Druk : Mutluluğu Ararken

565 kere okundu
17 dakikada okunabilir
druk

Druk; Dogma 95 akımının Lars Von Trier ile kurucularından biri olan Thomas Vinterberg’in 2021 yapımı filmi. Başrollerinde Mads Mikkelsen, Thomas Bo Larsen, Magnus Millang gibi isimleri barındıran film, izleyene müthiş bir oyunculuk deneyimi sunuyor. Gelin şimdi bu filmi etraflıca inceleyelim. 

Druk: Hikâyesi ve Yapımı

druk inceleme

Filmin senaryousu Vinterberg’in Viyana’daki Burgtheater’da çalışırken yazdığı bir oyuna dayanıyor. Hikâyenin çıkışında Vinterberg’in kızı Ida’nın ülkedeki içki kültürü ile ilgili anlattığı hikâyeler yer alıyor. Ida, sürekli olarak oyunu filme uyarlaması konusunda babasına baskı yaparak babasını film için ikna eder. Kendisi de filmde Martin’in kızını oynayacaktır. Fakat çekimlerden dört gün önce trafik kazasında hayatını kaybeder.

Kazadan sonra Vinterberg filmi çekmekten vazgeçer. Fakat oyuncu ve set ekibinin ısrarıyla Vinterberg filmi çekiyor. Vinterberg de Druk filmini kızı Ida’ya adar. Druk, mekân olarak çekilen liseyi Ida’nın lisesinden alır. Kısmen de onun sınıf arkadaşları ile çekilir. Film 2021 Oscar töreninde Yabancı Dilde En İyi Film Oscar’ını kazanır. Vinterberg de ödülü alırken çok etkileyici ve duygu dolu bir konuşma yapar. 

Filmin konusunu özetleyecek olursak, bir grup lise öğretmeni bir deneye kalkışır. Aralarında psikolojiye merakı olan Nikolaj, yemekte psikiyatrist Finn Skarderud’dan ve onun teorisinden bahseder. Bu teori, insanların kanlarında %0,05 oranında alkolün eksik olduğudur.

Skarderud her gün bu eksikliği kontrollü alkol tüketimiyle kapatırlarsa, mutluluğa ulaşacakları, daha kaliteli bir hayat yaşayacakları söyler. Bunu duyan diğerleri de bu deneye başlamaya karar verirler. Her gün az miktarda alkol alırlar. Hepsinde farklı bir etki gösteren bu deney, aynı zamanda seyir zevki yüksek bir anlatı da oluşturuyor. 

Druk, Vinterberg sinemasına dair çok fazla şey taşıyor. Gerek karakter yaratımı gerek de yarattığı atmosfer açısından sinemasına aşina olanlar için tanıdık bir his oluşturuyor. Filmdeki karakterler Vinterberg’in anlatmaktan hoşlandığı erkek karakterlere yine çok benziyor. Oyuncuların her biri çok iyi iş çıkarıyor. Yazılan karakterlere bağlı oyuncu seçimi de filmin bir diğer başarısı. 

***Yazının devamı filmi izlemeyenler için tat kaçırıcı detaylar içerebilir. ***

Kendini Baştan Yaratma

druk

Mads Mikkelsen’in canlandırdığı Martin karakteri orta yaşlarda bir tarih öğretmeni. Okulda ve aile hayatında çeşitli sorunlarla boğuşuyor. Okulda devamlı aynı şeyleri tekrarlayan, öğrenciler tarafından sıkıcı bulunan bir öğretmen. Hatta böyle devam edersen ders veremeyeceği yönünde uyarı bile alıyor. Martin’in aile hayatı da benzer şekilde, karısı kendisiyle vakit geçirmemek için fazla mesai yapıyor. Çocukları da Martin’i dikkate almıyor. 

Arkadaşının doğum gününde, arkadaşları da sert bir şekilde Martin’e sıkıcı olduğunu ve özgüven eksikliği olduğunu söylüyor. Martin o noktadan sonra hayatındaki her türlü değişiklik için heyecanlı bir ruh haline bürünüyor. Yaşamak yerine hayatta kaldığını fark eden Martin, bu deney ile birlikte yaşamaya başlıyor. 

Ekibin kalanında da bu deneyle birlikte hayatlarında çeşitli değişiklikler başlıyor. %0.05’e alışan bu grup daha sonrasında bu oranı iki katına kadar çıkarıyor. İş artık çakırkeyif halden düpedüz sarhoşluğa kadar gidiyor. Ders aralarında, her buldukları boşlukta içmeye başlayan bu grup alkol bağımlılığı ile mücadele etme seviyesine gelirler. 

Film, işlediği hikâyenin ortasında alkol olmasına rağmen, alkole karşı yargılayan bir taraftan bakmıyor. Tarafsız ve yargılamayan bir yerden konuyu ele alıyor. Çok rahat kamu spotu olabilecek bir konuyu karakter odağı ile anlatarak hikâyeye ayrı bir derinlik katıyor. Alkol karakterlerin kim olduklarıyla, ulaşmak istedikleri insan arasındaki bağı kuran bir öğe olarak kullanılıyor. Belki de bu yüzden biz film boyunca karakterimizin değişimine odaklanıyoruz. 

Martin’in alkol içmeye başlamasından sonra ailesi ile arası da düzelmeye başlıyor. Yani alkolü, böyle içerseniz hayatınız kötü etkilenir tarzı bir yerden işlemiyor. Yine de filmin aşırılığa karşı bir bakışı var. Karısı bir sahnede Martin’e “Alkol alman umurumda değil, tüm ülke deli gibi içiyor zaten.” cümlesiyle Danimarka’nın alkol problemine değinmeden geçmiyor. Danimarka dünya genelinde 18 yaşından küçük nüfusu en çok alkol içen ülkelerden. Yani ülke sorunlarına da değiniyor. 

Hayata Uyanmak

druk

Filmin başında Kierkegaard’ın bir alıntısı ile karşılaşıyoruz. “Gençlik nedir? Bir rüya. Aşk nedir? Rüyanın içeriği.” Filmde Martin’i izlerken Kierkegaard’ın bir diğer felsefesini hatırlıyoruz. Kierkegaard’a göre sağlık harekette, hastalık ise durağanlıktadır. Martin’in filmin başındaki hali bize Kierkegaard’ın hastalık dediği o durağanlığı hatırlatıyor. Filmin devamında ise Martin hareketine başlıyor. Karakter aksına baktığımızda da filmin son sahnesindeki Martin’in eski mesleğini hatırlatan o dans sahnesi, tüm yaşadıklarına rağmen büyük bir sağlık halini önümüze seriyor. 

Kirkegaard, bireyin varoluşunun farkında olmasını ister. Çağrısı da şu şekildedir: “Yaşamını boşuna harcama, günleri öldürme, uyku içinde geçirme, uyan ve insan ol!” Filmde de birçok Kirkegaard göndermesi olmasının bir sebebi de bu. Özellikle Martin’e baktığımızda hayatında çok da bir şey yapmayan, kendi için uğraşmayan biri olarak görebiliriz.

Martin’in kişiliğinde deney ile beraber bir tekrardan doğuş görebiliriz. Lazarus gibi öldüğü yerden tekrar ayağa kalkar. Uyuşuk hareketlerinin yerini daha hareketli bir Martin alır. Zaten Vinterberg’in “Bu film sadece içmekle ilgili değil. Hayata uyanmakla ilgili olmalıydı.” cümlesi bunu kanıtlar nitelikte. 

Edebiyattaki en iyi aynı bedende iki kişi hikâyelerinden biri olan Dr. Jekly ve Mr. Hyde gibi bu filmde de kendi içinden başka bir kişi oluşturma hikâyesini izleyebiliyoruz. Martin kendini ve belki de içinde baskıladığı kişiyi ortaya çıkarıyor. Aslında sadece Martin de değil, diğer üç öğretmen de benzer şekilde bir değişim yaşıyor. Hepsinin kendi öğretmenlik deneyimleri ve meslekleri arasındaki ilişki bile değişiyor. 

Ölüm ve Yaşam

druk

Dört karakterin hepsi alkol sorunu ile uğraşmaya başlıyor. Aralarında en umursamaz ve rahat görünen karakter beden eğitimi öğretmeni olan Tommy. Tommy diğerleri gibi orta yaş kriziyle uğraşmıyor. Filmin başından itibaren bir varoluş sancısıyla boğuşuyor. Kendi varlığı ile ne yapacağını bilmez halini bir umursamazlık hali süslüyor. Alkol deneyi alkol bağımlılığına evrildiğinde kendini bundan kurtaran karakter de Tommy oluyor. 

Filmin etkileyici sahnelerinden biri de Peter’ın gençlik ve yaşam üzerine coşku dolu konuşmasını dinleyen seyircinin o coşkulu heyecanlı ruh halindeyken, Nikolaj’ın Martin’e Tommy’nin ölüm haberini vermesiyle garip bir ruh halinin içine giriyoruz. Tommy daha fazla taşımadığı varlığının yükünü bırakarak intihar eder. Filmin bu sahneleri filmin buruk bir tarafı olduğunu da iyi bir şekilde anlatır. Koronun o sırada söylediği şarkının sözleri de sahnenin etkileyiciliğini arttırıyor.

Uğruna savaşacak bir şeyimiz olmasa sen ve ben ne halde olurduk?

O yüzden yoksulluk ve kavgasına rağmen bu dünyayı seviyorum.

Benim için yeryüzü çok güzel aynı yaratıldığı zamanki gibi.

Filmin sonunda da Tommy’nin cenazesinden sonra Martin’in sahilde mezuniyet kutlamalarını yapan öğrencileri görmesi ile onların arasına karışır. Dans etmeye başlar. Filmin bu iki duyguyu iyi bir şekilde harmanladığı sahnelerden biri de filmin son sahnesidir. Cenazenin seyirci üzerinde yarattığı ölüm duygusundan  Martin’in hayat dolu dansı bizi tekrardan hayata döndürüyor. Hayatın tam olarak böyle bir his olduğunu film bize hikâye ile gösteriyor. Ölümün ve yaşam bulma halinin. Buruk bir mutluluğun bize yansıttıkları gibi. Bu noktada da Kirkegaard’ın o müthiş sözü akıllara geliyor. “Hayatın korkunçluğuna karşın verilebilecek en zekice ve kurnazca yanıt, ona karşı meydan okurcasına gülmektir.”

Druk ve Teknik Analiz

Druk

Filmi teknik açıdan inceleyecek olursak, Vinterberg’in sinemasında teknik açıdan ve hikâye anlatıcılığı açısından aklımıza gelen çoğu öge bu filmde de karşımıza çıkıyor. Vinterberg sinemasında ana kahramanlar her zaman erkektir ve genellikle ezilmiş, örselenmiş erkeklere yer veriyor. Aynı zamanda erkeklerin kendi arasındaki ilişkiler de filmlerinde çok kullanılan bir ilişki çeşidi. Genel olarak filmlerinde büyük yemek sahneleri, alkol ve dans gibi öğeleri çok fazla kullanıyor. Druk içinde bu öğelerin hepsi yer alıyor. Kendi hikâye anlatımında bu öğeleri iyi bir şekilde işliyor. 

Filmin görüntü yönetiminde İskandinav sinemasından alışkın olduğumuz renkleri görebiliyoruz. Coğrafyanın renkleri filmin içerisine iyi bir şekilde sızmış. Filmin hikâye anlatımında müzik önemli bir yer tutuyor. Gerek koro şarkısı gerek de son sahnedeki What a Life şarkısı hikâye içerisinde tamamlayıcı ve etkileyici bir anlatım oluşturuyor. Müzik kullanımı filmin etkileyiciliği açısından başrollerden biri olarak kullanılıyor. Aynı zamanda filmin bir diğer büyük başarısı da oyuncu seçimleri. Film boyunca çok iyi oyuncular ve oyunculuklar izliyoruz. Yönetmenin sinemasında bir diğer alışkın olduğumuz öğe de açık uçlu sonlar. Vinterberg bu filminde de aynı açık uçlu sonu kullanıyor. 

Bazıları tarafından sığ bir orta yaş anlatısı olarak görülse de değindiği konuları yargılamadan ele alışıyla, geçirmek istediği hisleri seyirciye geçirmedeki başarısı ile anlattığı hikâyenin gerçekçi hisleriyle iyi bir hikâye anlatımı kuruyor. Türkiye’den baktığımızda gelişmiş ülke insanları ve sorunları olarak görülebilen film bireysel anlatı bakımından iyi bir hikâye sunmakta. Şu an Netflix Türkiye kataloğunda bulunan film bence izlenmeye değen bir film. 

Tuğçe Kozak Arman

Merhaba, ben Tuğçe Kozak Arman. Mühendislik eğitimimi tamamladıktan sonra, gönül verdiğim sinema eğitimimi almak için Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ne başladım. Hali hazırda eğitimime devam ediyorum. Aynı zamanda okuduğum kitaplarla ilgili sohbet ettiğim bir YouTube kanalım var. Onun dışında da çeşitli projelerde senaryo yazarlığı yapıyorum ve yayına hazırladığım kitabım var. Sinemadan bahsedecek olursak, benim de yolumu ustalar çizdi. Alfred Hitchcock, Kubrick ve Kieslowski favori yönetmenlerim. Favori filmim ise yıllardır hiç değişmedi. O da Hitchcock’un Psycho’su. Yıllardır kusursuzluğunu kaybetmeyen bir film.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.