Sevgili Arsız Ölüm Dirmit: Tavşandaki Şapka

669 kere okundu
30 dakikada okunabilir
1
Sevgili Arsız Ölüm

Sevgili Arsız Ölüm Dirmit hakkındaki incelememiz ve oyunu uyarlayan Nezaket Eren ile söyleyişimiz sizlerle. Yüreğinizi sımsıcak yapacak Sevgili Arsız Ölüm Dirmit; tek perde ve yaklaşık 85 dakika sürüyor. Latife Tekin’in “Sevgili Arsız Ölüm” isimli romanından uyarlama ve tek kişilik.

Kadro ve Tiyatro Hemhâl ile İlgili Kısa Bilgilendirme

Tiyatro Hemhâl

Yazan: Latife Tekin

Uyarlayan/Oynayan: Nezaket Erden

Uyarlayan/Yönetmen: Hakan Emre Ünal

Danışman: Zeynep Günsür Yüceil

Figüran Oyuncu: Namıdiğer Kepçe (Kendisi saksı çiçeğidir ve yegâne dekor kendisi olduğu için burada yer vermeyi uygun gördüm. Aman alınmasın, biraz alıngandır laf aramızda.)

Tiyatro Hemhâl 2018 yılında Nezaket Erden, Hakan Emre Ünal ve Ayşe Draz tarafından kurulmuş profesyonel bir tiyatro topluluğu. Kendilerini şu şekilde gayet güzel ifade etmişler:  

Farklı teatral biçimleri denemek ve tiyatroda yeni ifade biçimleri önermek üzere bilgi ve birikimlerini bir araya getiren bu üçlü, çalışmalarının ana eksenine anlatı ve dramatik yapı arasında seyreden kurguları ve oyuncunun sahne üzerinde, seyircinin karşısında şimdiki zamanda var olma durumunu oturtur.

Ödüller:

  • Direklerarası Tiyatro Ödülleri 2018- “Tek Kişilik Prodüksiyon”
  • Sadri Alışık Tiyatro Ödülleri 2018- “Üstün Akmen Genç Oyuncu Ödülü”
  • Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB) Ödülleri 2018- “Yılın Kadın Oyuncusu”
  • Üstün Akmen Tiyatro Ödülleri 2018- “Yılın Kadın Oyuncusu”

Sevgili Arsız Ölüm Dirmit ile İlgili İzlenimlerim…

Sevgili Arsız Ölüm Dirmit

Yazının ilerleyen seyrinde Sevgili Arsız Ölüm Dirmit hakkında ufak tefek tat kaçırıcı detaylar mevcuttur.

Azıcık dekor, azıcık ışık, güzel bir senaryo ve iyi oyunculukla birleştiğinde böyle oyunlar izleme şansı buluyoruz. Dirmit köyünü özler ve hayallerinde yola koyulur. Kendi ağzından hayat hikâyesini bir tulumbaya anlattığı sıcacık bir hikâye tadında akışı.

Baştan söyleyelim sonra araya kaynamasın, salonda bir görme engelli birey vardı. Sanırım görme engelli bireyler için mükemmel bir monolog. Bir şahsi parantez açayım; siz siz olun benim gibi öküzlük yapmayın diye anlatıyorum. Sağ taraftan gelen konuşma sesleri yüzünden ofladım pufladım. Yani kardeşim kimi resim çeker, kimi konuşur. Bunlar tiyatroya da izleyiciye de çok zarar verir ve dolayısı ile çok sinirlendim.  

Finalin akabinde hemen ayağa kalktım ve ışıklarla birlikte muhtemel ses kaynağı olarak düşündüğüm çifte ters ters baktım (ağzımı oynatarak söyleniyordum da). Sonra bir an kafamda şimşekler çaktı, engelli bireyin yanındaki arkadaşı koluna girmiş ona bir şeyler anlatıyordu. Sanırım oyun esnasında da Sevgili Arsız Ölüm Dirmit hakkında tariflemeler yapıyordu. Kuvvetle muhtemel benim farkıma bile varmadılar. Yani anlayacağınız içten içe kaş yaparken göz çıkardım, siz yapmayın!

Senaryo-Uyarlama

Sevgili Arsız Ölüm Dirmit

Sevgili Arsız Ölüm Dimrit‘in uyarlandığı kitabı sonrasında okudum. İnanılmaz bir bakış açısı ile gerçeklerin bu kadar hızlı ve akıcı anlatılması beni çok etkiledi. Tiyatro uyarlaması; koca bir okyanusun içinde bulunan bir adanın ortasındaki tatlı su gölü gibi. Maşallah, Latife Tekin bir yazmış pir yazmış ki sormayın. İnanın kitabı okuyan olursa şunu görecek ki bir sayfa geçtiğinizde onlarca olay yaşanıyor, kitap hızlı akıyor. Sayfa sonlarında başını unutabilirsiniz.

Çok doğru kısımları, seçilmiş çıkarılmış ve tiyatroda bizlere sunulmuş. Fazlasıyla tatlı eklentiler yapılmış. Bu vesile ile hem oyunculuğunu çok beğendiğim hem de uyarlama kısmında büyük etkisi olan Nezaket Erden’i bir kez daha tebrik ediyorum. Vurguları, ses tonu, ağlamaklı oluşu, tiplemeleri ve daha nicesi. Tüm karakterleri harika bir şekilde taklit ve benzetmelerle canlandırıyor.

Dekor, Işık, Kostüm

Azıcık dekor dedik ya dekorda bir tanecik saksı çiçeği (namıdiğer kepçe) mevcut. Kalanı kara tahta gibi bomboş bir sahne. Tabii kara tahta gibi üzerine çok şey yazılıyor, çok şey gösteriyor. Kepçe hayli hisli ve daha önce belirttiğimiz gibi alıngan. Dirmit‘in dokunduğu her şeyi yepyeni bir hikâyeye çevirmesinin ürünü. Arada gözlerinizi kapatıp dinlerseniz, tulumbayı, köpek karını ve daha nicesini fazlası ile hayal edebilirsiniz.

Azıcıkta ışık demiştik; sadece oyuncuya odaklı ve tek bir sahnede renk değiştiriyor. Genellikle sabit bir ışık mevcut. Yani ben bu halini çok beğendim, ama olurda bu güzel oyun için olumluya gidebilecek ne var derseniz, biraz daha dekor ve ışık iyi olabilir belki.

Dirmit- Dirmit(imiz)

sevgili arsiz ölüm dirmit

Sıcaklık, ah o içinizi buruk bir şekilde dolduran sıcaklık aslında Dirmit(imiz)’in direkt kendisinden gelecek. Kahramanımız çiçeklerle, böceklerle, rüzgârla, denizle ve hatta tulumba ile konuşuyor. Zaten tiyatro; ne zaman sonra siyah nokta oyunu sayesinde göreceği tulumbaya içini dökmesi üzerine kurulmuş. Dirmit yatmadan önce dualarını okuyor, dua okuduğuna alacağın olsun diye sitemini ediyor ve öyle yola düşüyor.

Aslında Dirmit(imiz)’in her şeyi hayal dünyası, kalan ne varsa elinden almışlar. Ama bir kuşu Tropik bir ormandan koparıp kafese tıkabilen insanlar, hayal gücünün ürünü ötüşünü kafesin içine kapatamıyorlar. Kahramanımızda tüm kafeslere rağmen uçup gidiyor gökyüzüne ve güzelliğini sizlere de gösteriyor.

Kabukları kaldırayım deme, derin yaralar açarsın.

Sizleri önceden uyarayım, birazcık yüreğiniz varsa sıcacık bir gülümsemeyle izlerken tatlı sert yemiş olduğunuz darbelerle sersemleyeceksiniz. Tüyleriniz birden çok kez diken diken olacak ve Dirmit(imiz) hiç susmasın isteyeceksiniz. Şunu da eklemeden bitirmeyelim, “Kardeşim ben para verdim, gülmem eğlenmem lazım. Malum geldik temaşa memeşe, kültür olsun dedik. Ama para verdik yahu.” diyenlere müjde! Güleceksiniz bol bol… Dirmit(imiz)’in her saflığı size komik gelecek. Malum, biliyorum ki toplumca saflığımızı kaybedeli ve enayi yerine koyup dalga geçeli çok oldu…

Hayalperest Kardeşlik

Bir benzetme yapalım şu noktada, Sıdıka dizisini birçoğumuz hatırlayacaktır. Televizyonun; henüz Iggy Pop ve Goran Bregovic in “TV Screen” şarkısında dediği gibi, henüz insanları küçücük, kendini dev ekran haline getirmeden önceki zamanlardı o zamanlar. İşte ben o zamanlarda izlemiş olduğum Sıdıka karakterini çokça andım. Durdurulamaz bir canlının üstüne bir kap kapatmışlar, hadi sığ bakalım buna demişler anlayacağınız.

Sıdıka’nın bir abisi varken, Dirmit(imiz)’in iki çok sığ ve çokça hayatın sillesini yemiş abisi ve bir erkek kardeşi var. Sırası ile onun (malum kadın, yani dişi, yani erkeğin kaburgasından yaratılmış, yani erkeğe hizmet için yaratılmış, yani ayıplı, yani günahkar, yani …..) terbiyesini üstlerine alırken, siz bir ihtimal rahatsız olabilirsiniz. Sıdıka gibi o da safça sorularla buna rağmen konuşmaya devam edecek.

Âşık olduğunda kış boyu herkes üşüyecek, bir tek o üşümeyecek…

Yaptığı her işte aynen böyle aşırı tutkulu ve yeni yetme kişisel gelişimcilerin “Takıntılı” diyebileceği bir karakter. Şimdi burada madem yeri geldi, söylemeden geçemeyeceğim; tutkunun size zarar vereceğini anlatan ahmaklara inanmayın! Hatta burada doyamayacak ve duramayacağım söze girmişken; tutkuyla yaşayın kardeşim.  

Yaptığınız her ama her şeyi tutku ile yapın! Güzel bir gün batımına tutku ile bakın, hemen orayı çevirip otel yapabileceğinizi düşünmeksizin…Ve güzel bir kadına tutku ile bakın, ona tecavüz edebilme hakkını kendinizde görmeksizin… Güzel bir çiçeğe tutku ile bakın, yerinde güzel olduğunu bilerek ve onu koparıp sırf gözünüz görsün diye ölmesini izleme hakkınız olmaksızın… İyisi mi, burada bırakalım. Yoksa duramayacağız. Başını unutanlar için, malum fena unutkanız, tutkuya tutkulu bir karakter.

Bazı büyük adam ve kadınlara sorsak eğer, “Sevgi nedir?”, “Düşünmek nedir?”, “Felsefe, hikâye, şiir nedir?” diye; biliyoruz ki süslü kelimelerle bir sürü şey zırvalayacaklar. Dirmit(imiz) şiir nedir sorusuna çok güzel bir yanıt veriyor:

“Sözcükleri yüreğime koydum, titreteni kâğıda koydum, titretmeyeni attım gitti.”

Tüm insanlık dünyaya bu kadar yalın gözlerle bakabilse, her şey nasıl olurdu acaba? Tanrıya bakış açısı da yeterince basit tabii ki. Annesi, “Öbür dünyada ben sorguya nasıl katlanırım?” dediğinde, kısaca şunu söyleyecek:

“Aman. Korkacak ne var bunda. Sen yazdın, ben okudum ve yaşadım. Nereden çıktı şimdi bu sorgu dersin.”

Yukarıda çokça hissedileceği üzere ben böyle oyunlara bayılıyorum. Para verdik güleceğiz hevesinde olan seyirciye uzun uzun istediğini verip, sonunda acısıyla ne oldu şimdi dedirten bir hal alıyorlar. Sevimli başlangıç, güldüren gelişme ve katil son bölüm, duygu katili bir trajedi. Akılda kalıcı ses tonuyla “Durur muyum? Durmadım.”, “Bir güzel”, “Bir iyi” gibi sözler hatırı sayılır yer edinecek zihninizde.

Nezaket Erden ile Söyleyişi

nezaket erden

Nezaket Erden’e beni kırmadığı ve yoğun temposunda bu kısa söyleşide yer aldığı için ayrıca çok teşekkür ederim. Karşılıklı sohbetimizden bir kesiti aşağıda sizlere sunuyorum:

Soru: Çok yönlü bir hikâye ve özellikle romanın kendisi bir derya deniz. Bu kadar büyük bir hikâyenin içinden tiyatroya uyarlayarak bir özet çıkarmanızın sizler için zorlayıcı yanları neler oldu?

Nezaket Erden: En zor kısmı o büyük hikâyeden elemeler yapmak oldu. Köy kısmı-şehir kısmı var, köy kısmından kısmen vazgeçmek çok zorlayıcı oldu. Romanının bütününü anlatmak çok kolay olmayacaktı, bir bağlam bulduk ve aslında Dirmit köyü çok özlüyor. Böylece, Dirmit ‘in üzerinden gitmiş olduk. Kararı verdikten sonra çok rahatladık. Zamanla çalışmaya başladık ve çok sevdiğimiz bir hikâye içinden elemek çok zorlayıcı oldu. Daha on tane oyun çıkabilir romandan. Aslında biraz seçtikleriniz ve vazgeçtikleriniz belirliyor. En zor kısmı vazgeçtiklerimiz oldu.

Soru: Röportajlarınızdan izlediğim kadarı ile Dirmit size kendi hayatınızda da destek olmuş ve kendinizden birçok parça barındırıyor. Dirmit ile aranızdaki bağlantı nasıl oluştu?

Nezaket Erden: Romanda Dirmit karakteri ile bağlantı kurabilmem en başta köyle bir bağlantım olmasından kaynaklanıyordu. Çocukluğum ve sonrasında yazlarım köyde geçti. Romanın köyde başlaması; çok yakından bağ kurabildiğim bir dili olmasını sağladı. Masalsı bir karakter. Tabii kendisine hiç acımıyor ve bitmek tükenmek bilmeyen bir direnme gücü mevcut. Tıpkı bir süper kahraman gibi. Bu hali ile ilham ve bir çeşit direnme gücü verdi bana. O yüzden bunu paylaşmak istedim. Sonrasında Emre dâhil oldu ve uyarlamaya başladık. Zorlayıcı oldu ama bu bağ kolaylaştırıcı oldu.

Soru: Dirmit aşırı tutkulu ve takıntılı denebilecek kadar bağlanıyor yaptıklarına. Siz bu saplantılı/tutkulu hayat yapısı ile ilgili neler düşünüyorsunuz? Günümüz toplumu tutkuya bu kadar karşı iken tutkulu bir karakterle ilgili neler düşünüyorsunuz?

Nezaket Erden: Çok tutkulu, yaşama sevinci ile dolu bir karakter. Tutku ile bağlanıyor fakat yasaklandığında başka bir şeye çevirip ona da bağlanabiliyor. Durdurulamaz bir yaşam sevinci var. Hayata tutku ile bağlanabilmesi, önüne çıkan hiçbir engeli kabul etmemesi ve yasaklandığı an yeni bir şeye tutku ile bağlanması beni hayran bırakan bir hal. Kapanmayıp, küsmeyip yeniden başka bir şeye çevirebiliyor.

Soru: Belki sizde hatırlarsınız, zamanında televizyonda Sıdıka diye bir karakter vardı ve bu karaktere bazı benzerlikler görmüş oldum oyunda. Siz oynarken ya da uyarlarken etkilendiniz mi Sıdıka’dan?

Nezaket Erden: Dürüst olmam gerekirse, çalışırken hiç aklıma gelmedi. Sonrasında izleyen biri söyledi ve çok benzettim akabinde. Aslında Türkiye’de büyüyen çoğu kadın ve erkek benzer baskıları hissediyor. Belki yaratılan iki dünyanın mizahı ve zekâları biraz benziyor. Arada yine de büyük bir fark var. Ama aradaki kız kardeşlik çok güzel bir şey bence; Dirmit ile Sıdıka’nın.

Soru: Dirmit karakteri dünyaya çok yalın bakıyor, fakat modern topluma çok hayalperest ve zor gelen bir bakış açısı bu. Şiire ve annesine Tanrı’yı anlatırken bu şekilde. Sizin fikirleriniz nedir bu yalınlıkla ilgili?

Nezaket Erden: O yalınlık sanki biraz çocuksulukla geliyor. Meseleleri de bu şekilde değerlendiriyor ve sanırım gücü de buradan geliyor. Doğayla ve her şeyle doğrudan ilişki kuruyor. Onlarla ayrı şeyler gibi değil, dünyayla bir olan bir hali var. Her şeyin içinden geçiyor, her şey onun içinden geçiyor. Dışarısında değil hiçbir şeyin.

Soru: Işık, dekor ve kıyafetler çok minimal. Dekor çok sade, yalnızca bir çiçekten ibaret. Özellikle bu kadar basit olması oyunun kendisine ciddi anlamda zorluk getiriyor sanıyorum. Özellikle bu kadar basit bir dekoru seçmenizin sebebi nedir? Mesela, sahneye bir tulumba koymamanızın bir sebebi var mı?

Nezaket Erden: Biz hikâyeyi, Dirmit ‘in uyuyamadığı bir gece köye hayali yolculuğu olarak kurguladıktan sonra başka hiçbir şeye gerek duymadık. Çünkü o büyülü olanı vurgulamak için sadece gerçek tek bir şeyi, eve ve gerçekliğe seyirciyi bağlayan saksı var olsun istedik. Seyircinin hayal edeceği bir alan açmak istedik. Tulumba olsaydı, gerçek olacağı için onu zedeler diye düşündük. Bu sebeple genelde sade tercihler yaptık. Ayrıca, o sıralarda üretirken maddi olarak belki çok fazla imkâna sahip olmadığımız için büyük dekorlar kurmak yerine bu şekilde hayal kurmaya meyilliydik. Bunun yeterli olacağını düşündük ve sanırım yeterli de oldu. Seyirci bu şekilde Dirmit ‘in hayaline daha çok ortak oldu.

Soru: Oyunu ilk sahnelemede ciddi bir hikâye mevcut. Latife hanım ile görüşmüş ve uzun süreli emek harcamışsınız. Büyük bir heyecanla başlamış, önce defalarca kez ücretsiz oynamışsınız oyunu. Şimdi bakınca bugün Sevgili Arsız Ölüm Dirmit çok farklı bir noktaya ve aşamaya gelmiş. Latife Tekin ile bundan sonrası için bir planınız var mı?

Nezaket Erden: Latife Tekin izin verdiği andan itibaren hep destekledi bizi. Aramızda çok güzel bir ilişki var. Gayet memnun oyunun gidişatından. İkinci romanı Berci Kristin Çöp Masalları’nı pandemi öncesinde çalışmaya başlamıştık. Pandemi sebebi ile rafa kaldırmıştık projeyi, ama şimdi tekrar gündemimizde. Onun takvimini belirlemeye çalışıyoruz.

Soru: Oyunu Çatak köyünde ve birkaç farklı köyde oynadınız. Bu güzel adetler eski tiyatrocularda vardı ve çok severdik. Bunun devamını getirmeyi düşünüyor musunuz? Bir turneye çıkıp, örneğin köy okullarına ve durumu olmayanlara oynama planınız var mı? Eski tiyatrocuları örnek alarak böyle bir yol izleme planınız var mı?

Nezaket Erden: Bu bizim hayallerimizden biriydi. Üç köye gittik o dönemde. Gerçekten çok zor, teknik imkânları ve insanların izlemesini sağlamak. Böyle bir alışkanlıkları yok, 90 dakika boyunca izletmek hiç kolay değil. Bu sebeple belki bir düzenleme yapmak gerektiğine karar verdik. Belki oyun öncesi biraz oyundan bahsetmek iyi olabilir. Sahnede oyun oynamaktan çok farklı. Bu gerçeği fark edip hareket etmek lazım. Araya pandemi girdi ayrıca. Ücretsiz yapıyoruz ve maddi bir kazancımız yok. İleride belki bir fon sağlayarak, gerçekçi bir şekilde tekrar yapmak istiyoruz.

Kapanış…

Süper kahramanımız Dirmit. Sıcacık, saflığı kadar beyaz ve yüreği kadar tüylü bu tavşanın (Ralph, buralarda mısın dostum?) içinden şapka çıkıyor. Tabii ki şapka, dünyayı içine sığdırmayı başarmış. Gördükçe mest oluyorsunuz. İçiniz cız edip, hani derler ya böyle sıcacık bir şey akıyor gidiyor yüreğinizden.

Arsızlığı var çokça, burada bahsetmedik. Ailesini anlatmaya ise hiç sıra gelmedi. Annesi, babası, abileri ve çevresi apayrı bir hikâye. Artık bu aşamada gidin izleyiverin ve de okuyuverin canım. Unutmadan; Dirmit TDK ’ya göre “erken olgunlaşan bir çeşit siyah üzüm” anlamına gelmekte.

Ah şu toplum baskısı, neler yapmış harika yüreklere, nerelere sürüklemiş güzel hayalperestleri. Kadın üzerinde özellikle ne iğrenç bir hal yaratmış, annesi bile kızlığını kontrol eder olmuş kendi kızının. Ahlakını abilerine emanet eder olmuş. Arkadaşlar ben tiyatroyu bu yüzden seviyorum işte, toplumun derinine ve acılarına inmek gibi bir huyu (belki de misyonu) var.  

Bunu yaparken sizlerin yüzündeki gülüş, içten pazarlıklı bir mutluluk halini alıyor. Pekâlâ, demem o ki bunun gibi oyunlar sayesinde bırakın TV’yi ve koşarak tiyatroya gidin derim (İggy ve Goran abilere selamlarla).

Bu güzel oyunun devam etmesini dilerim. Kırın gönlünüzün zincirlerini, siz kırmasanız 90 dakikalığına Dirmit(imiz) kıracak! Isıtırken yürek parçalayacak bir çığlığa koşun! Oyunun verdiği tüm güzel mesajlara istinaden, Nazım Hikmet’in sözleri ile bitirelim:  

“Tiyatro aşka benzer. İnsanı hazin hazin ağlatır. Ama verdiği acının gücünde bir başka tat bulunur. Tiyatro evrene benzer. İnsanı doya doya güldürür. Ama yansıttığı tuhaflıklar, gülerken ağlamak için istekler doğurur.”

Kaynakça

  • Latife Tekin, Sevgili Arsız Ölüm, Can Yayınları, 2018.
  • https://kelimeler.gen.tr/dirmit-nedir-ne-demek-93064
  • https://tr.wikipedia.org/wiki/S%C4%B1d%C4%B1ka_(dizi)
  • https://www.youtube.com/watch?v=yA9Yd9Vda2w&ab_channel=KervanPlak%C3%A7%C4%B1l%C4%B1kKaset%C3%A7ilik
  • https://tr.wikipedia.org/wiki/K%C4%B1r_G%C3%B6nl%C3%BCn%C3%BCn_Zincirini
  • https://www.youtube.com/watch?v=k-wOTn8GPaU&ab_channel=TiyatroHemh%C3%A2l

Fırat Ağırkaya

Merhaba. Kendi kendime “Ben kimim ve nasıl tanımlanmak istiyorum?” diye sorduktan sonra, cevabın hayli zor olduğuna karar verdim. Mesleğim, doğduğum yıl ya da okuduğum üniversite gibi bilgiler yerine beni ben yapan özelliklerimden bahsetmek daha doğru olacak. Büyük çoğunluğu roman olmak üzere sürekli okumaya, sıkça tiyatro izlemeye ve ara sıra yazmaya çalışıyorum. Kısa hikayeler, roman, kısa film, animasyon ve tiyatro senaryoları yazma konularında çalışmalar yapıyorum. İçime yöneldiğim zamanlarda çeşitli müzikler dinleyerek kendimi yazmaya veriyorum. Yazılarımda, daha çok yer altı ve sarkastik toplum eleştirileri yapıyorum.

1 Comment

  1. Harika bir anlatım. Oyunu izledim. Bu yazıyı okuyunca şimdi sıra kitabını okumakta dedim kendi kendime. Kalemine sağlık sevgili yazar

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.