Önyargı: Gözle Görünmeyen Bariyerler

262 kere okundu
18 dakikada okunabilir
önyargı

Önyargı, sosyal hayatımızın içinde olan önemli bir kavram. Diğer insanlarla birlikte var olduğumuz sosyal yaşantımızda cinsiyet, yaş, ırk, din ve bedensel görünüm gibi faktörleri baz alan önyargı kavramının etkisi oldukça büyük.

Sosyal psikoloji alanının açıklamaya çalıştığı, üzerine çeşitli araştırmalar yapılan bu kavram ile ilgili detaylara gelin bir de birlikte bakalım.

Önyargı Nedir?

Günlük hayatımızda kendini önemli ölçüde gösteren önyargı, insan ilişkilerine yön vermesiyle öne çıkar.

Kısaca, bireyin bir sosyal gruba üyeliğine dayalı olarak başka bir bireye karşı haksız ve/veya yanlış (genellikle olumsuz) tutumları olarak tanımlanır.  Bu tutumlar, grup üyelikleri nedeniyle insanları sevmemek, saygı duymamak gibi şekillerle zihinde oluşur.

Başka bir ifadeyle önyargı, bilişsel bir bileşene (bir hedef grup hakkındaki inançlar gibi), duygusal bir bileşene (hoşlanmama gibi) ve koşullu bir bileşene (hedef gruba karşı olumsuz davranmaya yönelik davranışsal yatkınlık gibi) sahip olan bir tutum olarak kavramsallaştırılmakta.

Tanıdık olmayan bir kültürel grubun üyesi olan insanlara karşı önyargının yaygın olduğunu görüyoruz. İçinde bulunduğumuz grubun üyesi olmayan, bizden farklı özelliklere sahip insanlara karşı önyargı geliştirebiliyoruz.

Kalıplaşmış Yargılar

önyargı

Ait olduğumuz ve kimliğimizi oluşturan sosyal gruplar, cinsiyet, ırk, etnik köken, milliyet, sosyal sınıf, din, meslek ve daha fazlasını içerir. Aynı anda birden fazla sosyal grubun üyesi de olabiliriz. Bizimle birlikte aynı sosyal grupta olmayan insanlara karşı olumsuz tutumlar oluşturabiliriz.

Kalıplaşmış yargılar, stereotipler,  bireysel özelliklere bakılmaksızın yalnızca bir grup üyeliğine dayanan bireyler hakkında belirli inanç veya varsayımlardır. Aşırı genelleme vardır ve bir grubun tüm üyelerine uygulanır.

Bunu bir örnekle somutlaştıralım. Yaşlı yetişkinlere karşı önyargı geliştirmiş bir birey, onların yavaş ve beceriksiz olduğuna inanabilir. Tüm yaşlı yetişkinlerin yavaş ve beceriksiz olduğunu kanıtlamak için o yaşlardaki her insanı tanıyamayız. Bu noktada bu olumsuz inanç grubun tüm üyelerine aşırı genelleştirilmiştir.

Değiştirilmesi zor, kalıplaşmış yargılar olan stereotipler, öğrenilmiş deneyimlerle oluşur. Düşüncelerimizi ve eylemlerimizi bilinçsizce etkileyebilirler.

Kadınların araba kullanamaması, erkeklerin mavi rengi kadınlarınsa pembeyi sevmesi, İngilizlerin soğukkanlı olması veya İtalyanların pizza sevmesi gibi hep duyduğumuz belirli gruba yönelik kalıplaşmış yargı ve klişeler… Halbuki resmin tamamına baktığımızda bu klişelerin birer yanılgı olduğunu görebiliriz.

Ayrımcılık

Bazen insanlar sahip oldukları önyargılara göre hareket eder. Belirli bir sosyal grupta yer alan bireylere yönelik bu olumsuz davranış ve eylemler ayrımcılık olarak tanımlanır.

Bir sosyal grup hakkında olumsuz inanç ve tutumlara sahip olmanın sonucunda, insanlar genellikle hedef gruba kötü davranır. Bu kötü davranışlar, grup üyelikleri nedeniyle fiziksel olarak onlara saldırmak, yardımcı olmamak veya onları dışlamak gibi eylemler şeklinde görünür.

Kısaca ayrımcılık, önyargılı tutumların somutlaşmış ve davranışlara yansımış halidir.

Etiketleme

Etiketleme veya damgalama, bir bireyi veya sosyal grubu başkalarının gözünde küçük düşürmek veya itibarını sarsmak amacı taşır. Önyargı ve ayrımcılığın sonucunda ortaya çıkan etiketleme, bireyleri toplumdan ayrıştırmak için bir araç görevi görür.

Irk, cinsiyet, etnik köken, hastalık, psikolojik veya fiziksel bozukluk gibi olgular üzerinden etiketleme yapılarak bireyleri toplumdan izole etmek amaçlanır.

Önyargı ve Ayrımcılık Türleri

Sosyal hayatımızın doğası gereği hayatımızdan insanlar çıkar ve yeni insanlarla tanışırız. Bize yabancı insanlarla tanıştığımızda onlar hakkındaki bilgileri otomatik olarak işleriz. Bu bilgiler ırk, cinsiyet ve yaş gibi özellikleri içerir.

Örneğin, biriyle tanıştığımızda sorulan soruların başında “Nerelisin?” sorusunun gelmesi.

Bu kategoriler karşımızdaki birey hakkında bilgi edinmemizi sağlar. Fakat bu bilgiler genellikle kalıp yargılara dayanır.  Irk, cinsiyet veya yaşlarına bağlı olarak o bireylerden beklentilerimiz farklılaşabilir.

Irkçılık

ırkçılık

Irkçılık, yalnızca belirli bir ırk grubuna üyeliğe dayalı bir bireye karşı olumsuz tutumlar ve ayrımcılıktır. Bireyin ırksal geçmişine dayalı olarak geliştirilen önyargı ve ayrımcılık, bugün hala etkisini göstermekte. Çeşitli ırksal ve etnik gruplar, ırkçılığa ve beraberinde gelen sosyal ayrımcılığa maruz kalmakta.

Bazı insanlar, kendi ırkının diğerlerinden daha üstün olduğunu düşünür ve bunu bilinçli bir şekilde gösterir. Diğer insanlara küçümseyici davranır ve fiziksel şiddet de dahil olmak üzere onlara karşı hareket eder.

Bazı insanlarsa, ırkçılığı bilinçsiz bir şekilde dolaylı yollardan gösterir. Önyargı içeren tutumlarının olmadığını iddia etse de bunu davranışlarıyla belli eder.

Bu noktada sizlere izlediğim ve beni oldukça etkileyen bir filmi paylaşmak isterim. Irkçılığı ve ırkçılığın etkilerini etkileyici bir şekilde gösteren film, Özgürlük Yazarları. Bir grup öğrencinin maruz kaldığı ırkçılığı ve hayatta kalma mücadelelerini anlatıyor.

Cinsiyetçilik

cinsiyetçilik

Cinsiyetçilik, bireylerin cinsiyetlerine dayalı önyargı ve ayrımcılıkları kapsar. Genel olarak cinsiyetçilik, kadınlara karşı önyargılar şeklini alır fakat erkekler de cinsiyetçiliğe maruz kalabilmekte.

Buna rağmen dünyadaki neredeyse her toplum patriarkaldir. Ataerkil düzenin hakim olduğu toplumlarda cinsiyetçilik, kadınların evin bakıcısı olmasını beklemek gibi cinsiyet rolü beklentilerini içerir.

Diğer bir deyişle, cinsiyetçilik bireylerin bir cinsiyet grubunun üyelerinin nasıl davranması gerektiğine ilişkin beklentilerini kapsar. Kadınların pasif, bakım veren ve güçsüz; erkeklerinse güçlü, kontrolü elinde tutan ve dayanıklı atfedilmesi gibi.

Sosyal hayatımızın her noktasında cinsiyetçiliğin izlerini görüyoruz. Gelişmişliğin ve açık görüşlülüğün ön plana çıkarılmaya çalışıldığı günümüzde, hala kadınların iş ve eğitim olanakları erkeklerden çok daha az.

Bireyin yalnızca cinsiyetine bakarak ona çeşitli sıfat ve görevler atfetmek ve buna göre davranmak, önyargı ve ayrımcılığın somutlaştığı önemli durumlardan biri.

Yaş Ayrımcılığı

yaş ayrımcılığı

İnsanlar, çevrelerindeki diğer insanların yaşlarına göre çeşitli beklentiler taşırlar. Bu beklentiler, genellikle yaş ayrımcılığına ve sadece yaşlarına dayalı olarak bireylere karşı önyargı ve ayrımcılığa yol açabilir.

Genel olarak, yaşlı yetişkinlere karşı görürüz yaş ayrımcılığını. Fakat daha genç yaştaki insanlara karşı da ortaya çıkabilir.

Yaşlı yetişkinlerin zayıf, yavaş ve beceriksiz olduğunu barındıran yargılar olabilir. Aynı zamanda çoğu toplumda yaşlı yetişkinlere saygı duyulurken genç yaştaki insanlara gereken saygı gösterilmez ve olgunlaşmamış oldukları düşünülür.

Yalnızca yaşı dikkate alarak insanlar hakkında birtakım yargılar oluşturmak günümüzde oldukça yaygın.

Neden Önyargı Geliştiririz?

İnsanlar çok çeşitlidir ve ne kadar benzerliğimiz bulunsa da farklılıklarımız da o kadar fazladır. Ait olduğumuz sosyal gruplar, benliğimizi ve kimliğimizi oluşturmamıza katkı sağlar. Bu farklıkları kabul etmek bazıları için zorlayıcı olabilir ve farklılıklara karşı önyargı oluşabilir.

Önyargı, sosyal öğrenme ile toplumda devamlılığını korur. Çocuklar, önyargı içeren tutumları ebeveynleri, öğretmenleri, arkadaşları ve çeşitli medya araçlarıyla toplumdan öğrenirler. Sosyal çevrelerinden öğrendiklerini içselleştiren çocuklar, o tutum ve inançlara göre davranır.

Bununla birlikte bazı kişilik teorileri, insanların yaşamları boyunca deneyimledikleri üzerinden önyargı oluşturduğunu söyler. Fiziksel ve psikolojik şiddet uygulayan, kısa saçlı bir öğretmeni olan bir bireyin tüm kısa saçlı insanlara karşı önyargı geliştirmesi gibi.

Diğer yandan bir toplumda kabul gören belirli önyargılar varsa, bu önyargılara uymak ve ona göre davranmak için normatif baskılar olabilir. Toplumdaki gruplar, servet veya prestij gibi varlıkların orantısızlığıyla alt ve üst gruplar şeklinde ayrıştırılır.

Sosyal sınıflara göre oluşan önyargı üst sınıfın alt sınıfa uygulamasıyla oluşur. Devlet ve özel okulların sosyal sınıflara göre ayrılması gibi.

Önyargı üzerine olan araştırmaların çoğunda Gordon Allport’un teorileri öne çıkmakta. Allport, etrafımızdaki dünyayı anlamlandırmak için edindiğimiz bilgileri zihinsel kategorilere ayırmanın önemli olduğunu düşünür.

Bilgileri kategorize etmek, hızlı bir şekilde etkileşim kurmamızı ve tepki vermemizi sağlar. Fakat bu aynı zamanda hatalı varsayımlara yol açar. Dolayısıyla kategorilerin oluşması önyargının temeli olarak görülür.

Engelleri Yıkmak

önyargı

Dünya üzerindeki her bir birey kendine ait özellikler taşır ve farklıdır. Sahip olduğumuz farklılıklar, birbirimizle etkileşim kurarken birtakım engellere neden olabilir. Diğer bir ifadeyle, bulunduğumuz sosyal gruptan farklı bir grupta olan insanlara önyargı besleme eğilimindeyiz.

Diğer insanlara karşı önyargı ve ayrımcılık ırk, cinsiyet, yaş, sosyal sınıf ve çeşitli sosyal kimliklere dayalı şekilde karşımıza çıkar. Sosyal hayatımızın her alanında karşılaştığımız önyargı içeren tutum ve davranışlar, bireyleri dışlayıcı ve küçümseyici şekildedir. Dolayısıyla diğer insanlarla aramıza engeller koymamıza neden olur.

Bu engelleri yıkmak için onların farkına varmak ve kendi önyargılarımızla savaşmak oldukça önemli. Diğer insanları farklı kategorilere koymanın ve ayrıştırmanın onları nasıl hissettirdiği hakkında empati yapmak buna yardımcı olur. Aynı zamanda çocukların empati sahibi olabilecek şekilde eğitilmesi, önyargı ve ayrımcılığın azalmasında etkin rolü var. Çünkü diğer insanlar için biz de farklıyız.

Önyargı ve ayrımcılığın önüne geçmek amacıyla diğer sosyal grup üyeleriyle teması arttırmak da önem taşır. Bu doğrudan temas, önyargılarımızın yersiz olduğuna dair farkındalığın artmasına yardımcı olur.

Irk, cinsiyet, yaş ya da sosyal sınıf… Bu özellikler yerine insanların gülümseyip gülümsemediğine, gözlerine bakıp dostça yanaşmak bu denli zor olmamalı.

Kaynakça

İlhan, R. S., Çevik, A. (2013). Önyargıların psikolojisi: Psikodinamik bir gözden geçirme. Nesne Psikoloji Dergisi, 1(1), 52-67.

Duckitt, J. H. (1992). The social psychology of prejudice. New York: Praeger.

Erdoğan, M., Vatandaş, C. (2020). Individual and Social Exclusion Practice: Prejudice and Discrimination. İnsan ve Sosyal Bilimler Dergisi, 3(1), 474-485.

Psk. Arzu Nur Özkan

27 Mart 1998 tarihinde İstanbul’da doğdum ve doğduğum günden beri hayatın akışında kendi yolumu bulmaya çalışıyorum. Yeditepe Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve çift anadal programı ile Psikoloji bölümlerinden derece ile mezun oldum. Yazı yazmak her zaman sevdiğim bir hobim oldu. Psikoloji gibi alanları seven hepimizi bir araya getiren Kazan’da yazılarım sizlerle buluşacak.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.