Ayşedeniz Gökçin: Piyanonun Modern Rengi

474 kere okundu
17 dakikada okunabilir
Ayşedeniz Gökçin

Ayşedeniz Gökçin, bu yazımda “Kadın” kategorimizde sayfamızı şenlendirecek efendim. Uluslararası müzik dünyasındaki gururumuz, piyanist ve bestecimiz Gökçin’in sınır çizilemeyen dünyasına dalacağız.

Müziğe İlk Adım: Çocukluğu ve Başarıları

ayşedeniz gökçin

Ayşedeniz Gökçin, 4 Ocak 1988’de dünyaya geliyor. Seslere hassasiyeti olan bir bebek Ayşedeniz… Annesinin karnındayken seslere verdiği hareketli tepkilerle anlaşılıyor bu durum. Doğumunun ardından evlerindeki duvar piyanosu onun oyuncağı oluyor. Saatlerini piyanonun başında geçiriyor, bir piyanist gibi taklitler yapıyor.

5 yaşındayken başlıyor piyanoyu bilinçli bir şekilde çalmaya. 9 yaşına bastığında Gordion Oda Orkestrası’nın eşliği ile Bach’ın 5. Piyano Konçertosu’nu sunuyor dinleyenlerine. Tam bir sene sonra ise Cemal Reşit Rey Senfoni Orkestrası ile birlikte Mozart’ın La Majör Piyano Konçertosu’na hayat veriyor küçük ellerinin parmak uçlarıyla.

Elif-Bedii Aran, İlhan Baran, Namık Sultanov gibi isimlerden müzik dersleri alıyor. Aynı yıl içerisinde Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, Kiev Senfoni Orkestrası, Borusan Filarmoni Orkestrası ile bu kez Beethoven’ın 2. Piyano Konçertosu’nu icra ediyor.

İlk Sahne Deneyimi: “Karışık Duygular!”

Sanatçı, henüz 6 yaşındayken deneyimlediği ilk sahne anını 2021 yılında Menekşe Tokyay’a şöyle anlatıyor:

“İlk hangisiydi hatırlamıyorum muhtemelen 6 yaşında Rotary Harika Çocuk Yetenek Yarışması’na katıldığım zaman olabilir… Ana Cadde diye bir eser çalmıştım ve kendi yaş aralığımda 1. olmuştum. O kadar heyecanlıydım ki sahnede eserin ismini sorduklarında ancak fısıldayarak cevap verebilmiştim. Heyecandan ayakkabılarımı da unutmuş botlarla çıkmıştım elbise altına… Ama daha ilginci yine 6,5 yaşlarında 40 derece ateşim çıkmıştı ve Beethoven Ecossaise çalacaktım seyircilerin önünde Antalya’da… Normalde inanılmaz heyecanlı olmam gerekirken enerjim kalmadığı için eseri çok olgun şekilde çalıp 100 almıştım. Asıl ciddi sahne tecrübem 9 yaşında CSO salonunda Odeon Oda Orkestrası ile oldu – ondaki heyecanımı anlatamam. Bir yandan provalarda seksek oynayıp diğer yandan da gerçek bir orkestra ile sahnede olmanın etkisi altında büyülenmiş şekildeydim. Aynı zamanda da Bach çalacağım ve ona karşı çok saygı duyduğum için bu sorumluluğu nasıl kaldıracağımı bilemiyordum… Karışık duygular!”

“Sanatla Uğraşıyorsanız Her Zaman Bir B Planınız Olmalı…”

ayşedeniz gökçin kimdir

Konserlerinde çok fazla piyano ile ilgilenen çocuk dinleyicisi olduğunu ifade ediyor Ayşedeniz Gökçin. Onların çalışmalarını gücü yettiğince yorumlamaya çalıştığından bahsediyor. Otuzbeşlik’ten Seçil Şeker’e 2019 yılında verdiği röportajda konuyla ilgili şu cümleleri kuruyor:

“Bazen ‘Piyanist olmak nasıl, ben de piyanist olmak istiyorum.’ diye soruyorlar. Onlara ‘Burası çok güzel, harika, kesinlikle piyanist olmalısın.’ diyemiyorum. Heveslerinin de kırılmasını istemiyorum ama gerçekten çok zor. Ben de çok zorlandım. Sanatla uğraşıyorsanız her zaman bir B planınız olmalı. Ailem bana çok destek olduğu için, ‘Bir doktor, mühendis ol, müzik hobin olsun.’ demediği için bu kadar gelişebildim. Bana bir meslek dayatmadılar, 6 yaşımdan beri piyano çalmak oldu işim, gücüm, hobim. Çok değerli, çok saygı duyduğum hocalarım oldu ama ‘profesyonel müzisyen yetiştirmek istemiyoruz’ bahanesiyle benim programımı yavaşlatıp yaşıtlarımın seviyesine çekmeye çalışan hocalarım da oldu. Maalesef bırakmak zorunda kaldım okulu. Çok ilerlemiştim, iyi gidiyordum ve geriye düşmemeliydim. Hocamı değiştirip Rus ekolünden gelen Azeri bir profesörle çalışmaya başladım.

Peki, Türkiye’de eğitimi nasıl ilerlemiş? Haydi kendisine kulak verelim:

Bir ara Türkiye’de hocasız kaldım. Daha önce yarışmada tanıştığım Kiev’de bir profesör vardı. Henüz 13 yaşımdayken altı haftada bir oraya gitmeye başladım. Dersleri kaydedip döndükten sonra onların üstünde çalışıyordum. Zor yani… Tünelin sonu karanlık değil ama o aydınlığa kavuşmak için çok engel aşmak, çok koşmak, çabalamak gerekiyor.” 

Menekşe Tokyay’a verdiği demeçte ise şöyle bir bakış açısı getiriyor bu kıyaslamaya:

“Türkiye’deki eğitim sistemini 17 yaşında ayrıldığım için ve o zamana kadar özel ders aldığım için bilemiyorum… Ama şunu fark ettim: Amerika’da üniversitede öğrenciler düşük not alırsa sorumlusu öğretmenler. Türkiye’de ise sorumlusu öğrenciler olarak algılanıyor… Bu çok yanlış. İngiltere de biraz Türk sistemi gibi, otoriter olabiliyor. Amerika’da pazarlama ve yaratıcılık daha öne çıkarken diğer ülkeler daha tutucu kalıyor.”

Küçük Ayşedeniz Gökçin ve Gurur Kaynağı Ödülleri

Bu kadar küçük bir yaşta böyle bir yetenek, kendisinin üstün zekalı bir çocuk olduğunu gösteriyor elbette. Bütün bu başarılar, onu çokça hak ettiği Uluslararası IBLA Piyano Yarışması Konçerto Ödülü’ne ulaştırıyor. Fakat küçüklüğündeki bu gurur kaynakları bu kadarla sınırlı değil. Aynı yıl içerisinde bir de Vladimir Horowitz Piyano Yarışması’nda kendisine diploma veriliyor. Kiev Yaz Akşamları Festivali’nin açılışında performans sergilemesi için davet alıyor Ayşedeniz Gökçin.

Burada Kiev Filarmoni Orkestrası ile Chopin’den Fa Minör Piyano Konçertosu’nu seslendiriyor. Yine 2001’de aynı konçertoyu Enka Sinfonietta Topluluğu ile yorumluyor. Yani uzun lafın kısası, başlıkta “ilk” diye tanımladığım adımlar hiç de ilkmiş gibi değil Gökçin için. Yeteneğiyle doğmuş ve bu yeteneği ortaya çıkararak değerlendirebileceği bir ortamda büyümüş. Bu nedenle durdurulamaz bir piyanist başlamış büyümeye, müzik ile. 10 yaşlarındayken keman çalmayı da çok arzu etmiş. O zamandan bu zamana hâlâ keman çalamadığını söylüyor Ayşedeniz Gökçin. Üstelik kemanı yanında taşımasının yaşamını da kolaylaştırabileceğini ekliyor.

Okul Yaşamı

2009 yılında Eastman Müzik Okulu’ndan lisans diplomasını alan Ayşedeniz Gökçin, yüksek lisans eğitimini ise 2011 yılında Royal Academy of Music’te tamamlıyor. Ancak ben sizlere daha öncelerinden bahsetmek istiyorum. Okulunda, gruplaşanların arasında pek de konuşkan bir çocuk olmadığını ifade ediyor Ayşedeniz Gökçin. Konserlerin ve müzik eğitimlerinin yoğun temposu nedeniyle oyun oynayacak, sosyalleşecek pek vakti olmuyor ne yazık ki.

Parmaklarına zarar gelme ihtimaline karşın Beden Eğitimi derslerine bile katılmasına izin verilmediğini söylüyor. Arkadaşlarının klasik müzikle pek arası yok; hâliyle onlarla etkileşim kurabilmek adına daha farklı çalışmalara yöneliyor Gökçin. Okullarındaki havalı Rock grubunu anlatıyor. Zaman içerisinde o arkadaşları klasik müzikle arayı ısıtırken kendisi de yıllar yıllar sonra ilk Pink Floyd albümünü o havalı Rock grubuna ithaf ediyor. Şimdi sınıf arkadaşları, Ayşedeniz Gökçin’in konserlerinde dinleyici olarak yer alıyorlar.

Ayşedeniz Gökçin Müziği

Ayşedeniz Gökçin’in Spotify’da an itibariyle tam 30 adet teklisi ve 10 adet albümü bulunmakta. Dream On, Another Brick in the Wall, In the End, Nothing Else Matters, Hey Jude gibi ünlü şarkıları piyanosuyla yorumluyor. Kendisi sadece bir klasik müzik piyanisti/bestecisi/yorumcusu değil. Neo Romantik bir besteci diye tanımlıyor kendisini. Duyguların onu hayatta tuttuğunu, favorilerinin ise Chopin ve Liszt olduğunu söylüyor.

“Rock müzik ile piyanonun yumuşaklığı nasıl aynı yerde bu şekilde var olabilir?” dedirten bir tarza sahip. Rock müziğin bol enstrümanlı oluşunun yanında aynı ezgileri piyanosu ile vererek duygularımıza dokunuyor. Elleri yer yer hızlanıyor piyano tuşları üzerinde, yer yer yavaşlıyor, her yer sertleşiyor ve yumuşuyor.

Rock gibi asi bir tarzı parmaklarının arasında ehlileştiriyor sanki; ama o asi ruhunu bozmadan, onu hırpalamadan. Bu şekilde hem klasik müzik dinleyicisini, hem de Rock müzik dinleyicisini yakalayabiliyor. Birbirine neredeyse zıt gibi görünen bu iki müzik türünün bir arada, barış içinde buluşabileceğini gösteriyor. Rock’ın efsanevi parçalarını büyük bir zevkle tekrar tekrar, yepyeni bir düzenleme ve tatla dinleme olanağı sunuyor bizlere.

Pink Floyd yorumlarının piyasaya çıkmasının ardından Pink Floyd, Ayşedeniz Gökçin’i resmi sayfaları üzerinden 23 milyon insanla paylaşıyor. Gökçin, bunu kariyerinin zirvesi olarak görüyor.

Piyano bizi farklı zaman dilimlerine taşır…”

Ayşedeniz Gökçin’e göre piyano bir zaman makinesi gibi işliyor. “Piyano bizi farklı zaman dilimlerine taşır, aynen kitap okurken başka diyarlara gidersiniz ya, onun gibi. Nasıl bir yerdeyiz, nasıl hissediyoruz, nasıl bir dönemdeyiz? Barok mu Romantik mi, yoksa ileride bir zaman dilimi mi? Notalar bize aslında bu bilgileri iletir… Zamanda ne kadar geri gitmek isterseniz ona göre bir eseri çalmaya başlayabilirsiniz.” diye konuşuyor Tokyay’a.

Zaman makinesine binme şansı olsa, zamanda geriye giderek Mozart’a çok fazla içmemesini, saf olmamasını, çevresini iyi insanlarla doldurmasını tavsiye edeceğini söylüyor. Bir de Mozart’ı çalışırken izlemek, nasıl bu kadar verimli olduğunu da sormak istermiş tabii.

Son albümü “Dreamscape” 2 Ekim 2020 tarihinde dinleyicilerle buluştu. Romantik, rüya gibi denebilecek bir tarza sahip olan albümde “Okyanus” belki de en dokunaklılardan. “Send Me a Letter” bana göre bir o kadar sinematik. Dram yüklü bir aşk filminde duyar gibiyim. Albümün adını taşıyan “Dreamscape”, bir hayal âleminden kulağımıza geliyor sanki; sakin, dünyevi hazlarla bağlantısını koparmış…

Fakat benim genel olarak en sevdiğim Ayşedeniz Gökçin çalışmasını sorarsanız, size Pure Piano Suit albümünden “Su” parçası diye yanıt veririm. Hakikaten “su” gibi akıp giden notalar, insanın 2 dakika 2 saniye boyunca insana kendi hayatının başrol oyuncusu hissi veriyor. Sanki beni, olabilecek her açıdan kameralar izliyormuş da bir festival filminde kendimi seyredecekmişim gibi. Sahnede bu şarkı eşliğinde tabii. Ninni gibi…

Kendisi şimdilerde yurtdışında, yepyeni projelerinin üzerinde çalışıyor. Güler yüzü, pozitif enerjisi, yeteneği ve özverisiyle her geçen gün başarısına başarı katmaya devam edeceği kesin. Bize de kendisinin çalışmalarını takip etmek, keyifle dinlemek ve Ayşedeniz Gökçin müziğinde kendimizi kaybedip yeniden bulmak düşüyor.

Benan Çelik

24 Mart 2000 tarihinde İstanbul’da doğdum. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunuyum. Kazan Kültür ve Tabure Kültür Sanat dergisinde içerik üreticiliği yapmaktayım. Çocukluğumdan beri yazı yazmaya tutkunum; şiir, öykü, deneme, makale, şarkı sözü ve film senaryosu gibi türlerde ürünler veriyorum. Dünyayı sinematik değer uğruna romantize ediyorum.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.