Edvard Munch: Bir Başka Madonna

705 kere okundu
19 dakikada okunabilir
1

Bu yazıda, bizi bambaşka bir kadın yorumlaması bekliyor. Edvard Munch’ın 1895 yılında tamamladığı Madonna adlı tablosunu irdeleyeceğiz. Bununla da kalmayıp kendimize hatırlatmamız gereken bazı gerçeklerden bahsedeceğiz.

Madonna

Kendimi her tek başıma hissettiğimde yalnız olmadığımı hatırlamak için baktığım ve bunu sürekli hatırlama ihtiyacı hissettiğim için en son duvarıma taşıdığım bir resim var. Munch tarafından çizilen, Madonna… Kendisine yakışır bir çerçevenin içerisinden resmen göz kırpıyor. Bir sanat tarihçisi olarak Madonna ile üniversiteden bağımsız bir platformda tanıştığım için açıkçası kendimi biraz buruk hissediyorum. Edvard Munch’un Çığlık tablosunun popülerliği yakalamasının ardından sanatçının başka bir çalışması yokmuş gibi davranılmaya başlandı.

Çığlık tablosu günümüzde öyle bir konumda bulunuyor ki, birçok insan tabloyu yapan sanatçıyı dahi tanımıyor. Size bugün hem sanat tarihi hem de benim için çok önemli olan bir kadını anlatacağım. Birçok kişinin Madonna adı ile bildiği ama birden çok kadını anlatan Munch’un tablosunu inceleyeceğiz.

Şimdi sanatın bir piyasa olduğunu unutalım. Kendimizi sanatın asıl sunmak istediği romantik pencereye doğru geçelim. 2019 yılında bir iş gezisi için gittiğim Hamburg’da, Madonna ile tanıştım. Tek boş günümde birkaç saatliğine arkadaşlarımdan ayrıldım. Hamburger Kunsthalle’ye (Hamburg Sanat Müzesi) doğru yola çıktım. Bu kadar büyük bir yapı ile karşılaşacağımı ve müze kapanana kadar içeride kalacağımı hiç düşünmemiştim.

Devasa boyutlardaki müzeden çıktığımda gerçekten yorulduğumu hissediyordum. Müze gerçekten aklımda kaldığı kadar büyük müydü yoksa eser yoğunluğundan dolayı ben Kunsthalle’yi olduğundan daha büyük mü hatırlıyordum… Açıkçası emin değilim. Müze (ya da Kunsthalle), kronolojik düzende (sanat akımlarına göre) ayrı odaların açıldığı bir sisteme sahip. Hem eser yoğunluğu hem de oda çokluğu gibi sebeplerden dolayı içeride gezerken zamanda kırılmalar bile yaşayabilirsiniz.

Müzede, 1800’lü yılların sonuna geldiğimde, içeride geçirdiğim saatler boyunca hiç denk gelmediğim bir durumla karşılaştım. O ana kadar, her eserin önünde bekleyen, konuşan, inceleme yapan kişi sayısı en fazla ikiydi. Girdiğim bu yeni odada, birbirinden bağımsız bir grup erkeğin tek bir tabloya odaklandığını gördüm. Birbirine yakın duran grubun yanı sıra odanın farklı yerlerinde tabloya yaklaşmak için sıra da bekleyen kişiler vardı. Neye baktıklarını görmek için yaklaştığımda, Madonna ile karşılaştım.

Sanatta Kadın Tasviri


Hikaye işte şimdi başlıyor. Karşılaştığım bu görüntünün ardından, tabloyu yakından incelemeye başladım. Kim yaptı? Ne zaman yaptı? Hangi döneme ait? Ne anlatıyor? Şimdi sondan başlayalım; sanatçı ne anlatırsa anlatsın, her sanat eseri izleyicinin anlamak istediği şeyi anlatır. Bir grup erkek yığını tabloya belki de en uzak olduğu nokta olan “erotizm” üzerinden yaklaşmasına rağmen, Madonna orada durup varlığını göstermeye devam ediyordu. Bütün yanlış anlaşılmalara ve yanlış yorumlamalara rağmen.

Madonna’nın bu tavrı; müzede konumlandırılması, sergilenmesi, izleyici kitlesinin değişmesi gibi unsurlar bana Şükran Moral’ın performanslarını anımsattı. Bir genelevin kapısına astığı “Çağdaş Sanat Müzesi” yazısını elinde tuttuğu “for-sale” ilanı ile tamamlayan Moral, Kunsthalle’deki bu görüntü karşısında ne düşünürdü? Sanat tarihinin içerisinde bu anların çok kez yaşanması da aslında bize bir şeyleri anlatmaya, göstermeye çalışıldığını düşündürtüyor. Yunanistan’da, Hollanda’da, Almanya’da, Türkiye’de ve daha birçok ülkede; açık memeler, geniş hatlar ve kıvrımlı bir vücudun tasvir edildiği her sanat eserinin önüne erotik fikirler bırakılmadan oradan gidilmiyor.

Bu duruma sanatın her döneminde benzer şekillerde rastlamak mümkün. Hatta bunun için bir sergi salonuna, müzeye ya da kunsthalle’ye de gitmenize gerek yok. Bazen sokakta yürürken dahi denk geldiğimiz mimari ögelerde de kendini gösteren bir durum. İstanbul Beyoğlu’ndaki Çiçek Pasajı’nın sütunlarını gördünüz mü hiç?

Karyatid kadınlarına yapılan zulmün, cinsiyet eşitsizliğinin ve metalaştırmanın devamı niteliğindedir. Persler ile olan savaşı kazanan ve öfkesini Karialı kadınlara yönelten Yunanlar, Karialı kadınların kimliklerini yansıtacak ve köleliklerini vurgulayacak sütunlar inşa etmiştir. Zaman içerisinde Karyatid sütunlar olarak anılmaya başlanan bu aşağılayıcı ve metalaştırıcı ögeler ile artık her yerde karşılaşıyoruz.

Aslında demek istediğim şu ki; ressam, kadını bir meta olarak görmeden eserini üretse dahi esere yüklenen anlam bireyin düşünce biçimi ile yeniden dönüşüme uğruyor. Bu neden ile Madonna’nın etrafında bu kadar erkeğin bir araya gelmesi de ne yazık ki kadına sanat içerisinde atfedilen noktanın hala değişmediğini gösterir. Biz şimdi bu konuya ara verip Edvard Munch’tan ve onun değerli Madonna’sından bahsedelim.

5 Madonna ve Tek Ressam

Bilinenin aksine Edvard Munch, Madonna’dan bir tane resmetmedi. İlk Madonna tablosunu hazırladıktan sonra 4 kopya daha üreten Munch’un bu tabloları dünyanın farklı müzelerinde sergilenmeye devam ediyor. Edvard Munch tabloları, aynı Madonna’yı göstermesine rağmen dikkatle incelendiği zaman her bir tablonun daha farklı bir renk skalasına sahip olduğu görülüyor.

Hamburger Kunsthalle’de Madonna’yı görmemi takip eden çok kısa bir sürede Norveç’in Ulusal Galerisi’nde de yer aldığını öğrendim. Başta Madonna’nın gezici bir sergide olduğunu düşünmüştüm. Fakat araştırma yaptığımda Edvard Munch’un Madonna’yı farklı dönemlerde kopyaladığını ve hatta taş baskılarını da yaptığını öğrendim.

Bu durumu -birkaç adım geri giderek- sanat içerisinde farklı yorumlamak mümkün. Bir sanatçının kendi edisyonunu yapması ya da bir başka deyişle eserlerinin maliyetini düşürerek üretime ve satışına devam etmesi bir başka bakış açısıdır. Bu bakış açısı içerisinde birçok farklı soruyu, kuralı ve ekonomik değerleri beraberinde getirir. Tasarım perspektifinden incelendiğinde ise sanatçının kendini tekrarlayan bir üretim döngüsüne girdiğini görmek ortaya bambaşka soru ve sorunları çıkarır.

Edvard Munch’un eseri dört kere daha kopyalamak için vakit ayırması, taş baskıya da ağırlık vermesinin nedenlerini keşke ondan dinleyebilseydim. Neden diğer çalışmalarına bu kadar ağırlık vermedi, Madonna’yı çoğaltmaya odaklandı? Burada devreye ekonomik koşulların girdiğine birçok sanat tarihçisi hemfikir fakat bir de işin duygusal boyutu olduğu düşünülüyor.

Bizlerin Madonna olarak bildiği kadın aslında yazar Dagny Joel. Joel ile Munch arasındaki ilişkinin duygusal boyutunu düşündüğümüz zamanda da resmin farklı edisyonları ile karşılaşmak şaşırtıcı gelmemeye başlıyor. Özellikle Munch’un taş baskıya eklediği çerçeve ve detaylar da bu duygusal ilişkiye gönderme yapar nitelikte.

Dagny Joel’in bedeninde, Meryem’in ruhunu yansıttığına inanılan Madonna, sanat tarihi içerisinde farklı yorumlamalara sahiptir. Eserin akademik perspektifle yorumlanması yukarıda bahsettiğim konu ile ilişkili aslında. Sanatçı kendi düşüncesi ile üretiyor ama sanat tarihçisinin de bir izleyici olduğunu unutmamak gerekiyor. Akademide daha derin tartışmalara sebep olan Munch – Meryem – Dagny Joel üçgeninden yola çıkarak Madonna’nın detaylarını yorumlamak daha anlamlı bir hale geliyor.

Madonna’nın Duru Hali

Birçok farklı kaynakta Madonna tasvirinin ayrıntılı betimlemelerine ulaşabilir. Aşama aşama Munch’un ne demek istediğini kaynaklar elverdiğince öğrenebilirsiniz. Benim bahsetmek istediğim asıl konu ise Madonna’ya bakarken ne gördüğüm. Edward Munch bütünsel yaklaşımı ile başka bir boyuta geçen bu kadın tasvirinin, izleyiciyi dinlendiriyor. O kadar duru bir tasvir ki; en zorlu anlarımda sessizce elini omzuma koyan ve yanımda olduğunu hiç konuşmadan belli eden dostummuş gibi hissettiriyor.

Bazen ise büyük bir yorgunluğun ardından kısa bir siesta yapmanın getirdiği rahatlıkla karşılıyor beni. Madonna’ya bakarken “Tamam,” diyorum. “Tamam yoğun olabilirim, gergin olabilirim, şu an ne hissediyorsam tam aksi hissetmem mümkün. Şu kadına bak nasıl da dingin!”

Özellikle gündelik hayatın içerisinde sıkışıp kalmış gibi hissettiğim zamanlarda Madonna’nın dinginliğini hatırlamaya çalışıyorum. Bunu kendime sürekli hatırlatmak için o gün müzeden ayrılmadan önce kartpostalını alıp eve döner dönmez güzelce çerçeveledim.

Şu an ise salonun en güzel köşesinden, “zaman ne hissettirirse hissettirsin yavaşlaman mümkün,” diyen bakışlar atıyor. Çoğumuzun başına gelmiştir; gece gündüz hiç ara vermeksizin çalışmak, kendini yıpratmak, dur diyememek ve nihai olarak akışta kaybolmak. Tam da bu noktalarda hem yalnız olmadığınızı hatırlamak gerekiyor.

Ayrıca; durabileceğinizi, ara verebileceğinizi tekrar öğrenmek gerekiyor. Kendimi zamanın içinde kaybolurken hep bir maratondaymış gibi hissediyorum. Koşmaya, yarışı bitirmeye gücüm yokmuş, olsa bile o maraton zaten bitmeyecekmiş gibi hissettiğim çok fazla dönemim oldu ve hala oluyor. Durmayı yeni yeni öğrendiğim bu yeni dönemimde Madonnalara daha fazla ihtiyaç duyuyorum.

Bu yüzden de metne başlarken “…kendimize hatırlatmamız gereken bazı gerçeklerden bahsedeceğiz.” dedim. İşte bu gerçeklerden en önemlisi, kendimiziz. Durmayı, dinlenmeyi, vakit ayırmayı en çok zaman ayırmayı hak eden asıl özneyiz. Bizi yoran sadece gündelik yaşam ve fiziksel eforumuz değil. Bizi yoran kavramlar da var. Bu kavramlar arasında en önemlisi ise toplumsal cinsiyet eşitsizliği. Durun ve olabildiğince duru kalın çünkü hiçbirimiz yalnız değiliz. Hamburg Kunsthalle’de sergilenen Madonna yalnız değil, farklı müzelerde yer alan diğer Madonnalar da.

Bitirmeden Önce…

Bitirmeden önce diğer Madonna edisyonlarına da değinmek istiyorum. Madonnalar’ın yer aldığı
diğer müzeleri de umarım gezebilir ve bir gün onunla tanışma şansı elde edebilirsiniz.

Munch Müzesi (Oslo, Norveç)

Norveç Ulusal Galeri (Oslo, Norveç)

Hamburger Kunsthalle (Hamburg, Almanya)

Son iki kopyadan birinin Steven A. Cohen’in; diğerinin ise Woodard ve Nelson Blitz Jr.’ın koleksiyonlarında yer aldığı biliniyor. Koleksiyonlarda yer alan kopyaların şu an hangi konumda olduğunu söylemek çok zor ancak umarım müzelerdeki edisyonları görebilirsiniz.

Sevgilerimle.

Kaynakça
• “Edvard Munch’un Madonna Eseri.” Son erişim tarihi: 10 Mart 2022.
https://resimbiterken.wordpress.com/2014/09/14/edvard-munchun-madonnaeseri/#:~:text=Munch%2C%20kimi%20yorumculara%20g%C3%B6re%20ac%C4%B1,k%C
4%B1rm%C4%B1z%C4%B1%20tonlar%C4%B1nda%20bir%20%C3%A7er%C3%A7eve%2
0var.
• “Hamburger Kunsthalle.” Son erişim tarihi: 07 Mart 2022.
https://www.hamburger-kunsthalle.de/en

Nurşen Uyar

Merhaba! Ben Nurşen. Anadolu Üniversitesi Sanat Tarihi bölümünden mezun oldum. 2017 yılında Eskişehir’de kurucu üyesi olduğum Toy Gençlik Derneğinde genç ve doğa odaklı çalışmalarda yer aldım. Şimdiyse KızBaşına Sanat Galerisi ile sanatçı kadınları desteklemek ve görünür kılmak için alan açmaya ve hikayelerine ortak olmaya çalışıyoruz. Bunun yanı sıra sanatın farklı başlıklarında eğitimler veriyor ve 5 yıldır içerik yazarlığı yapıyorum. Kurcalamayı en sevdiğim konuysa sanat üretim mekanlarının dijitalleşme çalışmaları ve tabii ki genç sanatçıların görünürlüğü.

1 Comment

  1. Sanat eserlerinin kişilerde uyandırdığı duygular farklılık gösterse de bir konu hakkında bilgi sahibi kişilerin yorumları yeni bir bakış açısı katıyor. Gözden kaçanların görülmesini sağlıyor. Ben hiç böyle düşünmemiştim dedirttiriyor. Sanki tanımadığın bir şehirde yanında bir rehber dostunun olması gibi. Madonna’yı tanımış olduk, çok teşekkürler. İlgi çekici ve keyifliydi.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.