Ursula K. Le Guin: Bir Uzaylı Kocakarı Seçkisi

563 kere okundu
24 dakikada okunabilir
Ursula K. Le Guin

Ursula K. Le Guin kuşkusuz ki “bilim kurgu” denilince akla ilk gelen yazarlardan biri. Kendisi her ne kadar sadece “Amerikalı bir yazar” olarak anılmak istese de, külliyatı içerisinde bilim kurgu ve fantezi eserlerinin yoğunluğu oldukça göze çarpar. Le Guin aynı zamanda Neil Gaiman gibi başarılı bilim kurgu yazarlarının da ilham kaynağıdır.

Hugo ve Nebula gibi önemli bilimkurgu ödüllerini kazanan ilk kadın yazardır Le Guin. Eserlerinde Taoizm, feminizm, kültürel antropoloji ve ünlü psikanalist Carl Gustav Jung’ın büyük etkisi olduğu gözlemlenebilir. 2018 yılında kaybettiğimiz yazarın kariyeri boyunca yayınlanan yirmi romanı ve yüzden fazla kısa öyküsü var. Bunların yanı sıra, şiir, eleştiri, çocuk ve tiyatro alanlarında da yayınları mevcut.

İşte bu yazımızda da yazarın tüm eserleri içerisinde en özgün, okur tarafından en çok ilgi gören beş eserine değineceğiz. Yalnız şimdiden uyarmış olalım, yazının içerisinde bazı ufak tefek sürprizbozanlar mevcut. Hazırsanız, hep beraber Le Guin evrenine giriş yapabiliriz.

Rüyanın Öte Yakası: Hayal Mi Kabus Mu?

İllüstrasyon Essy May

Kitabımızın ana karakteri Orr belki de herkesin hayali olabilecek türden bir yeteneğe sahip. Gördüğü rüyalar gerçeğe dönüşmekte. Ancak bu yetenek Orr’un hayatını kâbusa çevirir. Rüyalarını kesinlikle kontrol edememektedir ve her uyandığında kendisini farklı bir gerçekliğin içinde bulmaktadır. Bu sebeple rüya görmemek adına ağır uyku ilaçları içer. Bu ilaçlar devlet tarafından kontrol altında olup belirli miktarlarda ve yalnızca “Ecza Kartları” ile verilmektedir. İlaç istihkakının üzerine çıkan Orr yasa dışı yöntemlere başvurur. Kartlarını satan kişiler aracılığıyla ilaçları temin etmeye devam eder.  Ancak günün birinde yakalanır ve hikâyemiz de tam bu noktadan sonra başlar.

Devlet ilaç suiistimali yapan kişileri Gönüllü Terapi Tedavisi uygulamasına yönlendirmektedir.

Orr da bu terapiler için devletin yönlendirmiş olduğu uyku uzmanı Dr. Haber’in ofisine gider. Orada yaşadıklarını paylaşmak konusunda ne kadar tereddüt etse de Dr. Haber’in bir çözüm bulabileceği umuduyla rüyalarının şimdiyi ve geçmişi değiştirdiği anılarını paylaşır. İlk etapta Orr’un söylediklerini ciddiye almayan doktor, Orr’un üzerinde kendi geliştirmiş olduğu bir uyku cihazını denemek ister. Bu cihaz ile Orr sonucu kimseyi etkilemeyecek, basit rüyalar görebilecektir. Aynı zamanda ilaçlara da ihtiyaç duymadan hayatını sürdürebilecektir.

İlk başta çok masumane bir niyet taşıyan bu bilimsel çalışma, Dr. Haber’in Orr’un rüyalarının gerçekleştiğini görmesiyle insani tutku ve hırsların etkisi altında kalarak bambaşka bir hal almaya başlar. Haber her seferinde Orr’a dünyayı değiştirip, kendi konumunu güçlendirecek rüyalar görmesini telkin eder. Cihaza bağlı halde uyuyan Orr istemeden de olsa Dr. Haber’in arzularına hizmet eder. Deneyi sonlandırmak isteyen Orr Haber’in kendisini akıl hastanesine kapatmasından korkmaktadır.

Her seans sonrası kariyerinde daha yüksek bir pozisyona gelerek mevki sahibi olan Dr. Haber dünyadaki sorunları (kıtlık, savaş, hastalık vb.) bir türlü tam istediği gibi çözememektedir. Orr’un zihni kendisine iletilen komutların belli bir kısmını gerçekleştirirken diğer bir kısmını bozabilmektedir. Hatta iş o noktaya gelir ki, Haber dünya barışını sağlamak isterken uzaylıların istilasına neden olur. Çünkü Orr’un zihnine göre insanlar birbiriyle savaşmayı ancak daha büyük bir düşman karşısında birleşme zorunluluğu doğduğunda durdurur.

Her sayfası yaratıcı ve zekice kurgulanmış bir bilim kurgu romanı olan Rüyanın Öte Yakası‘nı Ursula K. Le Guin 1971 yılında yazdı. Türkçeye ise 2011 yılında çevrildi. Eser yayınlandığının ertesi yılı Locus En İyi Roman Ödülü’nü kazandı. Ayrıca eserin televizyon ve sinemaya uyarlamaları da mevcut.

Lavinia: Ataerkil Mitosların Sessiz Kadınları

Ursula K. Le Guin
Ursula K. Le Guin

Lavinia‘yı, Le Guin’in feminist bakış açısının en naif örneklerinden biri olarak görebiliriz. 2008’de kaleme alınan eser Locus ödülüne sahiptir. Kitap Romalı şair olan Publius Vergilius Maro’nun yazmış olduğu Roma İmparatorluğu Destanı’nın kahramanı Aeneas’ın hikâyesinden ilhamla yazılmıştır.

Lavinia, Aeneas’ın son karısıdır ve destanda kendisi sadece ismen geçer. Ancak kitabımızda Lavinia kurgulanan bir karakter olduğunun ve destanda hak ettiği değeri görmediğinin farkındadır.

‘‘Bana o (şair) can verdi, beni kendime getiren, böylece hayatımı ve kendimi her çeşit duyguyla, yazdıkça güçlü bir şekilde hissettiğim duygularımla (hatırladığım olaylar yalnızca onları yazarken veya o yazarken varlık kazanıyor da ondan belki de) capcanlı hatırlamamı sağlayan o oldu. Ama o bunları yazmadı, çünkü beni ancak ölürken tanıdı. Bunda onun suçu yok.’’

Lavinia destanda her ne kadar ihmal edilmiş olsa da Ursula ona bir ses, hayat, gelecek verir. Virgilius’un yarım bıraktıklarını, anlatmadıklarını onun gözünden anlatır.

Lavinia, Latium kralının kızıdır. Babasının hiç oğlu olmadığı için, bir oğlan evlat gibi görülmüş ve özgür büyümüştür. Evlenme yaşı geldiğinde babasının kehaneti sonucu taliplerinin tekliflerini reddeder. Böylece bir yabancı olan Aeneas’ın gelişini bekler. Bir kurgu karakter olduğunun farkında olan Lavinia evleneceği adamın kim olduğunu da çok önceden şair Vergilius ile yaptığı konuşmalardan bilmektedir. Asıl şair Lavinia’yı ve Aeneas’in ölümü sonrası yaşanacakları bilememektedir. O, yazdığı destanında Lavinia’yı görmezden gelmiştir. Destanın eril kahramanı olan güçlü, yenilmez, cesur Aeneas’ın çevresindeki kadınlar küçük ayrıntılardan ibarettir şair için.

Lavinia Aeneas’ın ölümünü de önceden şairden öğrenir. Onunla yaşayacağı yılların kısıtlı oluşunu bilerek geçirmiştir evliliğini. Aeneas’ın önceden bilinen ölümü gerçekleşse de biz Lavinia’nın hayat hikâyesini okumaya devam ederiz. Çünkü bizim asıl kahramanımız O’dur, Aeneas değil.

Kitap aynı zamanda Ursula K. Le Guin’in yayınlanan son romanıdır. Yazar hayatının son zamanlarında sadece deneme, şiir ve bazı çeviriler ile ilgilenmiştir. Eser bu açıdan da oldukça büyük bir önem taşımaktadır.

Mülksüzler: Gerçek Yolculuk Geri Dönüştür

Mülksüzler
İllüstrasyon David Lupton 

Yazarın en çok ses getiren kitaplarından biri kuşkusuz ki Mülksüzler. Orijinal adı The Dispossessed olan kitap 1974 yılında yazıldı. 1975 yılında ise bilim kurgu dünyasının en prestijli iki ödülü ile taçlandırıldı. Bu ödüllerden biri olan Nebula, çoğunluğu Amerikan muhafızlarından oluşan SFWA derneği tarafından verilmekte. Dernek anarşist, sosyalist ve feminist olan Le Guin’e ödülü vermek istemese de, kitabın yayınlandığı yıl bir klasik haline gelmesiyle ödül hak ettiği yeri bulur. Kazandığı diğer bir önemli ödül ise Dünya Bilim Kurgu Derneği tarafından verilen Hugo Ödülü. İki ödül de bilimkurgu dünyasının Oscarları olarak bilinmekte. Ursula K. Le Guin yazın hayatı boyunca bu iki ödülü de birçok kere kazandı.

Kitabın ismi ile ilgili Metis Yayınları’nda fantezi ve bilimkurgu editörü yazar Bülent Somay şöyle bir açıklama yapar:

‘’The Dispossessed, İngilizce bir dizi anlamı bir arada barındırıyor ve ne romanın Türkçesine verdiğimiz Mülksüzler adı, ne de akla gelebilecek bir dizi başka ad bu anlam zenginliğini karşılayabiliyor. Öncelikle The Dispossessed, Dostoyevski’nin İngilizceye The Possessed adıyla çevrilen romanına bir cevap. Bu romanın Türkçe adı Ecinniler….LeGuin, romanının adını Dostoyevski’nin romanının tam zıddı koymuş. Herhalde şunu demeye çalışıyor: Anarşistler öyle ‘ruhu cinler tarafından ele geçirilmiş’ şeytansı yaratıklar değildir, onlar sahipsizdir, ne şeytan, ne de insan onlara sahip olamaz. The Dispossessed aynı zamanda ‘mülksüzler’ demek, ki bu LeGuin’in tasvir ettiği anarşist toplumun en önemli özelliğini oluşturuyor.’’

Kitap Anarres ve Urras isimli birbirinin etrafında dönen, hangisinin gezegen hangisinin ay olduğu belli olmayan ikiz dünyalarda yaşayan insanları anlatıyor.

İki gezegen birbirlerinin tamamen zıttı. Anarres gezegeninde mülkiyet kavramı yok, kimse bir nesneye, metaya sahip değil. Bu sahiplik kavramının bir sonucu olarak insanların da sahibi yok. Doğan çocuklar bile anne babanın değil topluluğun çocukları. Gezegende inanılmaz bir kuraklık, kıtlık hakim. Hava koşulları oldukça çetin.

Diğer gezegen Urras ise tam tersi büyük bir verimlilik içerisinde. Ancak yerleşik bir kast sistemi ve sömürü var. Anarres ne kadar anarşist ise Urras o kadar arşist. Yani devletçi, hiyerarşik. Aynı zamanda Urras eski dünya. Yani çok eskilerde Urras’da yaşayan bir grup insan Anarres gezegenine giderek orda bir komün kuruyor. Göz sonrası da Urras’daki mülkiyet kavramını geride bırakıyor.

Romanımız Anarres’de yaşayan Shevek’in Urras gezegenine gidişi ile başlıyor. Shevek Urras’a giden ilk Anarres’li. Bu sebeple toplum onu bir hain olarak görüyor. Ancak Shevek’in amacı insanlık yararına olacak buluşunun hak ettiği değeri görmesi ve hayata geçirilebilmesi. Anarres’de her ne kadar hükümetler, yasalar olmasa da kamuoyu desteği ile rakip gördükleri kişilerin üzerinde iktidar kurabilen insanlar var. Bu sebeple Shevek bu insanların kendini görmezden gelmesi sebebiyle Urras ile iletişime geçer. Atalarının göçüp geldiği eski dünyaya doğru yola çıkar ve maceramız böylece başlamış olur

Roman bize gösteriyor ki mükemmel diye bir toplum, sistem yok. Sadık ilkeler ile kurulmuş bir yeni dünyanın bile eksiklikleri, hataları olabiliyor. Aynı zamanda ardına bakmadan terk edilen bir dünyanın da sevilebilir yanları her zaman bulunabiliyor.

Karanlığın Sol Eli: Androjen Bir Irkın Kurdurduğu Hayaller

Karanlığın Sol Eli
İllüstrasyon David Lupton

1969 yılında yayınlanan kitap Hainli döngüsünün 4. Kitabı. Eser birinci yılında daha önceden bahsettiğimiz bilimkurgu Oscarları olarak anılan Nebula ve Hugo ödüllerini kazandı. Daha sonra 1975’te Locus dergisince yapılan bir ankette Dune ve Childhood’s End (Çocukluğun Sonu) kitaplarından sonraki en iyi üçüncü roman seçilmişti.

Hikâyemiz gezegenler konfederasyonu Ekumen tarafından gönderilen elçi Genli Ai’nin, konfederasyona katılımını sağlamak amacıyla geldiği Gethen gezegeninde yaşadıklarını anlatmakta.

Gezegenin en büyük özelliği insanlarının çift cinsiyetli oluşu. İnsanlar yılın belli döneminde o anki hormonal yoğunluklarına göre kadın veya erkek olmakta. Cinsel niteliklerin edinildiği bu dönem Kemmer olarak adlandırılmakta. Kişiler her seferinde farklı bir cinsiyete bürünebildikleri için bir çocuğun annesi olan kişi bir sonraki seferde başka bir çocuğun babası konumunda olabiliyor. Baskın bir cinsel kimliğin olmayışı sebebiyle Gethen’de kadın veya erkek olmak kişiye her hangi bir güç, statü, öncelik sağlamıyor. Sabit cinsiyetin olmayışından yola çıkarak Ursula K. Le Guin Gethen’i savaşsız bir ülke olarak tasvir eder.

Gezegenin bir diğer özelliği ise iklimi. En sıcak döneminde bile yarı-kutup iklim koşulları hakim. Gezegen bu sebeple Hain evreninde Kış olarak anılmaktadır. Genli Ai ilk olarak gezegendeki iki büyük ülkeden biri olan Karhide’ye anlaşmayı sunar. Ancak buradan olumlu yanıt alamadığı için diğer bir ülke olan Orgoreyn’e geçer. Tüm bu süreç içerisinde bir erkek olan Genli Ai, cinsiyetsiz olan bu gezegendeki insanların öncelikleri, değerleri karşısında zorluklar yaşamakta ve insanları anlamakta zorluklar çekmektedir.

Eseri yalnızca bilimkurgu alanında değerlendirmek doğru olmayacaktır. Aynı zamanda önemli bir feminist roman olarak da görebiliriz. Ursula K. Le Guin kitap boyunca bizleri; cinsiyet ayrımcılığı olmasa, hatta doğduğumuz an üzerimize yapışan cinsel rollerimizden muaf olsak nasıl bir hayatımız olurdu diye hayaller kurmaya teşvik ediyor.

Yerdeniz Serisi: ”Bir Mum Yakan Bir Gölge Yaratır”

Tales From The Earthsea
Tales From The Earthsea

Ve son olarak bahsedeceğimiz eser Ursula K. Le Guin’in 1968 yılında yayınlanan fantastik edebiyat dalında yazılmış olan Yerdeniz serisi.

Seri ilk olarak Yerdeniz Büyücüsü (1968), Atuan Mezarları (1971), En Uzak Sahil(1972) adlı üç kitaptan oluşuyor. Kitaplar sırasıyla büyüme, cinsellik ve ölüm temalarını işlemekte. Daha sonra seriye Tehanu (1990) ve Öteki Rüzgar(2001) kitapları eklendi. Yıllar sonra Yerdeniz evreninde anlatılacak daha çok şeyin olduğunu düşünen Le Guin. Böylece seriye Yerdeniz Öyküleri (2001) adlı kitabını da dahil ederek seriyi 6 kitaba çıkardı.

Tüm bu kitaplar aynı zamanda Yerdeniz Döngüsü olarak da anılmakta. Serinin içerisinde Tehanu, Nebula ve Locus ödüllerini kazanırken, diğer kitapların da birçok ödülü bulunmakta. Seriden esinlenilerek çekilmiş “Earthsea” adlı bir film ve “Tales from Earthsea” adlı bir de anime var.

Serimiz, Büyücü Ged’in küçükken yaşamış olduğu uğursuz bir olaydan dolayı Roke adasındaki büyücüler okuluna gitmesi ile başlıyor. Seriyi değerli kılan, yaşanan maceralar, konular, karakter ile sınırlı değil. Yerdeniz evreni her detayı ile başlı başına bir ustalık eseri. Evrenin coğrafyası ve tarihi Ursula K. Le Guin tarafından oldukça detaylı ve özenli bir şekilde kurgulanmış.

Yerdeniz dünyası etrafı okyanuslarla çevrili binlerce adadan oluşmakta. Tüm adalar keşfedilmemiş ve haritalandırılamamış, bu sebeple başka yerleşim alanlarının varlığı meçhul. “Batının ötesinde”  ejderhaların hüküm sürdüğü topraklar olduğu rivayet ediliyor. Büyü yaşamın merkezinde ve büyücüler toplum içerisinde birden çok iş alanında çalışmakta. Büyü doğuştan gelen bir yetenek olmakla birlikte, eğitim ile geliştirilebilir.

Yerdeniz evreninde isimler değerlidir. Gerçek isimler paylaşılmaz, herkesin bir lakabı vardır. Büyücüler gerçek adını bildiği kişiler üzerinde hakimiyet kurabilir. Ursula K. Le Guin bize Taocu felsefe ile “iyi” ve “kötü” büyücülük kavramları ile bir mesaj vermekte. İyi olan dünyayla uyum içinde olmaya çalışırken, kötü olan dengeyi bozup felaket getirebilir. Serinin hepimizin sevdiği popüler fantezi eserlerinden daha eski olduğu düşünülünce, Le Guin’in hayal gücü karşısında saygıyla eğilmekten başka yapılacak pek bir şey yok.

Duygu Demir

Halkla İlişkiler mezunu bir Grafikerim. Kurumsaldan ayrılmam ile yeni bir alanda kariyer planlaması yaptım ve "anne" oldum. Şuan 3 yaşındaki oğlum ile gündüzleri varoluşsal sancılardan kuleler yaparken, geceleri Kazan için yazıp, çizip, düşünüyorum.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.