Sanat

Peer Gynt Düzenleniyor: Epik Kumpanya

Peer Gynt Düzenleniyor hakkındaki incelemem sizlerle…

Henrik Ibsen’in “Peer Gynt” adlı tiyatro metninden uyarlanan oyun, iki perde ve 15 dakikalık arası ile yaklaşık iki buçuk saat sürüyor. Telaffuzu bizim için hayli zor. İsmine yabancılık çekmemize rağmen, hikâye hiç de yabancı değil. Biz “Per Günt” diyelim ve arkamıza yaslanarak Ibsen’in biraz gerçek biraz hayali dünyasında rüyalara dalalım.

Hem salonun hem de oyunun prömiyeri yapıldı. Par Tiyatro için çok heyecanlı ve dinamik bir başlangıç. Uzun yıllar oynayacağını tahmin ediyorum ve şimdiden prömiyer sonrası eklentileri ile geleceğe hayal gücü yüksek bir beklenti bıraktı.

Kadro ve Partiyatro ile ilgili Kısa Bilgilendirme

peer gynt

Yazan: Henrik Ibsen

Uyarlayan/Oynayan/Yönetmen: Batuhan Gelener

Yardımcı Yönetmenler: Ekin Kıvanç Kavurma, Fırat Kırca

Kostüm Tasarım: Elanur Yıldız, İnci Oğuz, Öykü Çakmak

Işık Operatörü: Ege Erkal

Sahne Amiri: Uğur Yıldız

Afiş Tasarımı: Aytuğ Erdil

Oyuncular: Bora Akın (Per Gün rolünde), Alperen Aldırmaz, Bekirhan Ak, Can Çelik, Egemen Topcu

Par Tiyatro Şubat 2022’de faaliyete geçmiştir. Çıktığı yolda mümkün olduğunca özgün ve iddialı metinler seçmeyi, değişen tiyatro dinamiklerine uyum sağlayıp kendi fikrini en etkili ve sade biçimde seyircilere sunmayı amaçlamaktadır. Par Tiyatro, kurucu ekibi dışında da proje bazlı çalışmalarda ekibe katılacak olan tüm sanatçıların eşit söz sahibi olduğu bir düzen kurmayı hedefliyor.

(Yazının devamı yer yer spoiler içerir!)

Oyunla ilgili İzlenimim

Per Günt

Detaylara inmeden önce, ki izlerseniz göreceksiniz hayli detay mevcut, oyunun akışından kısaca bahsedelim. Per Günt; sarhoş eşinin ölümü sonrası aileyi sırtlayan ve kötü anları masallarla anlatan bir annenin haylaz, pasaklı ve hayal gücü çok güçlü biricik çocuğu. Rüya ile gerçeğin birbirine karıştığı olağanüstü bir dünyaya adım atıyor.

İlk perde komediyle bezeli olarak başlıyor. Per karakteri sabit kalmakla birlikte, diğer beş oyuncu türlü türlü kılıklara giriyorlar. Ekiple görüşmemizin sonunda öğrendik ki toplamda 45 ayrı tipleme karakter mevcut. Varın siz hayal edin artık. Oyun içinde izledikçe bu karmaşa eğlenceli ve oyunculuk becerileri sayesinde sizi alıp götüren bir hal alıyor.

Kâh dağlarda, kâh denizde, Fas’ta ve daha birçok yerde gezen ana karakterimiz, çokça ayran gönüllü. Kadınların hepsine düşkün, kadınlarda göreceli olarak ona kapılabiliyorlar. Düşkünlüğü ise yaşadığı olaylarla başladığı kadar hızlı bir şekilde bitebiliyor. Hızlıca ilgilisini kaybedip yoluna devam ediyor.

Kadınlarla ilgili ilk hınzırlığı, başkası ile evlenmek üzere olan Ingrid’i kendini kilitlemiş olduğu samanlıktan kurtararak başlıyor. En büyük aşkı ve ömür boyu onun yolunu gözleyecek olan, hatta biraz daha ileri giderek hikâyenin saflığını simgeleyen Solveig, biricik annesi Aase ile peşine takılırlar.

Yollarda yolcudur sürekli Per ve bu yollarda ise olağanüstü hikâyeler mevcuttur. Belki de yaşamış oldukları zorluklar sebebi ile ana hayali Kral olmaktır, yolları bu motivasyon ile aşındırır. Yolların da buna itirazı yok gibi görünür. Böylelikle bizi bir dünyadan diğerine sürüklüyor hikâye.

Henrik Ibsen ve Peer Efsanesi

peer gynt düzenleniyor inceleme

Peer Gynt Düzenleniyor‘u incelerken aslında hikâyenin çıktığı kitaptan uzunca bahsetmekte fayda görüyorum. Norveç’li yazarlara en iyi aşinalıklarımızdan biridir Knut Hamsun. Onu okuyanlar bilir ki hikayeler, özellikle kırsal öyküleri bizim yakın tarihimizdeki yaşamlara çok da yabancı sayılmaz.

Ibsen’de bunu görmek beni hayli mutlu etti. Anne, yani Aase tıpkı bizim annelerimiz gibi yaramazlık sonucu çocuğunu döven ama bir başkasının ve çevresinin onun kılına zarar gelmesini istemeyen bir kadın. Tıpkı bizim annelerimiz gibi, döverek seviyor kısmen.

Aase ataerkil bir toplumda, çocuğunu tek başına büyüten dul bir kadındır. Burada Ibsen, sizler kahkahalara boğulurken arka plan taşı gediğine koymakta. Erkek hegemonyası oyunun kısmen gizli mesajlarında verilmekte. Tüm önemli kadın karakterler Per Günt’ün etrafından dönen dünyada sürüklenmekteler. Gerçi rüyalarla ölçülen bu şelalenin içinde akıntıya karşı yüzmek de ne denli mümkündür? Ayrıca bir daha düşünmek gerek.

Gerçek Hayatta Peer (Gynt)

Bir masal tadındaki bu öykünün baş kahramanı normal hayatta yaşamış! Evet yanlış duymadınız. Cinler ve perilerden geçilmeyen bu masal aslında var olan bir hikâyeden geliyor. Yaşar Kemal’den biliriz biz de, köy köy gezmiş, kahvelerde, insanların evlerinde onlara dokunarak ve onları dinleyerek masallarını toplamıştır. Bunları da kendi hayalleri ve güçlü kalemi ile harmanlayıp bize sunmuştur. Yine biraz ileri gidelim. Üç Anadolu Hikâyesi kitabında yer alan Alageyik hikâyesini anımsatmıştır bana bu oyun.

Bununla ilgili şöyle der Hasan Ali Yücel-İki Oyun Brand ve Peer Gynt kitabının girişinde:

“Peer Gynt hayali bir tip değildir, yaşamıştır. XVIII. yüzyıl başlarında doğan gerçek Peer’in annesi Marit Halvorsdatter, Ole Pedersen adlı birisi ile evlenmiştir. Hal ve vakitleri yerinde olan bu aile kasaba halkı tarafından sevilirdi. Ole Pedersen ölmüş, Marit Halvorsdatter, İbsen’in Aase’si gibi dul kalmıştır. Oğulları Peer 1768’de çiftliğin idaresini eline almış, fakat hiçbir zaman iyi bir çiftçi olamamıştı. İbsen’in Peer’i gibi kendini bütünüyle ava vermiş ve kafasını cin ve peri masalları icat etmekle yormuştu. İbsen’in Haagaa’ya kadar gelip Peer’in yaşamını incelediği söyleniyor.

Bu konudan Hegel’e yazdığı mektupta bahsediyor.

“Unutma ki gözler, acı yaşların aktığı bulanık bir kaynaktır.”

Utanç Parantezi

peer gynt

Burada bir utanç parantezi açıyorum. İçinde bolca maalesef mevcut. Büyük değer olan Hasan Ali Yücel’in yoğun çabaları ve birçok yazar/çevirmenin emekleri ile ortaya çıkmış harika bir seri kitap var. Vatandaşlarımızın anlaması için yalın bir şekilde çevrilen bu kült serinin bir kısmı günümüzde ilgiyi kaybetmiş durumda. Bu kitabın yeni basımı yok ve üzülerek bulması hayli güç.

Zihin, bakış açısı ve dünya görüşlerimizi beslemesi için bin bir güçlükle yapılan bu taşıyıcı damarları tıkamış durumdayız. Birçok hastalığımız var toplum olarak ve bu acı cahillikten bizi kurtaracak tedavileri de yok ediyoruz.

Çok uzatmadan bu parantezi şöyle kapatacağım, neler kaybettiğimizin farkına vardığımızda çok geç olacak gibi görünüyor. Tıpkı altı maden üstü betonla kaplanan topraklarımızın artık vermediği meyveler gibi kültürel enflasyonla ve kuraklıkla karşılaşmış bulunmaktayız.

Ibsen’den Gençliğe – Korkusuz

Kendi geniş perspektifli dürbünü ile izlediği dünyayı hayli karmaşık bu yolculukla korkusuzca ilmek ilmek işlemiş. Burada korkusuzca kelimesinin altını kalın çizgilerle çizmekte fayda var. Hem oyunda sınırları zorlayarak belirli konulara değinen yazar, hem de bunları alıp uyarlamak ve oynamaktan çekinmeyen oyuncular için oluşması mümkün yargılama ve eleştirilere karşı duruşları için tebrik ediyorum.

“Peer: Sen kimsin?

 Eğrilik: Kendimim! Sen de bunu söyleyebilir misin?”

Prodüksiyon

Yalnızca sahne, kostüm ya da ışıktan bahsetmek biraz zor olacak bu aşamada. Aşağıda gördüğünüz resimler dünya sahnesinden örnekler. Çok yönlü, onlarca kişinin oyunculuk ve figüranlık yaptığı maliyetli prodüksiyonlara sahip oyunlar limitleri ve kıyaslamaları biraz tarafsız olmaktan uzak hale getiriyor. Tabii oyun eski bir kült olunca farklı şekillerde sahnelenmekte. Kimi zaman minimalist kimi zaman ise tam tersi.

Tam da bu aşamada izleyiciyi tehlikeli kıyaslamalardan kurtarmak için uyarlama, kumpanya tarafından “Düzenleniyor” son ekini alarak, kimi yerlerde sizi sanki oyunun denemesine katıldığınızı düşünmenizi sağlamaya çalışmakta: Peer Gynt Düzenleniyor. Birkaç sahnede olmamasını tercih etsem de genel olarak yerinde olduğu hissine kapıldım.

Kostüm, belki de kısmen zorluktan, bir sanatçı gözüyle işlenmekte. Çok yaratıcı bulduğumu itiraf edeceğim. Özellikle prömiyer sonrası Per Günt’ün yaşlı hallerini oyuncunun kafasına dökülen bebek Pudrasıyla görmek çok eğlenceli bir eklenti oldu. Meşhur Flash TV yaşlandırma metodu gibi.

Oyuncular belli ki sahne arkasında çok eğlenmişler, bu da sahneye yansıyor. “Düzenleniyor” kelimesinin rahatlığı ile bazı sahneler de doğaçlama yapıldığını sanıyorum. Böylelikle de eğlence artıyor. Erkeklerin kadın kostümleri giymesi bizde genelde komik bulunmakta. Ama bu oyunda tiplemeler, mimikler ve doğru seçim kostümlerle klişe dışı bir komedi yaratıyor.

Gelelim oyunda belki de en sevdiğim, en beğendiğim dekora: Gölge Oyunları. Neredeyse harika olmuş. Bence oyun oynandıkça bu konuda büyük ilerlemeler göreceğiz ve ödül alacak kadar iyi olabileceğini düşünmeden edemiyorum.

Boyutlarla, doğru derinliklerle oynayan ışık oyunları, arka planda bir kompozisyon ve daha nicesi. Aslı şiirsel bir dil ile yazılan bu dünyada, uyarlamasında kullanılan bazı şarkılar hala kulaklarımda çınlıyor. Oyuncuların müzikal tadında söyledikleri şarkılar en çok beğendiğim ikinci kısım. Melodiler sizleri bazen dört nala sevince, bazense derin hüzünlere boğacak.

Oyunculuklar

Per Günt karakterini canlandıran Bora Akın oyuna çok doğru açıdan çalışmış ve sahnedeki duruşu harika. Diğer karakterlerin hal ve hareketleri çoğunlukla komediye kayarken, senaryonun getirdiği yalnız deliliği başarılı şekilde yansıtmakta.

Daha önce belirtmiştik, 45 ayrı tipleme karakter mevcut. Ben sadece ufak ufak değineceğim. Yoksa işin içinden çıkamayız. Solveig’in kadınsı ürkek masumluğunu çok iyi yansıtıyor Bekirhan Ak.

Aase’nin uçarı hareketlerine güzel can veriliyor. Kitabı okuduktan sonra birçok detayın ekip tarafından oraya yerleştirildiğini görmek beni oldukça mutlu etti. Oyun yazılalı bir asırdan fazla oldu ve yazıldığı bölge bize coğrafi olarak uzak olsa da uyarlama bize daha da yaklaştırmayı başarmış.

“Gölgesinden başka bir şeyi olmayan kimseler, canlarını top güllelerine siper etmekten çekinmezler.”

Aksanların seçimi muhteşem. Az önce bahsettiğimiz deliliği bir tık daha ileri götürebiliyor, ki Faustvari delilikleri hep severiz sahnede. Zaten Per Günt’ün de bir deli hastanesinde tüm bunları kafasında kurmadığı ne malum? Gerçeklik işte burada ipin ucunu kaçırıyor, biz yine seyirciye bırakalım kararı demiş hem Ibsen hem de ekip.

Bazı sahnelerde “Düzenleniyor” eklemesinin arkasında durmak adına abartılan oyunculuklar da söz konusu. Aynı zamanda oyunla bağlantısı olmayan sahneler sunulmakta. Rahatsız etmemekle birlikte, seyirciyi çokça güldürüyor bunlar. Oyun özelikle ikinci perdede bir güldürüden ziyade trajik kısma ağırlık vermekte. Buna başlangıç ise kahkahaların tavan yaptığı ilk bölümün sonundaki acıklı sahne ve sevdiğini kaybeden Per Günt’ün dramatik şarkısı. Bu akış gayet tatlı olmuş.

Sahne Geçişleri

Gölge oyunları kadar, özellikle bunun gibi delilikte uçta dolaşan oyunlarda sahne aralarındaki blackout dediğimiz geçişlerde aranıyor. Burada yönetmeni bir kez daha takdir etmekte fayda var. Kimi zaman hata yapıyormuş gibi bir kumpanya yaratan ekip kırmızı arka planlarla dinamizmi oyun sonuna kadar korumayı başarmış.

“Hiç kimse kendi memleketinde peygamber değildir.”

Söyleşi

Peer Gynt Düzenleniyor

Tüm ekibe beni kırmadığı ve aslı çok uzun olan ama siz okuyucu için kısaltılan bu söyleşide yer aldığı için ayrıca çok teşekkür ederim. Aralarındaki sahne arkası uyumunu gördükten sonra, cevapları kolektif olarak onayladıkları hissi ile ekip olarak verdiklerini düşünmekte bir beis görmüyorum. Karşılıklı sohbetimizden bir kesiti aşağıda sizlere sunuyorum:

Peer Gynt hem çok eğlenceli hem de çok zorlayıcı. Hayli de eski bir oyun. Özellikle bu oyunu seçme sebebiniz nedir?

Ekip: Öncelikle hepimize bir şekilde dokunmuş ve gönlümüzün attığı bir oyun tercih etmek istedik. Ayrıca, Par Tiyatroyu kurarken kendimize “Nasıl oyunlar yapalım? Bizim yolumuz nasıl olsun?” diye sorduk. Kararımız şu yönde oldu; oyunlarımız ya Türkiye prömiyerini yapsın ya da sahnelenmemiş metinleri ve halleri ile yeni şekillerde, bazen klasikleri dahi oynayalım istedik. Son olarak, derdi olan bir komedi olsun, hatta komedi yoksa bile biz derdi yerinde tutarak, komedi katıp yapalım istedik. Bu şekilde Peer Gynt sahne açılışı ile ve tüm bu saydıklarımızla birlikte, iddialı olmasıyla ayrıca bizi cezbetmiş oldu.

Oyunun dünyada oynanmış örneklerinde çok ciddi prodüksiyonlar var. Devasa sahnelerde, büyük ekiplerle oynuyor. Bir gün büyük bir prodüksiyon ve sahnede tekrar canlandırma gibi bir hedefiniz ya da hayaliniz var mı?

Ekip: Eski metinlerin üslup ve biçim olarak yenilenip ortaya konulmasını daha güzel buluyoruz. Zaten yapılmış olan, büyük prodüksiyonlu ve metne bire bir sabit kalan çok da güzel versiyonları mevcut olsa dahi, bu hali ile oynamaktan hayli keyif alıyoruz. Biz bu oyunu kumpanyanın içinde olması ile minimal bir prodüksiyonla (Not: Aslında o kadar da minimal değil emin olunuz. Gidenler anlayacaktır.) birlikte ön gördük. Yaklaşık 150 kişinin izleyebileceği bir oyun olarak düşündük.

Oyun uzunca, tabii siz özellikle “Peer Gynt Düzenleniyor” olarak yaptınız. Özellikle seçtiğiniz kısımları seçmek hayli zorlayıcı olmalı değil mi?

Ekip: Oyun çok uzun ve dünyadaki örneklerine bakınca 5 perde 4-5 saat süren versiyonları mevcut. Mümkün olduğunca kısa ve aslında 1,5 saat civarı olsun diye düşünmüştük. İnsanlara çok uzun şeyler izletmenin zorluğunu bilerek karar verdik. Kumpanya gibi yaptığımızda, geçişleri ve şakaları ile mecburen biraz uzatmak durumunda kaldık. Metnin düzenlenmesi son güne kadar devam etti. Hatta kendi aramızda yaptığımız paylaşımlarda metni düzenlerken “Peer Gynt-Düzenleniyor” şeklinde yazmıştık dosya adına. Ve günün sonunda ismi de bu ironiden çıkmış oldu. En büyük kaygımız Ibsen’in metnini yargılamaktı ve izleyicinin “Peer Gynt deli!” demesini istemedik. Sonuçta, iki perde ve mümkün olduğunca ana yazımın ruhunu, dokusunu koruyacak şekilde seçimlerimizi yaptık.

Ana metin; insanı çok doğru analiz etmekle birlikte, günümüz toplumu tarafından sert bir şekilde yargılanacak sınırlarda dolaşıyor. Özellikle birkaç sahne, oyunun tamamını anlayamayan ya da izlemeyenler için rahatsız edici olabilir. Sizleri ön yargıları ile sert eleştirilere maruz bırakabilirler. Bununla ilgili neler düşünüyorsunuz?

Ekip: Amacımız bir direniş ya da hassas noktaları kırmak yerine eleştirisel bir yaklaşım ile kendisini ararken kaybolan ve kendini bir anda insanları kandıran bir hale gelen birini anlatmaktı. Burada eleştiri bir imgeden çok, onun taklidini yaparak kendini putlaştıran birini ve onun bu kandırmasına put muamelesi yapan insanları anlatıyor. Sahnenin devamında detaylı bir şekilde anlıyorsunuz. Kısaca, derdimiz inançlarla değil ve vermek istediğimiz mesajı aslında hatalı olan bir şeye veriyoruz. Sahnedeyken aldığımız tepkilerin neredeyse tamamı da doğru alanda kaldığımızı kanıtlar nitelikte.

Tekrar düzenlenme kısmından bahsedecek olursak, burada yönetmen, oyuncu ve uyarlayan Batuhan’ın emeği çok büyük, hakkını verelim. Ama anladığım kadarı ile hayli doğaçlama ve sanki her karakterin kendisini yarattığı sahneler mevcut. Burada yönetmen-oyuncu sınırlarında bir farklılık mı mevcut?

Ekip: Kolektif bir çalışmanın ürünü olarak bunlar ortaya çıktı. Burada yönetmenin yaklaşımı çok şey kattı oyuna. Oyuncu bu şekilde çok iyi hissediyor ve özgüvenle birlikte kendini yönetmenin kurduğu hayali dünyanın içinde daha rahat buluyor.

Batuhan Gelener: Eski tip oyun yönetme yaklaşımını değiştirmek istedim burada. Bu şekilde oyna, böyle konuş ve böyle dur gibi yönlendirmeleri biraz daha geniş sınırlara ve çokça oyuncuya bırakmak çok iyi sonuç verdi. Tabii ki bir çerçeve mevcut, fakat bu çerçevenin içinde oyuncuda çok keyif alacak alanlarda özgürce hareket ediyor.

Ibsen yazarken erkek hegemonyası bir dünya yaratmış, o dönem ve belki de hala geçerli olan bir dünya bu. Bu eleştirisel dünyada çokça kadın karakteri mevcut. Bunların tamamını erkek bir oyuncu kadrosu ile yapmanızın, hiç kadın oyuncu tercih etmemenizin bir sebebi var mı?

Ekip: Özellikle bir tercih yok. İlk oyun yapma niyetimiz varken henüz Peer Gynt söz konusu değildi. Oyunda çok kadın karakter mevcut ve bu şekilde renkli olacağını düşünmekle birlikte, illa böyle olsun diye çaba sarf etmedik. Biz kadronun çoğunu belirledikten sonra aslında bu oyunda karar kıldık. En önemli ve kritik gördüğümüz nokta herhangi bir cinsiyete gönderme yapmadan bu işi yapmak istedik.

Burada aslında alt metinde bu erkek hegemonyasını eleştiriyor Ibsen. Görüyoruz ki Peer Gynt ‘ün tüm yönlendirmesi kadınlarla başlıyor, o hayali yolculuklarına ilk kadınlarla çıkıyor. Güç arka planda kadınlarda. Oyunda bu mesajı vermeyi amaçladınız mı?

Ekip: Ibsen’in toplumsal eleştirileri çokça var. Kadınların ikinci planda sıkıştığı, sıkıştırıldığı derdine de sürekli dokunmakta. Hatta “Ibsen’in Sıra dışı Kadınları” adında bir tez/analiz mevcut. Biz bu mesajları es geçemezdik. Bu sebeple hiçbir sahnede kadınlarla dalga geçilmiyor. Cinsiyetten ziyade sosyal durumlarını oynamak istedik ve bunu sahnelemeye çalıştık. Laubali bir cinsiyet komedyası yapmak yerine zaten kadınların verdiği mesajlarla etki yaratan bir hal almasını istedik.

Oyunda bizden çok hikâye var, kültürel olarak bize yakın. Parmak kesip askerlikten kaçma gibi bir sahne dahi var. Metinde mevcut olan bu benzerliği, biraz daha siz arttırdınız sahnede. Özellikle sizi buna iten ne oldu?

Ekip: Kumpanyanın bunu yapıyor olması yorumlarken bizi biraz rahatlattı. Yine de çok fazla alaturkalaştırmak istemedik. Belki kimse yadırgamayacak olsa dahi rahatsız etmeden bıçak sırtında hareket etmeye çalıştık bu kısımda. Bazı kısımları çok komik bulmamıza rağmen oyun dışında bırakmak zorunda kaldık bu sebeple.

Gölge oyunları, derinlik kullanımı mevcut. Hatta bazı sahneler üst düzey tebriği hak ediyor. Örneğin; Solveig’in bulunduğu son sahne bir natürmort tablo gibi. Gölge kullanımı çok eski bir teknik ve artık yeterince göremediğimiz kanısındayım. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Ekip: Oyunda ışık ve gölge ile epik olma halini desteklemek istedik. Buna hizmet eden basit ama etkili detaylar kullandık. Tiyatro oyunu yaptığımızın bilincinde olarak müzik, ışık, hareket ve gölgeyi kullandık.

Birçok sahne aslında kompakt olarak çekilmiş. Bir anda tüm ekip dip dibe geliyor ve sahneyi daraltmasına rağmen geniş bir perspektif sunuyor. Özellikle bu daralmaların bir sebebi var mı?

Ekip: Sahnelerde sıkılaşmalar biraz Peer Gynt‘ün dünyasını ve dışlanmışlığını anlatıyor. Sahnelerde hep bir toplanma mevcut. Hatta daha uzun sahneleri bile daraltarak sıkıştırılmış topluluklar oluşturduk Peer Gynt‘in karşısında. Girdiği her dünyada ayrıksı halinin kabullenilmesinin kararını verecek bir mahkeme karşısına çıkarmış olduk. Zaten görüyoruz ki Peer Gynt‘ün annesi hariç neredeyse hiç kimsesi yok. Ve dahil olmak istediği alemlere de dahil olamıyor. Görüyoruz ki o alemin en güçlüsü ve en zenginiyken dahi onların içinde değil.

Peer Gynt efsanesine yazılan klasik müzik bestesi var. Bunu kullanmayı hiç düşündünüz mü?

Ekip: Farklı bir sahneleme biçiminde ikisi birleştirilebilir. Biz oyun içi haricindeki anonslardan dahi kaçınarak, ortam seslerini kendimiz verdik. Şarkıları kendimiz söyledik. Hoparlör ve bilgisayarı minimum kullanmaya çalıştık. Bu, kumpanyanın epik ve natürel kısmına bir bakış açısı aynı zamanda.

Tiyatronuz prömiyeri bu oyunla yaptı. Malum, bizler de ister istemez alaturkayız biraz, nazar boncuğunuz şurada dursun. Neden ismi “Par Tiyatro”?

Ekip: Par; tiyatrodaki en basit ışık anlamına geliyor. Kulakta çok güzel tınlamakla birlikte akılda kalıcı olduğunu düşündük. Yurtdışında bir turne olduğunda kolay telaffuz edilmesi mümkün. Ama bizim asıl kabul ettiğimiz anlamı, İngilizce ‘de “Eşit” alt anlamı var. Oyuncusundan, ışıkçısına, sahne önünden arkasına kadar herkesin eşit olduğu bir tiyatro bizim düsturumuzu mükemmel yansıtıyor.

Kapanış

Böylece bu efsaneyi incelerken elimizden geldiğince bir izleyici gözü ile gördüklerimizi tarif etmeye çalıştık. Yer alan birçok açık ve üstü kapalı mesaja yer vermeye fırsat dahi bulamadık. Kendini arayan hayalperest bir adamın yolunu aydınlatalım derken, yoldaki detaylarda kendimizi kaybetmemizde şaşılacak bir durum yok.

Ibsen’in her halini farklı açıdan yorumladığı bu dünyayı, kumpanyanın “Düzenleniyor” u ile görmek hayli keyifli. Sfenksten tutun, doğuda bir peygambere, daha batıda cinlere, daha başka yerde eğrilik ve şeytana göz atmak, bunu da 2 saat içinde yapmak isterseniz bu oyuna gitmenizi tavsiye ederim.

Kaynakça

  • Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi – İki Oyun Brand-Peer Gynt – Henrik İbsen
  • https://www.youtube.com/watch?v=Lydw07UQ5GM&t=3642s
  • https://en.wikipedia.org/wiki/Peer_Gynt
  • https://bachtrack.com/review-peer-gynt-clug-vanoosten-moore-wunsche-ballet-zurich-may-2022

Fırat Ağırkaya

Merhaba. Kendi kendime “Ben kimim ve nasıl tanımlanmak istiyorum?” diye sorduktan sonra, cevabın hayli zor olduğuna karar verdim. Mesleğim, doğduğum yıl ya da okuduğum üniversite gibi bilgiler yerine beni ben yapan özelliklerimden bahsetmek daha doğru olacak. Büyük çoğunluğu roman olmak üzere sürekli okumaya, sıkça tiyatro izlemeye ve ara sıra yazmaya çalışıyorum. Kısa hikayeler, roman, kısa film, animasyon ve tiyatro senaryoları yazma konularında çalışmalar yapıyorum. İçime yöneldiğim zamanlarda çeşitli müzikler dinleyerek kendimi yazmaya veriyorum. Yazılarımda, daha çok yer altı ve sarkastik toplum eleştirileri yapıyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir