Sinema

House of the Dragon: 7. ve 8. Bölüm İncelemesi

House of the Dragon, artık senaryo ivmesini arttırıyor. Beşinci bölümden sonra olayların içerisine daha fazla girmeye başlıyoruz. Dizinin gidişatı açısından daha etkileyici bölümlerle baş başayız. House of the Dragon, ülkemizde Bein Connect’den izlenebiliyor. Şimdi gelin, geride bıraktığımız önceki bölümlerin ardından yedinci ve sekizinci bölümü konuşalım.

House of the Dragon: Driftmark 

House of the Dragon

House of the Dragon’un yedinci bölümü Driftmark, dizinin en iyi bölümlerinden biriydi. Bunda en büyük etken de artık karakter motivasyonlarının tam anlamıyla verilmesiydi. Dizinin bu aşamasından sonra iyi bir şekilde tanıdığımız karakterlerin olaylara verdiği tepkileri ve onlara karşı davranışlarını izleyeceğiz. Bu da seyir zevkini arttıran detaylardan biri.

Aynı zamanda bu bölümle beraber yeşiller ve siyahlar diye anacağımız iki tarafın da artık tam anlamıyla oluştuğunu söyleyebiliriz. O yüzden de bu bölüm dizinin hikâye açısından önemli bölümleri arasında yerini aldı. İleride de olaylar büyüdükçe bu bölümde geçen olaylardan çokça bahsedeceğiz gibi duruyor. 

Bölümden bahsedecek olursak, herkesin Driftmark’ta toplandığını görüyoruz. Laena Velaryon’un cenazesi için herkes orada buluşmuş. Cenaze sekansı çok etkileyici bir biçimde kurulmuş. Velaryon’ların “denizden gelir, denize döneriz” cümlesi ile Laena’nın cesedi denize bırakılıyor.

Aynı zamanda bu cenaze ile tüm ejderhaları Driftmark’ta bir arada görüyoruz. Uzak planlarda ejderhalar ile yaratılan kadrajlar çok başarılı bir şekilde kurulmuş. Aslında bu sahne ile iki ailenin eski evleri olan Valyria’ya bir gönderme yapılmış. Velaryon’ların ve Targaryen’lerin evi olan Valyria kitapta da sürekli üzerinde ejderhaların uçtuğu bir yer olarak tasvir ediliyor. 

Cenaze sahnesinde Corlys Velaryon’un kardeşini Vaemond Velaryon’u da görüyoruz. Kendisi Rhaenyra’nın çocuklarının Valyria kanı taşımadığını ima eden bir konuşma yapıyor. Nerdeyse tüm karakterlerin bu konuyla alakalı fikirleri belirtilmesinin belki de en önemli nedeni ilerde oluşacak tarafların da biraz bu düşünceye göre şekillenecek olması. Bu sahnede Daemon’ın gülerek bir anda dikkati kendi üzerine çekmesi de Rhaenyra’nın üzerindeki gerginliği azaltmaya yönelik bir hareketti. 

Ateş ve Kan

House of the Dragon

House of the Dragon’ın bir iç savaşı anlatacağından daha önce de bahsetmiştik. Bu bölümde çocuklar arasında geçen kavga da ilerisi için bir ön hazırlık niyetinde. Çünkü bu iç savaş aslında tam da bu çocuklar arasında geçiyor.

Daemond’ın Vhagar’ı çalmaya gittiği sahne herkes tarafından aşırı karanlık çekildiği için eleştirilse de ben bu tercihi çok başarılı buldum. Nefesimizi tutarak izlediğimiz bir sahne oldu. Aynı zamanda Vhagar’ın ne kadar heybetli olduğunu da görmüş olduk. Sahnenin devamında çocukların kavgasıyla Aemond’un gözünü kaybetmesi de bize kız kardeşini Helaena’nın bir tür görü sahibi olduğunu kanıtladı. 

Kavganın bir anda çocuklardan yetişkinlere sıçramasıyla dizinin en kritik sahnelerini izlemiş oluyoruz. En baştan beri Alicent’ın öfkesini saklayıp giydiği sakin ve anlayışlı kadın maskesini nasıl düşürdüğünü görmüş oluyoruz.  

Alicent, en baştan itibaren içinde tuttuğu her şeyi haykırmaya başlıyor. “Bana denilen her şeyi yaptım yine de iyi olamadım” haykırışı aslında Rhaenyra’nın hayatını özgürce yaşamasına karşı bir sitem olarak okunabilir.

Alicent’ın kendi oğlunun gözüne karşılık Rhaenyra’nın çocuklarından birinin gözünü almak istemesi bunu yapamayınca da Rhaenyra’nın kolunu kesmesi onun da artık kontrolünü kaybettiğini bize gösteriyor. Bu sahnenin tam anlamıyla yeşilleri ve siyahları gösterdiğini fark ediyoruz. Çünkü hem Alicent’ın hem Rhaenyra’nın arkasına geçen insanlar, sahne içerisinde de sembolik olarak bize gösterilmiş oluyor. 

Ölüm ve Düğün

House of the Dragon

Rhaenyra ve Laenor arasında geçen diyalog aralarındaki ilişkinin aslında ne denli sevgi ve saygı içerisinde olduğunu aynı zamanda da çocuklarının neden olmadığını bize göstermiş oluyor. Baştan beri sanılanın aksine Laenor ve Rhaenyra çocuk yapmayı denemiş. Fakat çocukları olmamış. Aynı zamanda Laenor Rhaenyra’ya sana bir koca lazım diyor.

Bu sahneyle beraber artık Daemon ve Rhaenyra’nın evlenmesi için bir engel kalmadığını fark ediyoruz. Rhaenyra ve Daemon’ın yaptığı plan ve sonrasında Laenor’un öldüğünü sandığımız o on dakika boyunca aslında içimizden o kadar gaddar olabilirler mi diye de düşünüyoruz. Sonuç itibariyle Daemon’ın, kendi karısını büyük bir soğukkanlılıkla öldürdüğünü biliyoruz. Laenor’ın aslında ölmediğini ve sevgilisiyle kayıkla kaçtığını fark etmemizle büyük bir rahatlama anı yaşanıyor.

Daemon ve Rhaenyra’nın düğün sahnesi çok etkileyici bir şekilde oluşturulmuş. İkisi de en baştan beri aralarında Valyria dili konuşmaları ile zaten Valyria genlerine olan bağlarını ifade ediyorlardı. Düğün de tam Valyria geleneklerine uygun bir şekilde yapılıyor. Bu çiftin en başından beri evlenmesini bekleyen büyük bir izleyici kitlesi var. Şahsen ben de onlardan biriydim. Daemond’ın en başından beri planı olmasının yanı sıra ikisinin de bundan sonrası için ellerini güçlendirecek bir evlilik gerçekleşmiş oldu.

House of the Dragon: The Lord of the Tides

House of the Dragon

House of the Dragon sekizinci bölümüyle, olağanüstü bir iş çıkarmış diyebiliriz. Beşinci bölümle birlikte her geçen bölüm çıtasını biraz daha arttırıyor. Yedinci ve sekizinci bölüm de benim şahsi favorilerim arasına girdi. Yedinci bölümden sonra altı senelik bir zaman atlaması ile karşı karşıyayız.

Bu altı yıl boyunca Daemon ve Rhenyra Dragonstone’da kalmış. Aegon ve Viserys adında iki çocukları olmuş aynı zamanda Rhaenyra üçüncü çocuklarına hamile. Daemon’ın ve Rhaenyra’nın hayatları gayet sakin ve mutlu bir şekilde devam ediyor. Derken Corlys Velaryon’un ağır yaralı olduğu ve ölebileceği haberi geliyor. Bu haber ile Velaryon’ların bir varis seçmesi gerekiyor. Bölümün kırılmasını yaratan an tam da bu an oluyor.

Vaemond Velaryon, Rhaenyra’nın çocuklarının piç olduğunu düşündüğü için tahtta kendisinin varis olması gerektiğini söylüyor. Rhaenys de Rhaenyra’nın çocuklarının varis olması konusunda çok sıcak yaklaşmıyor. Bununla beraber Rhaenyra en iyi bildiği şeyi yapıyor, Rhaenys’e bir teklif götürüyor. Eğer kendisini desteklerse Daemon’ın çocukları olan torunları ile kendi oğullarını evlendirebileceğini söylüyor. Rhaenyra burada iyi bir politika yapıyor. Kendi çocuklarını piç olarak değerlendirse bile bu evlilik ile kendi torunları da varis olarak Driftmark’ı yönetebilecekler. 

Rhaenyra ve Daemond Kral Şehri’ne geldiklerinde biz de Kral Viserys’in hastalığının ne kadar ilerlediğini görüyoruz. Viserys artık hayatının sonlarına gelmiş. Artık kendi başına hareket dahi edemiyor. Viserys’in kızının adını duyduğunda “tek çocuğum” demesi çok duygusal bir sahneydi.

Zaten bu bölümde, Viserys’in çıktığı her sahnede gözlerimiz doldu. House of the Dragon‘ın dramatik yoğunluğu en yüksek bölümüydü. Rhaenyra ve Daemond’ın Kral Şehri’ne döndükleri sahnede kimse onları karşılamıyor.

Geçen bölümde Kral Eli’nin ölümünden sonra Otto Hightower’ın tekrardan Kral Eli olduğunu görmüştük. Artık şehir tam anlamıyla yedi inancının simgeleriyle donatılmış. Targaryen simgelerinin yerini Yedi inancının simgeleri almış. Yani şehirde büyük bir değişim söz konusu. Bunun sebebi de tam olarak Hightower’lar. 

Son Akşam Yemeği

House of the Dragon’ın en etkileyici sahnesi diyebileceğim sahne bu bölümde gerçekleşiyor. Rhaenyra’nın çocuklarının gayrimeşru oluşu, Drfitmark’a varis seçilmesi gibi detaylar Rhaenyra’nın üzerindeki baskıyı iyice arttırıyor. Kral’ın yatağından kalkmak için bile enerjisi yok. Çok fazla acısı var. Buna rağmen Rhaenyra için tahtına yürüyor. Bu sahne belki de tüm Game of Thrones evreni içinde mükemmel bir sahneydi. Tacını düşürüp Daemon’ın ona geri takması da izleyen herkesin gözlerini doldurmaya yetti.

Daemond’ın her hareketinde başarılı bir aks kuruluyor. Vaemond’ın Rhaenyra’yı ve çocuklarını açıkça suçlamasından sonra bir anda Daemond’ın Vaemond’ın kafasını kestiği sahne tam Daemond’lık bir sahneydi. O sahneyle alakalı iki detaya değinmek istiyorum.

Birincisi, Aemond’ın bu sahnede hayranlık içerisinde Daemond’a bakıyor. Zaten kendisi Daemond’ın gençliği gibi bir enerji yayıyordu. Bu sahne ile Daemond’a olan hayranlığını görmüş oluyoruz. Diğer detay ise Daemond’ın Vaemond’a saldırmadan önce Rhaenyra’ya bakıp onay istemesiydi. Rhaenyra kafasıyla onay verdikten sonra Daemond gidip saldırıyor. 

Gelelim Kral Viserys’in son akşam yemeğine. Tüm ailesini etrafında topluyor ve büyük bir ziyafet veriyor. Kendisinin ne denli barışçıl olduğunu da bu yemek sahnesinde daha iyi anluyoruz. Müthiş bir konuşma yapıyor. Bu konuşma sayesinde de aslında Alicent ve Rhaenyra da birbirine az bir süreyle de olsa yakınlaşıyor.

Fakat Kral gittikten sonra bir anda ortam geriliyor. Aemond’ın konuşmasından sonra herkes birbirine saldıracak noktaya geliyor. Bu yemek sahnesinde kadrajlar çok başarılı bir biçimde oluşturulmuş. Müthiş bir seyir zevki vardı. Aynı zamanda House of the Dragon’ın ele alındığı konuyu da özetleyen bir sahne olmuş.

Viserys’in öldüğü sahne de çok etkileyici biçimde kurgulanmış. Yapayalnız yatağında ölüyor. Ölmeden de yapacağını yapıyor ve Alicent’ı Rhaenyra sanıp ona kehanetten bahsediyor. Alicent da bu söylediği cümleyi oğlu olan Aegon, kral olsun dediğini düşünüyor. Ya da öyle işine geliyor bunu izleyip göreceğiz. Viserys’in ölmeden önce son kelimesi ” aşkım” oluyor ve kaybettiği çok özlediği kapısına kavuşuyor.

Sona Doğru

Hightowerlar en başından beri yobaz bir aile olarak resmediliyor. Zaten Alicent’ı Rhaenyra’dan koparan ilk hareket onun evlenmeden biriyle beraber olmasıydı. Sonrasında da gayrimeşru çocuk yapmasıyla yine onun karşısında durmaya devam etti. Tabi burada Otto’nun, Rhaenyra tahta çıkarsa tüm çocuklarını öldürür demesi de etkiliydi. Bu kadar dinlerine bağlı bir hayat sürerken Alicent’ın oğlu Aegon’ın hizmetçilere tecavüz eden biri haline dönüşmesi ve pisliklerini sürekli Alicent’ın temizlemesi ve saklaması ailenin çirkinliğini bir kere daha bize gösteriyor.

Önümüzde iki bölüm kaldı. Bu iki bölümle beraber artık birinci sezona veda ediyoruz. Kral Viserys’in ölümünden sonra zaten ortamın ne denli gerilebileceğini şimdiden tahmin edebiliyoruz. Bizi neler bekliyor izleyip göreceğiz. 

Tuğçe Kozak Arman

Merhaba, ben Tuğçe Kozak Arman. Mühendislik eğitimimi tamamladıktan sonra, gönül verdiğim sinema eğitimimi almak için Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ne başladım. Hali hazırda eğitimime devam ediyorum. Aynı zamanda okuduğum kitaplarla ilgili sohbet ettiğim bir YouTube kanalım var. Onun dışında da çeşitli projelerde senaryo yazarlığı yapıyorum ve yayına hazırladığım kitabım var. Sinemadan bahsedecek olursak, benim de yolumu ustalar çizdi. Alfred Hitchcock, Kubrick ve Kieslowski favori yönetmenlerim. Favori filmim ise yıllardır hiç değişmedi. O da Hitchcock’un Psycho’su. Yıllardır kusursuzluğunu kaybetmeyen bir film.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir