The Bear: Sandviç Lütfen

487 kere okundu
16 dakikada okunabilir
the bear

The Bear, 2022 yılında seyirciyle buluşan yönetmenliğini Christopher Storer’in yaptığı bir Hulu dizisi. Dizi yayınlandığı günden itibaren eleştirmenlerden ve seyirciden çok iyi puanlar aldı. Başrollerinde, Jeremy Allen White, Ebon Moss Bachrach, Ayo Edebiri gibi isimlere yer veriyor. Dizinin yaratıcısı da aynı zamanda yönetmeni olan Christopher Storer. The Bear, şimdiden yılın iddialı işlerinden biri haline geldi. İkinci sezon onayını da alan dizinin ikinci sezonunu merakla bekliyorum.

The Bear Ne Anlatıyor?

the bear

Dizinin konusundan bahsedecek olursak; The Bear, Carmen isimli şefin abisinden kalan sandviç dükkanını işletmeye başlamasını konu alıyor. Carmen dünyanın en iyi restoranlarında şeflik yapmış ve en yetenekli genç şef ödülünü kazanmıştır . Abisinin intiharından sonra abisinin vasiyeti ile sandviç dükkanını işletmeye başlıyor.

Diğer restoranlarda alışkın olduğu çalışma şeklini ve bu dükkânda da kurmaya çalışan Carmy için eski çalışanlara bir düzen kurmak pek de kolay olmuyor. Çalışanlar eski çalışma düzenlerinden vazgeçmek istemiyorlar ve yeni hiyerarşik bir sitemde çalışmayı kabul etmiyorlar. Dizi sadece bu çatışmayı merkeze alarak ilerlemiyor. Tüm bu süreç boyunca yapılmamış yüzleşmelerin ve kaybın da etkilerini görüyoruz. 

Dizinin karakter oluşturma konusunda büyük bir başarısı var. Gerek daha önce dükkânda çalışan yan karakterler gerek dükkâna sonradan katılan Sydney karakteri hepsi çok iyi yazılmış karakterler. Dizinin büyük başarılarından biri de bu karakterlerin gerçekliği. Hepsi kendi içerisinde sorunlar yaşayan, iyi kötü tarafları olan kusursuzluktan uzak gerçekçi karakterler.

Yönetmen Christopher Storer’in daha önce birkaç bölümünü yönettiği Ramy de benzer şekilde damga vuran dizilerden biriydi. Aynı zamanda karakter yaratımı konusunda gerçekçi bir taraf koyan dizilerden biriydi. Ramy gibi Carmen de sevilsin diye yazılmış karakter değil. Kötü ve sorunlu bulabileceğimiz çok fazla özelliği olmasına rağmen seyirci olarak yoğun bir bağ kuruyoruz. Çünkü gerçekler. Bizim gibiler. Son zamanlarda bu tarz yapımların artması da dizi dünyası için sevindirici bir taraf. 

*** Yazının devamı izlemeyenler için tat kaçırıcı detaylar içerebilir. ***

Kaos

the bear

Dizinin anlatım tekniği ile mutfak içerisindeki kaos ortamını seyirciye geçirmeyi çok iyi başarıyor. Hızlı kurgular ve mizansenler ile kendimizi sürekli bir tempo halinde buluyoruz. Daha önce Uncut Gems de izlediğimiz bu baş ağrıtacak tempoyu The Bear içerisinde de görüyoruz. Mutfak içinde yemeğin hazırlanışında izlediğimiz tempo seyirciye çok iyi bir şekilde geçiyor. 

Dizi yemek hazırlandıktan sonra ne olduğu ile nerdeyse hiç ilgilenmiyor. Siparişleri kimler alıyor ya da ne kadar satılıyor gibi meseleler birkaç sahne dışında dizinin ilgi alanının dışında kalıyor. Önemli olan, yemeğin hazırlanışı ve yaratım süreci. Mutfak çalışma alanları içerisinde kaosu bol bir yerdir. Dizi de buna hak verir bir anlatım kuruyor. Devamlı koşturmaca ve yoğun tempo sonrasında karakterleri tanıdığımız ve soluklandığımız kısımlar sigara molasına çıktıkları anlar oluyor. 

Kaos ve tempo demişken dizinin 7. bölümüne değinmeden edemeyeceğim. 7. bölüm koşturmaca içerisinde geçen bir bölüm. İzlerken bile olanlara yetişmeye çalışmakta zorlanıyoruz. Bölümün temposunu korumakta çekim tekniğinin de büyük bir önemi var. 7. bölüm plan sekans olarak çekilmiş bir bölüm. Plan sekans gerekli kullanılmadığı durumlarda gereksiz bir anlatım sunsa da bu bölümün plan sekans ile çekilmesi anlatıma çok iyi bir katkı sunuyor.  

Mekanlarla Kurulan İlişkiler

the bear inceleme

Dizinin anlatımında şehir büyük bir öneme sahip. Sadece karakterler üzerinde değil, aynı zamanda baş rollerden biri haline gelen sandviç dükkânı içinde bulunduğu mekân da şehrin dokusu içerisinde bir yere sahip.

Dizide altı çizilen olgulardan biri de mahallelerin ve onların içindeki mekanların değişimi. Şehir olarak Chicago’nun seçilmesi de tesadüf değil. Chicago çalışan nüfusun hengamesini göstermek açısından iyi bir şehir. Zaten dizinin içinde de birkaç sahnede karakterlerimizin işyerine giderken ki hallerini görüyoruz. Bu sahneler şehrin yapısını göstermek açısından güzel bir yöntem olarak kullanılmış. The Bear şehir ve karakterler arasındaki bağı başarılı bir şekilde kullanan bir yapım.

Chicago’nun değişiminin vurgulandığı bir diğer sahne de kuzen karakterinin anlattığı yüzsüz kadın heykeli. Bu heykel Chicago’da Ticaret Odası Binası üzerine yapılan bir heykel. Etrafında o binadan yüksek bir bina olmadığı için de heykel yapılırken yüzü yapılmamış. Fakat kuzenin söyleminde olduğu gibi etrafta o binadan yüksek birçok bina dikilmiş ve o binadaki heykel de bir anda görünür hale gelmiş. Şehrin yapılaşması açısından çok güzel bir örnek.

Aynı zamanda dükkânın bulunduğu mahalle içinde de eski mekanların değişimi mahalle dokusunun değişimi de kuzen tarafından çok fazla dile getirilen şeylerden biri. Mekânın eski dokusunun ve müşteri kitlesinin korunmasını istiyor. Bu aynı zamanda mekânın sahibi olan Michael’in anısını korumakla da alakalı bir his gibi okunabilir. Kuzen karakteri hayatıyla alakalı büyük bir boşluğun içinde tutunmaya çalıştığı çok az kişiyle hayatta kalmaya çalışıyor.

Bu kişilerden biri ara sıra telefonla konuştuğu kızı, diğeri ise aslında Michael’dan geriye kalan dükkân. Michael’in intiharından sonra konuşup bir şeyler paylaştığı tek kişi kalıyor o da Carmen. Yani kuzen karakteri olan Richie’nin nostaljik bir his içerisinde olması karakter aksı açısından anlaşılır bir his. Evli ve çocuğu varken, etrafında iyi arkadaşı varken işlettikleri dükkân ile Michael’ın intiharından ve boşanmasından sonra çevresinde kalan kimse yokken Carmen’in yönettiği dükkân ona kaybettiği her şeyi hatırlatıyor. 

Bir Yol Daha Var

the bear inceleme

Dizinin baş rolünü oynayan Jeremy Allen White’ı izlemeyi özlemiştik. Shamless’daki karakteri ile kafamda o kadar iç içe geçmiş ki ona Leap dememek için kendimi zor tutuyorum. Eminim izleyenlerde de benzer bir his oluşturacaktır. Sadece başrol değil tüm ekip için cast seçimi çok iyi yapılmış ve reji seçimleri de aynı şekilde başarılı bir şekilde oluşturulmuş. Sydney karakterini oynayan Ayo Edebiri daha önce herhangi bir performansını izlemediğim bir oyuncuydu. The Bear sonrasında yaptığı işlerle radarımda olacak oyunculardan biri haline geldi. Aynı zamanda Girls dizisinden izlediğimiz Ebon Moss Bachrach da mükemmel bir karakteri çok iyi bir şekilde canlandırıyor. 

Carmen, daha önceleri çok iyi restoranlarda şef olarak çalışmış. Daha sonra kendisi de dönüp baktığında aşçılık konusundaki tüm bu hırsın altında abisi Michael’e kendini göstermek olduğunu fark ediyor. Abisinin dükkanında onu istememesi ve çocukluk hayalleri olan beraber bir yer işletme hayalleri abisi yüzünden gerçekleşmeyince o da hırsını bu şekilde alıyor. Fakat abisinin intiharı sonrası dükkânı Carmen’e bırakması ile Carmen kendi bildiği şekilde dükkânı daha işleyen ve düzenli bir yere getirmeye çalışıyor. Bunun bir diğer sebebi de dükkânın büyük bir borç altında olması. Zaten dizinin başlarında da Michael’in intiharı bu borçlara bağlanıyor. 

Carmen’in kız kardeşi Sugar’la olan ilişkisinde de ailesine karşı olan tutumunu görebiliyoruz. Sugar Carmen’in o restoranın içerisinde kaybolup gideceğine dair bir korkusu var. Tüm öfkesini restorana yöneltiyor. Carmen’in ise restoranı toplama ve tamir etme hırsının altında aslında ailesi ile olan ilişkileri tamir etme isteği yer alıyor. Çünkü aslında hepsinin o mekanla arasında bir bağ var.

Dizinin de önemsediği şeylerden biri bu; mekân ve insan bağı. Sydney ve Marcus arasında geçen konuşmada çocukluklarında özel zamanlarda gittikleri restoranları ve orada yedikleri yemeklere dair hislerinin ölümsüzlüğünü görüyoruz. Sydney’in söyleminde de bu mesleği seçmesinin altında yatan sebebin bu olduğunu söylüyor. İnsanları mutlu etmek. 

The Bear Teknik Analiz

the bear incelemesi

The Bear, reji seçimi ve kurgu tekniği açısından izleyenler için farklı bir tercih yapıyor. Hikâyenin oluşumu ve anlatım tekniğini hızlı kurgu teknikleri ile kurarak geçirmek istediği hissi yoğun bir şekilde seyirciye geçirmiş oluyor. Tekniği konuşmaya başladığımızda yedinci bölümü tekrardan anmamız gerekir. Müthiş bir plan sekans olan bölüm, izleyiciyi izlerken bile terletiyor. 

Yönetmen Storer dizinin çekimleri için bir set ortamını tercih etmemiş. Dizi onun yerine gerçek bir restoranda çekilmiş. Aynı zamanda dizide aşçı rolünü oynayan başrol oyuncuları gerçekten de aşçılık eğitimi almışlar. Zaten dizinin mekân ve meslekle olan ilişkisi üzerinden kuvvetli bir anlatım kurma başarılarından biri de bu seçimleri. Diğer övmeden geçemeyeceğim şey de dizinin müzik kullanımı. Her bölüm sonunda kullanılan müzik seçimleri çok iyi. Diziyi bitirdikten sonra bile soundtracklerinde takılı kalacağınızın garantisini verebilirim.

The Bear, Rotten Tomatoes’dan %100 puan alırken, eleştirmenler nezdinde de çok beğenilen bir iş olduğunun altını çiziyor. Benim için de bu senenin en iyi işlerinden biri. Gerek hikâye anlatımı gerek oyunculuk gerek reji seçimi olarak mükemmel bir anlatı. Jeremy Allen White özleyenler için de sevindirici bir yapım. Bu senenin en iyi işlerinden birini kaçırmak istemiyorsanız sizi fragman ile baş başa bırakayım. Umarım siz de keyifle izlersiniz. 

Tuğçe Kozak Arman

Merhaba, ben Tuğçe Kozak Arman. Mühendislik eğitimimi tamamladıktan sonra, gönül verdiğim sinema eğitimimi almak için Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ne başladım. Hali hazırda eğitimime devam ediyorum. Aynı zamanda okuduğum kitaplarla ilgili sohbet ettiğim bir YouTube kanalım var. Onun dışında da çeşitli projelerde senaryo yazarlığı yapıyorum ve yayına hazırladığım kitabım var. Sinemadan bahsedecek olursak, benim de yolumu ustalar çizdi. Alfred Hitchcock, Kubrick ve Kieslowski favori yönetmenlerim. Favori filmim ise yıllardır hiç değişmedi. O da Hitchcock’un Psycho’su. Yıllardır kusursuzluğunu kaybetmeyen bir film.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.