Medya ve Şiddet: İletişim Araçlarının Şiddete Etkileri

523 kere okundu
20 dakikada okunabilir

Medya ve şiddet arasındaki ilişki, özellikle ülkemizde son yıllarda artan yoğun şiddet içerikli diziler ile inkâr edilemez bir bulgu.

Bilgisayar, telefon, internet, dizi ve film siteleri ve sosyal medya gibi medya iletişim araçları sayesinde istemeden bile şiddet içerikli paylaşımlara maruz kalmak kaçınılmaz. Şiddeti ortaya çıkaran ve normalize eden yayınlar doldu da taşıyor. Gazeteler taciz ve tecavüz haberleriyle dolu. Türk filmleri aile içi şiddet ve mafya konulu yapımlardan geçilmiyor.

Çoğu uzmanın medya ve iletişim araçlarına karşı düşüncesi, insanlığın dizi, film, internet gibi ögeleri bir çeşit kaçış yolu olarak gördüğü yönünde. Hayatın gerçekliğinden bizi uzaklaştırıp sakinleştirici etkisi bir gerçek. Tabii bu ne kadar iyi ne kadar kötü, değişken. Fakat televizyon gibi medya araçlarının kaçış yolundan ziyade sürekli şiddet içerikli paylaşımlara maruz bırakarak şiddete karşı tepkimemizde uyuşmaya sebep olduğu sonucuna da ulaşılmış. Dört bir yanımız şiddet içerikleriyle donatılmışken, gerçek hayattaki şiddete karşı tepkimiz de pasifleşmiş halde.

Çocuklar ve Medyatik Şiddet

Çocuklar da birer bireydir. Öğrenir, deneyimler ve etkilenirler. Ebeveynlerin istedikleri gibi şekillendirebilecekleri bilinçsizlikte asla değildirler. Çocuklarımızın sağlıklı ortamlarda büyümesi hepimizin ortak niyeti. Ancak çocukları etkileyen tek faktör ebeveynleri değil. Okul, öğretmenler, akranları, çevre ve tabii ki içinde bulunduğumuz teknoloji sayesinde medya ve iletişim araçları.

Peki, gün geçtikçe büyüyen teknolojinin çocuklar üstündeki etkisi nedir? Sağladığı imkanlar dışında sürekli şiddete maruz bırakmak gibi olumsuz etkileri de bulunmakta. Şiddetin çocuklar üzerindeki etkisi uzun yıllarca tartışılmıştır. Çocukların kolaylıkla ulaşabileceği oyunların neredeyse tamamı şiddet içerikli.

Kişilik özelliklerinin oturması bakımından oldukça kritik yaşlardaki çocuklar saatlerce bilgisayar başından kalkmıyor. Bu noktada, “çocuklarınızı bilgisayardan uzaklaştırın” gibi gerçeklik dışı bir öneri de söz konusu olamaz. Çağımız teknoloji çağı. Fakat araştırmaların şiddet eğilimli oyunlarla büyüyen çocuklarda anti-sosyal davranışlar ve şiddet eğiliminde artış gözlemlediğini de göz ardı etmemek gerekir. 

Şiddete maruz kalma durumu sadece oyunlarla da sınırlı değil. Mesela, ben de dahil bir kuşağın bayılarak izlediği ve beraber büyüdüğü Tom ve Jerry çizgi filmini ele alalım. Baştan sona şiddet içerikli aslında. Bu en basit örneklerden biri. Düşündüğünüz zaman hiç şiddet içermeyen kaç çizgi film hatırlıyorsunuz? Oynadığınız hangi video oyunu sıfır şiddet içerikliydi? İzlediğiniz hangi dizi? Film?

Medya ve Toplumsal Şiddet

Toplumsal şiddet olaylarının artış göstermesiyle medyanın rolü de gündemde. Medya ve diğer iletişim araçları tek sorumlu olmamakla birlikte, insan düşünce ve davranış yapısını etkilediği bir gerçek. Medyada şiddetin normalize edilmemesi için uğraşmanın aksine şiddet adeta bir araç olmuş vaziyette. Günde birçok kez şiddet içerikli haber veya paylaşıma maruz kalınca da insanlar ister istemez tepkilerinde pasifleşiyorlar. Bunun yanında, şiddetin eğlenceli aktarıldığı da bir çok program bulunmakta. Şiddet uygulayarak kahraman olma, nedenselliği öne alınarak empati yaptırma…

Sanılanın aksine, tüm eylem ve davranışlarımız bilinçli seçimlerin sonucu değildir. Gördüğümüz, duyduğumuz, bilinçaltımıza işleyen, fark etmeden içselleştirdiğimiz bir çok şey zihnimizi etkiler. Dışarıdan gelip karar mekanizmamızda rol oynar. Bunlara kendimizi kapatmamız da ne kolay ne de realist bir bakış açısıdır. İnsanların tüm medya ve iletişim kaynaklarından kendini koparması demek günümüzde yaşayamaması demek gibi bir şey.

Telefon, televizyon, internet, gazeteler, haberler… Dünyadan kopmak demek. Yani medya araçlarına maruz kalmamak seçenekler dahilinde değil. Bu yüzden, istemeden de olsa edindiğimiz bilgilerin şiddet hakkında söyledikleri oldukça önemli. Evet, şiddet gerçek hayatta da vardır; medyanın hayal ürünü de değildir. Ama medyada maruz kaldığımız şiddetin toplumda gözlemleyebileceğimizden katlarca fazla olduğu atlanmamalıdır.

İnternette gezinirken maruz kalacağınız şiddet içeriklerinin sıklığı korkutucu seviyelerde. Bu kadar maruz kalınca da duyarsızlaşmamak elde değil. Biz duyarsızlaştıkça şiddet içerikleri derinlik kazanacak. İnsanlar şiddet içerikli düşüncelerinden rahatsızlık duymayacak, eylemde bulunurken kendini haberlerde görüp kınadığı biriyle değil de dizideki kahraman ilan edilen kişiyle özdeşleştirecek. Şiddete duyarsızlaşmak işte tam da bu yüzden oldukça tehlikeli bir durum.

Medyanın Kadına Şiddete Etkisi

Toplum tarafından kadına biçilmiş bazı roller olduğu konusunda hemfikir olduğumuzu düşünerek bu başlığı eklemek istedim. Hayatına güçlü bir erkek girince hayatı değişen, ancak anne olunca kutsallaşan medyanın çizdiği kadın

Kadının; iyi bir eş, iyi bir anne, evle ilgilenen birincil kişi, çocuğa bakan birincil hatta belki de tek kişi olması gibi yakıştırmalar maalesef günümüz medyası tarafından da desteklenir halde. Örneğin, Türk dizilerinde hep kadın baş karakteri saf ve masum gösterme çabası. Erkek başrolümüz; hep tek yaşayan, çapkın, zengin, çok eşli aktarılır. Kadın başrolümüz; ailesiyle yaşayan, anne babanın sözünden çıkmayan, tabiri caizse daha önce eli erkek eline değmemiş, saf mı saf… Ve elbette kendini erkek karakterimizin kahraman gösterecek durumlara sokar. Kısacası dizimizdeki kadınların tek bir amacı var: Erkeğini mutlu etmek.

Kadınlar ya güzellik ile kafayı bozmuş (bunlar genelde kötü kadın karakterimiz olurlar) ya da iyi bir anne ve eş olarak lanse ediliyor. İyi ev hanımı olan kadın rollerimiz -ne tesadüf- toplumsal güzellik algısına pek uymazlar. Uysa da; alışveriştir, makyaj yapmaktır, bakımdır hiç mi hiç sevmez. Aslında burada aktarılan kadının hem güzel hem başarılı hem de iyi bir eş olmayı aynı anda başaramayacağına dair ataerkil inancın bir yansımasıdır. 

Kadının ve Erkeğin Yansıtılmasındaki Farklar

Erkeklerin aldatması oldukça normal hatta kadının eksikliğinden dolayı haklı çıkartılarak normalize ediliyor. Ama kadının aldatması yüzeyselleştiriliyor ve karakter düşmanlaştırılıyor. Aldatmak bir yana, çoğu dizide kadınların herhangi bir ilişki veya cinsel yaşantısı büyük bir suç gibi karşılanıyor. Annesi babası üzüntüden hastalanıp yataklara düşüyor, hatta tüm dizinin konusu o kadının namusu üstünden çiziliyor…

Hazır konusu gelmişken, medyanın kadına ve kadın haklarına çok daha ciddi boyutta etkisi olan bir konuya dokunmak isterim. Kadına yönelik şiddetin haber dili. Bir kadın şiddete uğruyor ve bu medya araçlarınca haber yapılıyor. Fakat haberin başlığına bakarak bunu anlamanız imkansıza yakın.

Haberin içeriğinde kadının hali hazırda aldatması, eve geç gelmesi, üstünde ne olduğu, yanında kim olduğu gibi özellikler belirtiliyor. Şiddet eylemi bağımsızken olay buraya bağlanmaya çalışılıyor. Kullanılan eril dil ise cabası. Toplumsal cinsiyet rollerini kırmak ve kadın sorununu çözmek pek kolay gözükmese de bir yerden başlanmalı. Medyadaki çarpık kadın algısı ve kadına bakış açısını değiştirmek neden başlangıç noktası olmasın?

Medya ve Cinsiyetçiliğin Birleşimi: Gündüz Kuşağı ve Şiddet

Gündüz kuşağı kadın programları özellikle ev hanımlarının zaman geçirmek için tercih ettiği en önemli televizyon yapımlarından. Kadına yönelik içerik üretmesine rağmen kadını ezen ve kadının potansiyelini küçümseyen yaklaşımlar ise oldukça ironik.

Gündüz kuşağı tamamen yemek yapmak, temizlik yapmak, eşinin annesiyle iyi geçinmek, bakım yapmak veya kilo vermek üzerine kurulu. Giyim kuşam ve evi düzenlemek dışında başka hiçbir işlevi olmayan bir kadın imajı. Kadının toplumda hapsedilmeye çalışılan yerinin somut bir yansıması.

Gündüz kuşağı programlarında neden kimin daha iyi eş olduğu yarıştırılıyor da, bilgiye dayalı bir yapım dahi yok? Sanat veya kültür içerikli yapımlara da hiç rastlamadım. Kadının potansiyeli hiçe sayılıyor, ev temizlemek ve yemek yapmaktan başka bir becerisi olamayacağı zihnimize işletiliyor sanki. Sinema dünyası, bu çarpık durumu beyazperdeye taşıyan ve ezberleri bozan yapımlarla dolu. Bunlardan bir tanesi 2018 yapımı olan Puzzle .

Öte yandan, magazin programlarında ise durum daha vahim. Kadının kadına düşman edilmesi normalize ediliyor. Kadının sanattaki yeri veya bilimdeki yerinden ziyade ne giydiği, ne paylaştığı, kimle ilişkisi olduğu tartışılıyor. Profesyonel haber dilinden ziyade oldukça eril ve cinsiyetçi bir yaklaşımla hem de.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin gerçek hayattaki varlığı yeterince rahatsız edici değilmiş gibi bir de medya kapsamında ele alınıyor. Kadına yönelik şiddetin ele alındığı programlara bakarsanız şiddeti uygulayan erkek programların nesnesi dahi değil. Tüm yapımları zan altında bırakmamak kaydıyla varlığı yadsınamaz cinsiyet eşitsizliğini ve kadına yönelik şiddeti pekiştirdikleri su götürmez bir durum.

Medya Psikolojimizi Nasıl Etkiliyor? Şiddet Reyting Uğruna Normalleştiriliyor mu?

Yukarıda eklediğim bağlantıda Sosyolog Ezgi Güler özellikle dizilerdeki şiddet ve cinsiyet eşitsizliğinin psikolojimizi ne kadar kötü etkilediğine değiniyor. Şiddet içerikli yapımlara maruz kalmak ruhsal modumuzu da etkiliyor. Ana konusu şiddet olan bir dizinin bir sahnesi üzerimizde bazen günlerce negatif bir etki bırakabiliyor. Paylaşımda bu etki dizilerdeki örnekler ile somutlaştırılmış.

Dizilerdeki etkilerin en somut örneklerinden biri psikolog ve terapi konulu dizilerin artmasıyla psikoloğa gitme oranının iki katına çıkması. Eğer medya araçları bizi bu kadar etkisi altına alabilen bir olguysa, şiddet sahnelerinden etkilenmememiz de pek mümkün olmuyor.

Yazımda çoğunlukla şiddetin fiziksel yönüne odaklandım. Fakat eklediğim bağlantıda; entrika, psikolojik şiddet, cinsiyetçiliğin normalleştirilmesi, sevginin ayıplanması gibi yönleri de ele almış. Kadına uygulanan şiddetin özellikle aldatma ve kadına kadının şiddet uygulaması ve düşmanlandırılması boyutuna da değinilmesi çok önemli.

Ne Yapılabilir?

Özellikle televizyon dizileri gibi medya ve iletişim araçlarının şiddete özendirmesi ve hislerimizi pasifleştirmesi hafife alınmamalı. Medyanın insanlar üzerindeki etkisi inkar edilemez. Sosyal medya gibi iletişim araçları daha kişiselken televizyonun hitap kitlesi ailedir. Şiddet içerikli medya araçlarından ise televizyon en büyük risk faktörü. Şiddet gösterileri özellikle erkeklerin ellerinde silahlarla birbirlerine girmesi şeklinde. 

Sanatın kısıtlanması etik olmamakla birlikte, aktarılış şekli değiştirilebilir. Örneğin, dizilerdeki olayların çözümleri sadece şiddete bağlı olmayabilir. Şiddet uygulayan karakterleri normalize veya romantize etmekten kaçınılabilir. Televizyonda yayınlanan dizilerin çekimlerinde  medya ve iletişim alanında uzmanlar, psikologlar, psikiyatrlar, çocuk gelişimciler gibi meslek alanlarından kişiler görev alabilir. Yine de çocukların neyi nasıl algılayacağından emin olamayız. Şiddete özendirmekten kaçınılmak için ebeveynlerin çocuklarına izlettirdiği dizi ve filmler konusunda dikkatli olmalıdır. 

Kaynakça

PALABIYIKOĞLU, R. (1997). Medya ve şiddet. Kriz Dergisi5(2).

Güliz, U. L. U. Ç. (2002). Toplumsal bir gruba yönelik şiddet türü: medya, şiddet ve çocuklar. Selçuk İletişim2(2), 4-11.

Yumrukuz, Ö. (2017). Şiddete karşı duyarsızlaşma ve sosyal medya ilişkisi üzerine bir inceleme. Marmara İletişim Dergisi, (28), 89-106.

BÜKER, H., & ULUDAĞ, Ş. (2010). ŞİDDET İÇERİKLİ VİDEO OYUNLARININ ÇOCUKLAR VE GENÇLER ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ: SALDIRGANLIK, ŞİDDET VE SUÇA DAİR BİR DEĞERLENDİRME. Adli Bilimler Dergisi9(4), 54-75.

Çavdar, C. (2019). Gündüz Kuşağı Kadın Programlarında Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği ve Kadın Temsili. Selçuk İletişim12(1), 368-383.

Psk. İrem Erdoğan

Merhaba, ben Psikolog İrem Erdoğan. 22 yaşındayım. Kendimi bildim bileli psikoloji alanına duyduğum ilgi sonucu, T.C. Maltepe Üniversitesi’nde Psikoloji (İngilizce) Lisans eğitimi aldım. Onur derecesiyle mezun oldum. Bu dönem içerisinde Bilişsel Davranışçı Terapi, Cinsel Terapi başta olmak üzere birçok eğitim aldım. Şu an ise Okan Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji üzerine yüksek lisans yapmaktayım

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.