon’ın 9. bölümü olan The Green Council, tamamı yeşillerin tarafında geçen bir bölüm. Kralın ölümüyle başlayan bölüm, seyirciyi tekinsiz bir atmosferin içerisine sokuyor. Alicent ile Kral Viserys arasında geçen son konuşmada, Kral Viserys Aegon’ın kehanetinden bahsederken Alicent bunu oğulları olan Aegon’ın tahta geçmesini istiyorum şeklinde anlıyor.

Bu yanlış anlaşılma ile aslında seyirci nezdinde Alicent’ın motivasyonu da değişmiş oldu. Kitapta ve daha önceki bölümlerde Alicent’a, Rhaenyra tahta çıkarsa tüm çocuklarını öldürür gibi bir yerden motivasyon sağlanmıştı. Fakat bu konuşmayla birlikte Alicent Kral böyle istedi. Onun son arzusu buydu gibi bir yerden konuşmaya başladı.

Bu da aslında karakterini olduğundan daha iyi biri gösteren detaylardan biri oldu. Belli ki senaristler iyiler ve kötüler gibi bir ayrım yaratmaktan kaçmak adına böyle bir seçime gidilmiş. İki taraf da empati yapılabilir bir konuma koyulmuş. Yine de yanlış anlaşılma üzerinden bir motivasyon kurmak bana göre çok iyi bir anlatım yöntemi olmadı. 

Alicent, Kral Viserys’in ölümünden sonra konseye geldiğinde babasının ne zamandır bugünü organize ettiğini anlıyor. Kendisinin hiç haberi olmadan Otto Hightower, Rhaenyra’yı öldürmek üzerine ve Aegon’ın tahta geçmesi üzerine planlar yapmış. Kraliçe Alicent’ın bu duruma bozulduğunu görüyoruz. Yine de dizinin başından itibaren babasının maşası dışında bir şey olamadığını biliyoruz.

Böyle olsa da Alicent’ın motivasyonu, Kral’ın isteğini yapıyorum gibi bir duyguyla hareket ediyor. Babasının kendisine haber dahi vermeden bu şekilde hareket etmiş olması onu hayal kırıklığına uğratıyor. Kral Viserys’in ölümünü planlar işleyecek konuma gelene kadar saklıyorlar. 

Criston Cole, Kral Viserys’in ölümüyle kral muhafızların komutanı oluyor. Konseyde Rhaneyra’ya karşı ihanet etmek istemediğini söyleyen Lord Beesburry, Criston Cole tarafından öldürülüyor. Geçen bölüm fark ettiğimiz Kral Şehri’nde Targaryen işaretlerinin yerini yedi inancının simgelerinin aldığının bu bölümde de altı çiziliyor. Zaten Hightower ailesinin inanç ile çok iyi ilişkileri olduğunu biliyoruz. Zaten devamlı olarak ahlakçılık yapan bir aile ve müritleri ile karşı karşıyayız. 

Taç Giyme Töreni

House of the Dragon

Aegon en baştan itibaren aslında hiç de kral olmak isteyen biri değil. Tam aksine böyle bir sorumluluk altına girmek istemiyor. Bir yandan da buna uygun olmadığı da çok belli. Aegon’ın Kral Viserys’in ölümünden sonra bir anda sarayda bulunamaması üzerine Aemond ve şövalyeler onu aramaya çıkıyorlar.

Bu sahneden sonraki sahneler aslında Aegon’ın ne kadar pis biri olduğunu çok iyi gösteriyor. Aegon’ın Kral Şehri’nde birçok piçi olduğunu öğreniyoruz. Aynı zamanda Aegon çocukların dişlerini sivriltip dövüştürüldüğü yerlere çok gittiğini, çocukların birbirine ölümüne dövüşmesinden zevk aldığını öğreniyoruz.

Daha önceki bölümlerde Aegon’ı sarayda bir hizmetçiye tecavüz ettiğini de görmüştük. Tüm bunlar aslında ailesinin tüm ahlakçılığını, Aegon’a karşı yöneltmeyip sadece onun yaptığı kötü şeyleri temizlemek üzerinden kurduğunu görüyoruz. Aemond’ın da ne kadar fazla tahtı istediğini de Aegon ile karşılaştığı anda daha iyi anlıyoruz.

House of the Dragon’ın birinci bölümünde asıl krallığı hak eden kişinin Prenses Rhaenys olduğunu öğrenmiştik. Fakat insanların krallığı bir kadının yönetmesine razı gelmediğini de öğrenmiştik. Kral Viserys’in ölümünden sonra Prenses Rhaenys odasına kilitlendi.

Bir tehdit olduğu düşünülmesinin en büyük nedeni ise Rhaenys’in henüz kimin tarafında yer alacağına karar vermemesiydi. Prenses Rhaenys ve Alicent arasında geçen konuşma da bölümün en iyi anlarından biriydi. Rhaenys söyledikleri ile Alicent tam anlamıyla bir piyon olduğunu daha iyi kavrıyor. 

Taç giyme töreninde ise tahta geçmek istemeyen Aegon bir anda halkın alkışlarıyla kelimenin tam anlamıyla gaza geliyor. Ta ki Prenses Rhaenys ejderhasıyla ortaya çıkana kadar. Aegon’ın krallığı için ilk hareketi korkuyla annesinin arkasına sığınmak oluyor.

Prenses Rhaenys, yeşilleri öldürmek yerine adeta bir gövde gösterisi yaparak Kral Şehri’ni terk ediyor. Aslında tabi ki öldürmemesi mantıklı bir hareket çünkü savaş onun savaşı değil. Böyle bir savaşı başlatacak kişinin de kendisi olmasını istemiyor.

House of the Dragon: The Black Queen

Geldik House of the Dragon’ın birinci sezonunun son bölümüne. Bu bölüm en başta belirttiğim gibi tamamı siyahların tarafında geçen bir bölüm. Bölümün ilk sahnesinde Prenses Rhaenyra ile oğlu Luke’u görüyoruz. Luke’un Driftmark varisi olması üzerine konuşuyorlar. Luke bu varisliği çok da istemediğini, kendini bu konuda yeterli görmediğini söylüyor.

Bir anda içeriye Prenses Rhaenys giriyor. Babasının ölümünü ve sonrasında olanları anlatıyor. Bunun üzerine de altıncı çocuğuna hamile olan Rhaenyra’nın kasılmaları başlıyor. Hemen doğuma alınan Rhaenyra’nın çektiği acılar ve çığlıkları ejderhası Cyrex’in çığlıklarına karışıyor. Bu sahne ile de ejderhaların sahipleri ile olan bağlarını daha iyi anlıyoruz. Bebeğinin ölü doğması ile Rhaenyra’yı büyük bir acı içerisinde görüyoruz. 

Dizide bu kadar doğum sahnesinin olmasının tesadüf olduğunu düşünmüyorum. Hiçbiri öylesine konulmuş sahneler değil. Aksine doğum denen şeyin aslında ne denli acı olduğunu dizi çok iyi bir şekilde gösteriyor.

Aynı zamanda da varis yapmak, çocuk doğurmak denilen şeyin erkekler açısından değeri ile kadınların yaşadıkları arasındaki oksimoronluğu çok iyi bir şekilde yansıtıyor. Rhaenyra’nın çığlıklarının Daemon ve şövalyelerin savaş planı yaptığı yere kadar gelmesi de akla Rhaenyra’nın annesi Aemma’nın ona söylediği “Doğum bizim savaşımızdır.” cümlesini getiriyor.

House of the Dragon’ın dokuzuncu bölümünde Aegon’u ararken ikiz şövalyeleri görmüştük. Bu ikisinin önemli bir rolü olacağını biliyorduk. Onuncu bölümde de ikizlerden Erryk Cargyll, kralın tacını alıp Rhaenyra’ya getiriyor.

Sonrasında da ona bağlılık yemini edip diz çöküyor. Aynı tacı daha önce abisine giydiren Daemon, bu sefer tacı Rhaenyra’ya giydiriyor. Kraliçe Rhaenyra tacını giyerken herkes diz çöküyor, bir kişi hariç. O da tabi ki Prenses Rhaenys. Buradan da Rhaenys’in hala taraf seçmediğini anlıyoruz. Bu sahne bence dizinin en etkileyici anlarından biriydi. Bu sahnedeki müzik kullanımı da çok başarılıydı.

Ejderhaların Dansı

house of the dragon

Daemon, şövalyeleri etrafında toplayıp konsey masasının etrafına geçiyor. Burada masanın aydınlatılmış olması çok güzel bir detaydı. Umarım bundan sonra da masayı o şekilde gösterirler. Daemon savaş planları yaparken, Kraliçe Rhaenyra bu duruma itiraz ediyor. Savaşı başlatanın o olmayacağını söylüyor.

Bu sahneden sonra Daemon herkesi dışarı çıkarıyor ve o sırada Rhaenyra Daemon’a Buz ve Ateşin Şarkısı kehanetini anlatıyor. Bu kehanetten sonra Daemon sinirleniyor ve Rhaenyra’nın boğazını sıkıyor. Daemon burada muhtemel olarak sinirleneceği iki şey var.

Birincisi, abisinin onu hiç varis olarak görmediğini anlıyor. İkincisi de Rhaenyra’nın da abisi gibi zayıf bir kraliçe olacağından korkuyor. Daemon ve Rhaenyra aşkını her ne kadar beğensek de Daemon’ın çok stabil bir karakter olmadığını biliyoruz. 

Bölümün diğer süprizi ise Corlys Velaryon’un çıkıp gelmesi oldu. Corlys Velaryon artık ölüm eşiğine gelmiş, ölümlerden döndüğü için artık bu işlerin arasına karışmak istemiyor. Fakat bu sefer rol değişikliği yaparak Prenses Rhaenys, Rhaenyra’nın tarafında savaşma kararı alıyor.

Bu bölümde zaten büyük aileleri yanına çekmenin savaş içinde ne kadar önemli olduğunu da görüyoruz. O yüzden de Velaryon’ların Targaryen’lerin tarafına geçmesi siyahlar açısından büyük bir güç diyebiliriz. Kraliçe oğullarını da desteğini istediği diğer ailelerin yanına gönderiyor.

Luke gittiği yerde Aemond ile karşılaşıyor. Dönüşte ise Aemond’ın Vhagar ile Luke’un ejderhası Arrax’ı korkutmaya çalışıyor. Arrax bu korkutmalardan sonra kendini korumak adına saldırıya geçiyor. Bu sahnede Luke’un ejderhasını çok da iyi kontrol edemediğini görüyoruz.

Daha sonra Vhagar saldırıya geçiyor. Aemond bunu engellemeye çalışsa da Vhagar, Arrax’ı ve Luke’u paramparça ediyor. Bu sahneden sonra Aemond’ın bakışlarında büyük bir korku ve telaş görüyoruz. Çünkü savaş başlamış oluyor. Oğlunun ölüm haberini alan Kraliçe Rhaenyra’nın son sahnedeki kameraya bakışını biz daha önce Game of Thrones’da görmüştük diyor ve olacakları tahmin bile edemiyorum.

House of the Dragon 1. Sezon Genel Bakış

Şüphesiz House of the Dragon, bu senenin en büyük işlerinden biriydi. Lord of the Power’ın izleyenler tarafından çok sevilmemesiyle bu yılın en büyük ve sevilen işi House of the Dragon oldu. Benim de her şeyiyle çok beğendiğim bir sezondu.

Oyuncu seçimleri, soundtrackleri, reji seçimleriyle büyük bir seyir zevki sunuyor. İtiraf edin bu tekinsiz dünyada dolaşmaktan hepimiz hoşlanıyoruz. Matt Smith ve Emma D’Arcy’i bu rollerde izlemek büyük bir keyifti. İkisi de ağızları açık bırakacak performanslar sergilediler. 

House of the Dragon’ın son bölümüyle aslında ejderhaların dansı dediğimiz iç savaşa da giriş yapılmış oldu. Son sahnedeki iki ejderhanın kontrol dışı hareketleri bize dizinin başında Kral Viserys’in Rhaenyra’ya söylediği “Ejderhalara hükmettiğimiz düşüncesi bir yanılsamadan ibaret.” Cümlesini hatırlattı. Şimdiden ikinci sezon için çok heyecanlıyım. İki yıl sonra kaldığımız yerden devam ederiz. Umarım ki aynı kalitenin devam ettiği bir sezon olur. 

Tuğçe Kozak Arman

Merhaba, ben Tuğçe Kozak Arman. Mühendislik eğitimimi tamamladıktan sonra, gönül verdiğim sinema eğitimimi almak için Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ne başladım. Hali hazırda eğitimime devam ediyorum. Aynı zamanda okuduğum kitaplarla ilgili sohbet ettiğim bir YouTube kanalım var. Onun dışında da çeşitli projelerde senaryo yazarlığı yapıyorum ve yayına hazırladığım kitabım var. Sinemadan bahsedecek olursak, benim de yolumu ustalar çizdi. Alfred Hitchcock, Kubrick ve Kieslowski favori yönetmenlerim. Favori filmim ise yıllardır hiç değişmedi. O da Hitchcock’un Psycho’su. Yıllardır kusursuzluğunu kaybetmeyen bir film.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.