Dylan Thomas: Işığın Ölümü Karşısındaki Öfke

481 kere okundu
12 dakikada okunabilir
dylan thomas

Dylan Thomas hakkındaki incelememiz sizlerle! Dylan Thomas, romantizm akımının 20. yüzyıl uzantısı olarak yaşamış olan 1914 Galler doğumlu bir şair. O, büyük ölçüde şiirlerinde kullandığı canlı, doğayı yansıtan lirik anlatımıyla tanınır. Böylelikle, tabiatı sanatına eklemleyip kelimelerle hareketli imgeler oluşturduğunu söyleyebiliriz.

Dylan Thomas hakkında bilgi veren kaynaklara baktığımızda, eğitim hayatı boyunca okul gazetesinde çalıştığını ve bu gazete için yazılar yazdığı bilgisini görürüz. Yazmaya, çocukken başlar. Genç bir yaşta da yazılarını yayımlar. Thomas üzerinde araştırma yapan Jacob Korg, onun bu yazılarını “Aşk ilişkileri, endüstriyel uygarlıkla ve gençliğin kendi kimliğini bulma sorunlarıyla ilgili” şeklinde tanımlar. 

Zamanla hem yazarak hem de okuyarak bu konuda kendi açılımlarını yaşayan ve kendini geliştiren Dylan Thomas, yazılarıyla dikkat çekmeye başlar.

Güneşin en yüce ilahileri karanlıkta yazılır.

Dylan Thomas’ın, Lawrence Durrell’e yazdığı mektubundan, 1937.

James Joyce gibi Dylan da, kelimelere, onların seslerine ve ritimlerine oldukça önem veren bir şairdir. Özellikle de kelimelerin yarattığı çoklu anlatımları kullanmayı oldukça seven bir sanatçı olmuştur. Şiirlerinde de bu tutkusunu, sevgisini yansıtmaktan geri durmadı, şiiri böylelikle özgün ve zengin imgelerin olduğu birer lirik taşkınlıklara döndü. 

Sevenleri kaybolsa da sonrasız yaşayacaktır sevgi.

“Ve artık hükmü kalmayacak ölümün”, Dylan Thomas.

Eighteen Poems

Dylan Thomas

Dylan Thomas yazdıklarıyla dikkatleri üzerine çektiği dönemde, 1934’te ilk şiir kitabı olan Eighteen Poems’i yayımlar. Aşk, doğum ve ölüm gibi karanlık temaları okuyucusuna sunar. Böylelikle Eighteen Poems’te işlediği konular birkaç kısma ayrılır: zamanın birliği, evrendeki yaratıcı ve yıkıcı etkenlerin benzerliği ve tüm canlıların birbiriyle olan etkileşimleri.

Yaşanan somut olayları içteki duygularla, insanla birleştirerek tanımlayan bir dile hâkimdi. Amerikalı şair Elder Olson, onun bu kitaptaki şiirlerini “İnsanın anatomisini evrenin yapısına benzetiyor.” şeklinde tanımlar.

"Gitme o güzel geceye usulca
İhtiyarlık yanmalı ve saçmalamalı gün kapandığında;
Öfkelen, öfkelen ışığın ölümünün karşısında. 
Akıllı adamlar, bilmelerine rağmen karanlığa gömüleceklerini sonlarında,
Sözleri şimşek çaktırmamış olduğu içindir ki onlar
Gitmezler o güzel geceye usulca.
İyi insanlar, son defa ellerini sallarlar, öylesine ateşli bağırarak.
Faydasız işleri, yeşil bir koyda dans ediyor olabilir ama onlar da,
Öfkelenirler, öfkelenirler ışığın ölümünün karşısında."

Işığın, ölümün ve gecenin bir araya geldiği “Do not go gentle into that good night” en bilindik şiiridir. Ölümün kaçınılmazlığını vurgulayan bu şiir, aynı zamanda ölümün bir anda kabul edilmemesinin de gerektiğini belirtir.

Onun yaşadığı bu yalnızlığı ve umutsuzluğu doğum günlerinde yazmış olduğu şiirleri okuduğumuzda da hissederiz:

Bana gözyaşlarımı anımsatıyor yirmi dört yaşım.

Gömün ölüleri ki doğum sancılarıyla mezara yürümesinler

O doğal eşiğin kasığında bir terzi gibi çömelip

Yolculuk için bir kefen diktim kendime

Dylan Thomas’ın doğum günü şiirlerine örnek 1

Yukarıdaki görselden de anlayacağımız üzere, dile olan açlığını ve tutkusunu defterlerinde yansıtır. Kelime listeleri, çizimler, kafiye şemaları, karalamalar ve açıklamalar… Hatta 2014 yılında, National Library of Wales’in katkılarıyla Buffalo Üniversitesi’nden alınan defterler bir serginin de öznesi olmuştur.

Thomas, sadece Eighteen Poems kitabıyla sınırlı kalmaz. Bu dönemlerde Dylan, iki kitap daha yayımlar: Twenty-five Poems, The Map of Love. Bu eserlerinde de yaşadığı huzursuzlukları, doğayla arasındaki bağı dile getirir.

ve yine dilsizim işte
anlatmakta bir rüzgârın
zamanla soldurma iklimini
ve dilsizim tarif etmekte
aşık mezarlarını

Fern Hill

Dylan Thomas kimdir

Dylan Thomas, çocukluğunu Güneybatı Galler’de geçirmiştir. Annesi bir çiftçinin kızıydı ve tatillerde gittikleri bir kır evine sahiplerdi. Kendi yaşamından ve duygularından ilham alan Dylan Thomas, yaşamındaki izleri yazılarına dâhil etmekten bu noktada çekinmiyordu. Nitekim 1946’da yayımlanan Fern Hill’de bu kır sevincini anlatır. 

Fern Hill, Thomas’ın çocukluk anılarına, bu anıların masumluğuna ve çiftlik hayatına ışık tutar. Şiirde geçen yıldızlı gökler, elma dolusu dallar, ağaçlar pastoral imgelerdir. Şiirin başında gençken, (her şeyin) elma dallarının altında daha kolay olduğunu söyleyen Dylan Thomas, geçmişe özlem duymaktadır. Bunun yanı sıra kullandığı bahçe, ışık ve elma imgeleri ve sembolik anlatımıyla Adem’e gönderme yapar.

1940 Dönemi

İkinci Dünya Savaşı sırasında akciğer rahatsızlığı nedeniyle askerlikten muaf tutuldu. Bu dönemde BBC’de yaptığı film senaristliği de onun için yeterince kârlı değildi. Borçlanmalar, sıkıntılı yaratımı onu hüzünlü bir yaşama sürüklüyor ve alkol sorunlarını beraberinde getiriyordu. Melankoliye doğru adım atmışken yine yazmaya devam ediyordu.

Büyük şehirde zamana meydan okuyan taşralı bir çocuğun hikâyesini anlattığı Adventures in the Skin Trade romanı, asla tamamlanmamasına rağmen 1940’ta bir bölüm hâlinde yayımlanmıştır. Kahramanının derilerinin yılanınki gibi soyulduğu ve dünyayla, gerçek olanla yüzleşmek için bir tür çıplaklık içinde kalmasını ve bunun bir macera dizisinin olmasını planlamaktaydı.

Bu dönem eserlerinde olduğu yerden ayrı olarak kendini düşünüyordu. Bu yüzden yapıtlarında daima bir şeylerin özlemini yansıtıyordu.

1946’da yayımlanan Deaths and Entrances şiir koleksiyonunda yeni bir olgunluğa adım attığını gösterir. Bu şiirleri için yapılan “Zamansız bir evrene açılır gibi” benzetmeleri şiirlerinin evrenselliğine ve kalıcılığına bir vurgudur. 1953’te yazdığı radyo oyunu olan Under Milk Wood, büyük ilgi görerek 3 Mayıs tarihinde, Massachusetts’te solo performansına tanıklık etti. Ancak bu yılda bir sonraki okumalara, övgülere yetişemedi, 9 Kasım’da girdiği komadan kurtulamadı.

Başlangıçta şiir yazmak istediğimi söylemeliyim. Çünkü kelimelere âşık olmuştum. Bildiğim ilk şiirler tekerlemelerdi. onları daha kendim okuyamadan sözlerini sevmeye başlamıştım.

Dönemin eleştirmenleri tarafından huzursuz, eylemci, kendi kendini yok eden bir figür olarak tanımlanır. Ölüm haberi şair Elizabeth Bishop’a ulaştığında bu durum için şöyle söyler:

Thomas’ın şiiri çok sıkışık, dar. Sadece doğum ve ölüm arasında düz bir çizgi. Sanırım yaşamak için fazla yer yok.”

Dylan Thomas, her zaman kelimelerin yarattığı ihtimalleri ve yansıttığı hisleri savunarak yazdı. Geriye dönüp bakıldığında, sembolizm akımının ve eski romantiklerin bir temsilcisi olarak iz sürer edebiyat dünyamızda.

Kaynakça

https://www.poetryfoundation.org/poets/dylan-thomas

https://poets.org/poet/dylan-thomas

Myers, Jack; Wukasch, Don (2003) “Dictionary of PoeticTerms”

Bahar Bulut

15 Mayıs 2000 tarihinde İstanbul’da doğdum, 2018’de, Yıldız Teknik Üniversitesi’nde çok istediğim Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü kazandım ve tutkum olan edebiyatın daha içinden bir rol almaya başladım. Yine aynı yıl, okulumun tek edebiyat kulübü olan 1002 Şiir ve Masal Kulübü’nde yönetim kurulu üyesi oldum ve ekip arkadaşlarımla birlikte teknik bir üniversitede sanatı ve edebiyatı aşılama çalışmalarında yer aldım. Nitekim kulüpte, yazarları ve şairleri bir araya getirip söyleşi yaptığımız “Hikâye Günü” etkinliğinin 2019-2020 ve 2021-2022 dönemlerinde koordinatörlüğünü üstlendim. Okulun ve kulübün biricik edebî yayını olan “TaşBina Fanzin” isimli fanzinde ilk olarak metin yazarlığı ve editörlük, daha sonrasında ise genel yayın yönetmenliği yaptım. Yazılarımla GEBE, KafkaOkur gibi dergilerde yer aldım. Duygularımı bildim bileli yazıyor ama en çok da okuyorum.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.