Eylül: Bildiğiniz Hikâye

616 kere okundu
21 dakikada okunabilir
4
Eylül

Eylül; 2 perde ve yaklaşık 110 dakika kadar sürüyor. Tek kişilik, bir karakterin hayat hikâyesini anlattığı bir oyun. “Hepiniz bu hikâyeyi biliyorsunuz ama görmezden geliyorsunuz.”

Aldığı ödüller:

  • 23. Afife Tiyatro Ödülleri: Yılın En Başarılı Genç Kuşak Sanatçısı (2019)
  • 24. Sadri Alışık Oyuncu Ödülleri: Üstün Akmen Genç Oyuncu Ödülü (2019)
  • Üstün Akmen Ödülleri: Yılın Umut Vadeden Erkek Oyuncusu Ödülü (2019)
  • XIX. Direklerarası Ödülleri: Tek Kişilik Prodüksiyon

Oyuncu Listesi ve Sfrpztf Tiyatro ile İlgili Kısa Bilgilendirme

Yazan, yöneten ve oynayan Uğur Kanbay. Akademi Kenter’de eğitim almış ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuarı’ndan mezun kendisi. Aynı zamanda SFRPZTF tiyatro ve atölyenin kurucularından.

Yardımcı yönetmenler: Yunus Eski ve Ali Bal.

Reji Asistanı: Gökhan Efe Şenyapar.

Müzik: Bahadır Gülşen.

Hareket Düzeni: Deniz Akarslan.

 Işık Tasarımı: Yasin Gültepe.

 Kostüm/Makyaj: Duygu Kutluca ve Kübra Yılmaz.

 Asistanlar: Akay Akyıldız ve Eren Bilal Arslan.

Oyunla İlgili İzlenimim

Eylül

Senaryo Üzerine…

Eylül’le ilgili çok şey söylemek lazım. Tam olarak üç kez izleme şansım oldu. Ama ben lafı o kadar uzatmayacağım. Zaten, sizlere gidip izlediğinizde alacağınız duygunun yarısını bile bu yazıda vermem mümkün değil.

Transseksüel bir insanın yok oluşa sürüklenen hayatını anlatıyor Eylül. Elbette, onu yok eden bu toplumun kendisi, ön yargıları, bakış açısı, onda hep var olan ve var olacak kötülüğü. Ama bununla kısıtlı sanıyorsanız ya da sadece bir cinsel kimlik sorunu eleştirisi sanıyorsanız, çok yanılırsınız. Bu karakterle her acının ve her tatlının ortak benzer bir yanı var.

Biliyorum arkadaşlar, daha transseksüel dediğim an beyniniz şimşek gibi görüntüler getirdi size ve algılarımızda belli başlı değişmeler oldu. Bu oyun bence en çok bunu yıkmayı başarmış. Parmağı ile tek tarafı gösteren yapay bir alkış avcısı yerine, sizlere Eylül‘ü sunarak bunu yıkmayı başarmış. Bu bahane ile baştan söyleyelim aradan çıksın, homofobik arkadaşınız varsa ya da içinizde azıcık bile homofobiklik hissediyorsanız koşarak gidin bu oyuna derim. Özellikle ön yargılarınızı yıkacak. En azından derinden sarsacak.

Biraz da Dekor

Dekor ne abartı ne aşırı sade, gayet yerinde. Birkaç ufak güzel detayı var ki, içten içe şahane diyorsun. Eylül’ün evden çıkarken yanına almış olduğu oyuncak mükemmel bir detay. Dekor renkleri çok doğru seçilmiş. Kostüm tam kıvamında. Hatta bir yerden sonra özellikle anlayacaksınız ki fazla iyi. Eylül gidecek Kasım gelecek, saçları kısa Kasım küçücük bir çocuk gibi. Tırnakları ojeli ve adı Kurt Kobain olmadığı için boyalı tırnaklarını nereye koyacağını bilemez halde ürkek bir güvercin oluyor. Özellikle de tek büyük aşkı kuşçuyu gördükten sonra.

Işık Önemli Tabii…

Işık için, en son gittiğim Hann Sahne’de fazlasıyla iyiydi. Eylül’ü öne getiriyor bize yaklaştırıyor, bir hamle sonra bizden uzaklaştırıyor. Yine de ışığa ufak bir sitem edeceğim, tiyatronun içine gölgeler girdiğinde ben ayrı bir haz alıyorum. Eylül, oyunda gölgelerin büyüyüp küçülmesini defalarca kez anlatsa dahi (anlayın canım güneş batınca perdeler çekilince yapılan sevişmenin ürünü gölgelerden bahsediyor Eylül çok kez), hiç gölgeler büyümedi küçülmedi salonda. Buraya bir dokunuş olsa aman aman oyun ne hale gelir, neler olur bilemem. Gerçi bir nazar boncuğu lazım bu oyuna.

Oyunculuk Üzerine…

Eylül

Yalnızca oyunculuğu anlatmaya gerek duymuyorum. Uğur Kanbay fazlasını yapıyor git gide. Ama dişleri hala yerinde. Yerinde kalması temennimle (burayı oyunu izledikten sonra ayakta alkışlarken anlayacaksınız.) Bazıları söylemiş, bende söylemeden edemeyeceğim, Eylül’ün kendisine dönüşmüş Uğur. 3 kez gittim oyuna farklı zamanlarda. Emin olun, ilk oyunda harika oynayan bir oyuncu vardı sahnede. Ama son gidişimde şunu gördüm ki Eylül ile sahnedeki oyuncuyu ayırt etmek güç bir hal almış.

Senaryo, size çok tanıdık gelecek ve kötülerin, kötülüklerin de birçok çeşidine değinen bir yapıda. “Bu evden gelinlikle çıktın, kefenle dönersin ancak” mı istersin, yoksa “annem mürüvvetimi görsün diye evlendim, dokunmadım bile karıma” diyeni mi? Aile içinde gizlenen zıkkımlar ilginizi çekerse o da var.

Uğur (adı çokça geçecek mecbur yazan, oynayan, yöneten kendisi malum, diğer arkadaşlara ayıp olmasın ama pastanın büyük payı kendisinde) çok şey katmış kendinden ve çevresinden bu oyuna. Babaannesini koymuş oyuna, intihar eden Eylül Cansın’a bir hayat yaratmış kendi içinden koparıp. Tabii hikâyede birden fazla Eylül var. Ama intihar eden Eylül’ ün geride bıraktığı köpeğini çıkarmış hikâyeden. Sanırım daha iyi etmiş, bu kadar gülümseme ve iç sızısı yeter. Yani uzun lafın kısası; Eylül harmanlanmış, birden fazla hikâyenin güzel kokusunu almış burcu burcu kokuyor.

Söyleyişiye Geçmeden…

Eylül Tiyatro Oyunu İncelemesi

İnsanların en sevdiği “ya bir kerede klişe olma kardeşim, hep aynı hikâyeler” lafını bu oyun uygulasa dahi söyletmeyecek size. Hem de en klasik en bildiğiniz hikâyeler ile tekrar ve tekrar anlatılan şeyleri, size yeniden anlatırken. Göreceksiniz ki tüm hikâyeler gerçek ve tıpkı sizin sıkıldığında TV’yi kapatarak duymadığınız ya da haberlerde okumaktan kaçsanız da her gün olmakta olan acılardan ibaret. Ve siz maalesef oyundan çıktıktan bir süre sonra bunu da unutacak ve yol kenarında gördüğünüz travestilere ters ters bakacaksınız ya da laf atıp dalga geçeceksiniz!

Ben olsam yerinizde sorardım, Eylül’ü oynayan bir oyuncunun yerine Eylül’ün kendisini görmeye başlaman dışında ne değişti 3 oyunda. Yani değdi mi 3 kez gitmeye? Cevaben; kendi halinde metnine sadık bir oyuncunun oyunu, seyirciye laf atan diyaloğu bol bir hal almış. Eylül git gide sahneyi kendi evi belirlemiş. Haluk Bilginer’e dahi gizli bir naz yapmayı başarmış Oyun Atölyesi’nde. Ah, belki bir gün birlikte görmek nasip olur bu ikiliyi sahnede. Ondan sonra izleyeceğim tüm oyunların vay haline olurdu.

Trajedi-komedi dengesi, tüm tiyatrolar için kritik ve ayırt edici bir nüans. Bu oyunda git gide trajedi ile güldürü birbirini eşitlemeyi başarmış. Ve benim gibi bir trajedi aşığının gönlünü kaptırmasının da önemli bir sebebi var; bir güldürüp içinizi kahkahalara boğarken, hemen ardından sizi yerin en dibine sokan oyun, bunu onlarca kez yaptıktan sonra fena oluyorsunuz. Açıkça söylemek gerek; önce sizin duvarlarınızı topları ile bir aşağıdan bir yukarıdan güzelce yıkıyor ve yumuşak karnınıza savunmasız halde böylece saldırıyor.

Söyleyişi

Uğur Kanbay Söyleyişi

Şimdi sana azıcık sabır diliyorum sabırsız okuyucu, merak etme neredeyse sonuna geldik yazının. Daha çok detay vermek istemiyorum bu güzel oyunla ilgili. Çok merak ettiysen bir zahmet git oyuna. Hem Uğur bir röportajında demiş ki, izlendikçe oynamaya devam edeceğim Eylül’ü. Kendisini bu konuda sonsuz destekliyorum, bu oyuna mümkün olan herkes gitmeli. Uğur Kanbay sağ olsun beni kırmadı ve çok nazikçe aşağıdaki gibi sorularımı yanıtladı:

Soru: 3 yıl önce Boa Sahne’de izlemiştim ilk kez oyunu. Sonrasında bu sezon Oyun Atölye’sinde ve en son Hann Sahne’de izleme fırsatım oldu. Şöyle bir gözlemim oldu, ilk oyun daha ziyade trajedi üzerineyken, zamanla belirli kısımlarında monologdan biraz daha seyirci ile diyaloğa geçen ve Eylül karakterinin birazda çapkın diyebileceğimiz hallerini gördük. Bu değişimin sebebi insanların tepkileri ile mi bağlantılı? Acı ve trajedi dolu bir hikâyeyi toplum olduğu gibi kaldırmakta güçlük çektiği için mi yaptınız?

Uğur Kanbay: Hayır. Oyun ilk oynandığı zamanda çok eğlenceliydi. Sadece seyirci ile diyaloğa bu kadar girmiyordum. Zamanla oyun oturdu. Ben güven kazandım ve seyirciyle de oyun içinde oyun paylaştım.

Soru: Seyirciyle atışmalarda ben Huysuz Virjin vari bir tavır gördüm. Acaba Uğur Kanbay, Huysuz Virjin’den etkilendi mi? Ya da Seyfi Dursunoğlu ile ilgili bir çalışma yaptı mı oyunu yazarken/oynarken? Huysuz Virjin/Seyfi Dursunoğlu ile ilgili paylaşmak istediğiniz düşünceleriniz nelerdir?

Uğur Kanbay: Seyfi Dursunoğlu ile ilgili özel bir çalışmam olmadı. Fakat kendisi cesaretiyle, yeteneğiyle ve bıçak sırtı bir karakteri olağan üstü bir yorumla herkese sevdirmiş, beğendirebilmiş bir ustadır. Onu rahmetle anıyorum ve keşke istediği her zaman ekranlarda olabilseydi biz de seyretme şansına daha çok erişseydik.

Senaryoya Dair…

Soru: Bir trans bireyin başından geçenleri anlatan oyununuzun detayları harika bağlantılarla dolu ve karakter olarak tüm tavırları çok gerçekçi. Acaba oyunu yazarken ya da oynamadan önce trans bireylerle görüş alışverişinde bulundunuz mu? Oyunu geliştirmek adına onlarla zaman geçirdiniz mi?

Uğur Kanbay: Sosyal medyada çokça video izledim. Ama oyundan önce oturup kimseyle konuşmadım.  Çünkü; sadece bir insanla konuşarak Eylül’ü oynayamazdım. Eylül’ün içinde çok başka başka insanlar var. Hatta annem de var, teyzemde.

Soru: Oyun içinde “Kaç olduk? İyiyiz iyi.” derken canlandırdığınız karakterin sosyal medyada açmış olduğu video kaydını kaç kişinin izlediğine mi atıfta bulunuyorsunuz?

Uğur Kanbay: Evet. Hem öyle hem de ötekileşen bu sona sürüklenen kaç kişi olduk?

Soru: Öyle ki her geldiğimde oyuna Eylül’ü sahnede daha gerçekçi buldum. Tüm geçişleri, bir an ağlayan bir an sonra gülen, hatta dişlerini felaket bir halde gıcırdattıktan sonra zannediyorum ki etkisinden çıkması zor oluyordur. Acaba sonunda intihara sürüklenen bu karakterin hislerini yansıtmak sizler için nasıl bir duygu? Normal hayatınızda ona ait parçalar mevcut mu? Örneğin; bu karakter rüyalarınıza giriyor mu?

Uğur Kanbay: Hiçbir karakter rüyalarıma girmez. Belki prova sürecinde bir şeyleri oluşturmaya çalışırken sancı çekerim, ama oyunculuğun kas gücü olduğuna inanıyorum. Ben sahnede her ağladığımda duygusal bir travma yaşıyor olsaydım muhtemelen delirirdim.

Soru: Eylül oyununa her gittiğimde sonunda tüm salonun ayakta alkışladığını görüyorum. Bir tiyatrocunun sanıyorum en çok isteyeceği şey budur. Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Uğur Kanbay: Seyircinin oyunu bu kadar sevmesi ve bittiğinde kalpte nakışlarını göndermesi beni çok diri tutan bir durum. Oyuncu olarak alkışlanmaya bayılıyorum diyemem, hikâyenin sevildiğini görmek beni mutlu ediyor.

Geleceğe Dair…

Soru: Yeni bir oyun yazıyor musunuz? Planınızda var mı?

Uğur Kanbay: Yeni birçok şey yazmaya çalışıyorum. Şimdi, yeni tek kişilik bir oyun hazırlığındayım. Eylül’den sonra, Anne Yoksa Evde Kimse Yoktur diye bir oyun yazmıştım. Şimdi yeni oyun yapacağız kısmetse…

Soru: Yabancı dilde ve yurt dışında oyun oynamak gibi hedefleriniz var mı?

Uğur Kanbay: Yabancı dilde oynayabilecek kadar yabancı dil bilseydim keşke. Ama üst yazıyla, eğer bu Dünya seyirciye geçebilecekse oynamayı tabii ki çok isterim. Hiç Türkçe bilmeyen bir oyuncu oyunu seyretmiş, bu oyundan sonra iki göz iki çeşme bana sarılmıştı. Acaba yabancı bir ülkede salonda bu etkiyi yaratabilir miyim çok merak ediyorum.

Kendisine ve bana yardımcı olan Gökhan Bey’e bu cevaplar için çok teşekkür ederim tekrar.

Kapanış

Yavaşça sizleri Eylül’ün koynuna atıyorum. Eylül’ün buna bir itirazı olacağını sanmam, seve seve koynuna alır sizi, gölgeler küçülür büyür. Huysuz Virjinvari tavrı ile size dil atması, kucağınıza oturması ya da laf sokması işten bile değil. Bu vesile ile Seyfi Dursunoğlu’nu da bir kulaktan analım. Onu TV ye çıkarmamaya gayret edenleri de diğer kulaktan anmayı unutmayınız.

Sonu böyle bitirmek olmayacak tabii ki. Ah be homofobik şahıs, anlıyorum ama kabul etmiyorum bu saçma düşüncelerini. Zulmün her türlüsüne susarken, küçücük kızlarla evlenip zorla onlara sahip olanlar varken ya da yurt odalarından küçük çocukların çığlıkları yükselirken kulağını tıkayan sana, batıyor iki kişinin birbirine sevgi göstermesi. Sana söylenecek çok söz var ama biz burada bitirelim.

Şunu yazdığımda hepimizin aklında aynı ses ile yankılanacağını bilerek yazıyor ve son noktayı koyuyorum: “Katina’nın elinde makası kesemez ah kesemez, kesmesini bilmez yavrum gülüm Katina’m, getir keseyim getir keseyim”.

Fırat Ağırkaya

Merhaba. Kendi kendime “Ben kimim ve nasıl tanımlanmak istiyorum?” diye sorduktan sonra, cevabın hayli zor olduğuna karar verdim. Mesleğim, doğduğum yıl ya da okuduğum üniversite gibi bilgiler yerine beni ben yapan özelliklerimden bahsetmek daha doğru olacak. Büyük çoğunluğu roman olmak üzere sürekli okumaya, sıkça tiyatro izlemeye ve ara sıra yazmaya çalışıyorum. Kısa hikayeler, roman, kısa film, animasyon ve tiyatro senaryoları yazma konularında çalışmalar yapıyorum. İçime yöneldiğim zamanlarda çeşitli müzikler dinleyerek kendimi yazmaya veriyorum. Yazılarımda, daha çok yer altı ve sarkastik toplum eleştirileri yapıyorum.

4 Comments

  1. Mükemmel bir anlatım. Okudukça oyunun içine tekrar tekrar çekildim. Emeğinize sağlık.

  2. Ben de üç kere gittim oyuna..Kalbimi bıraktım. Oğlum bir kere gelebildi ,bir kere daha kaldıramam dedi…
    Oyunda emeği geçenlere teşekkürler.. Yazınız çok güzel..
    Seyfi Dursunoğlu ‘nun vizyonu ve misyonu daha farklı bence..Seyfi Bey’i çalıştığı gazinolarda seyreden biri olarak.. Sözün özü iyi ki bu oyunu yazıp oynamış Uğur Bey. Genç nesil süper geliyor. Tiyatro iyidir ve iyileştirir.
    Hep yazsınlar ve oynasınlar. Bizler de zevkle seyredip alkışlayalım.”Anne yoksa evde kimse yoktur” adlı oyuna da gittim. Tebrikler, teşekkürler ve bol alkışlar..

    • Merhaba.
      Evet çok etkili bir oyun ve oğlunuzda belli ki vicdanı ile hareket edebilen duyarlı bir insan.
      Tabii ki Seyfi beyin vizyon ve misyonu çok farklı. Burada ufak bir benzetme amacı ile kullandım kendisini. Tavrı ile hepimizin gönlünü kazanmış bir sanatçı ve dönemin zorluklarına rağmen bunu yapmayı başarmış. Umarım daha iyileri ile karşılaşacağız zamanla ve olması gereken değeri verip sahip çıkmayı başaracağız toplum olarak.
      Teşekkürler değerli yorum ve görüşleriniz için.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.