Hayao Miyazaki Dünyası II: Sihir ve Anlam

351 kere okundu
20 dakikada okunabilir

Hayao Miyazaki Stüdyo Ghibli dönemi ve öncesinde bambaşka bir evren yaratmıştır. Nitekim yarattığı bu anime evreni ile dünya çapında ün ve seyircinin beğenisini kazanmıştır. Sonuçta kitaplardan filmleştirdiği olsun, ekibiyle baştan yarattıkları olsun, elinin değdiği her türlü yapım, uluslararası başarılar getirmiş ve animasyonlara bakış açımızı değiştirmiştir.

Hayao Miyazaki’nin ödül alan animelerine baktığımızda başka konseptler etrafında toplanan hikâyeler buluruz. Nitekim bu hikâyelerin bir takım özellikleri alenen ortada değilse bile hissedilir. Bu yazının birinci kısmında kadın ve kökler meselesine değinmiştik. Miyazaki‘nin animelerini hangi konseptler üzerine kurduğunu anlamak ve bu anlamların izini sürmek için çıktığımız yolda sıra sihire geldi.

Sihir konusu animelerde fantastik öğeleri vurgular. Bu sefer fantastik detayların peşinde koşacağımız yapımlar şu şekilde: Ruhların Kaçışı, Yürüyen Şato, Komşum Totoro, Küçük Cadı Kiki, Küçük Deniz Kızı Ponyo.

Ruhların Kaçışı

hayao miyazaki

Japon kültürü üzerine sayısız sembol ve detay içeren animede, karakter ailesiyle birlikte ruhlar alemine kaçırılır. Anne ve babasının aç gözlülükle yemeye başladığı nefis yiyeceklerin dışında geldikleri bu yer tekinsiz ve terk edilmiş görünmektedir. Akşam çökerken ailesinin aç gözlü domuzlara dönüştüğünü gören karakter bu yerden ailesini de alarak kaçmak zorundadır. Bunun için öncelikle ruhları anlamalı ve bazı görevleri yerine getirmelidir.

Hayao Miyazaki bu animede korku öğeleri ile melankoliyi yanyana getirir. Buna rağmen bol ödüllü yapım gösterime girdiği sene itibariyle Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı ödülünü kucaklar. En iyi animasyon dalında Oscar’ı alır. Hatta Titanic filmini gişede sollar. Böylece Japonya’nın en çok kazanan filmi olma unvanını eline alır.

Ailesinin çocuğuna karşı ilgisizliği, çevreyi kirleten araç kullanımı gibi konularla iyi birer örnek teşkil etmeyen ebeveynleri hikâyenin sonunda derslerini almazlar. Nitekim filmde parmak basılan konulardan biri de büyümek ve sorumluluk konularıdır. Bu filmde sihir, ruhlar alemine girildiği gibi önümüze çıkar. Fakat bu konuda Miyazaki gene tasarruflu davranır. Sihrin gerçek dünyayı gölgelemesine izin vermez. Sihir yeter ve eser miktarda kullanılır.

Filmdeki varlıkları anlamak için Japon kültürü ve mitolojisi konusunda bilgi sahibi olmak gerekir. Geleneksel yapım tekniklerine sadık kalındığı anime, Miyazaki’nin emeklilik planlarını bozar. Sonuçta bu film fikriyle emekliliğini erteler. Fakat bu animeden sonra üzerine Yürüyen Şato çekilecektir.

Yürüyen Şato

yürüyen şato

Hayao Miyazaki’nin 2004 senesinde Stüdyo Ghibli’den çıkan anime kitap uyarlamasıdır. Diana Wynne Jones’un 1986 senesinde kaleme aldığı kitap uluslararası bilinirliğe sahiptir. Bol ödüllü animenin başarı listesi şu şekilde:

  • Osella En İyi Teknik Kalite Ödülü 61. Venedik Film Festivali
  • En İyi Japon Filmi 2004 Mainichi Film Ödülleri
  • Üstün Animasyon Ödülü 2004 Japon Medya Sanatları Festivali
  • Yılın Animasyonu Ödülü 2005 Tokyo Uluslarıarası Anime Fuarı
  • En İyi Yönetmen (Hayao Miyazaki); 2005 Tokyo Anime Ödülleri
  • En İyi Seslendirme Sanatçısı (Chieko Baisho); 2005 Tokyo Anime Ödülleri
  • En İyi Müzik (Joe Hisaishi); 2005 Tokyo Anime Ödülleri
  • Seyirci Ödülü 2005 Maui Film Festivali
  • En İyi Animasyon Film Adayı 78. Akademi Ödülleri

Hikâyenin detayları şu yazımızda incelediğimiz yazımızın yanında konu hakkında kısa bir özet geçelim: İçe dönük karakterimiz Sophie’yi bir gün Kötülükler Cadısı büyüler. Nitekim büyüyü bozmak için Howl’un yürüyen şatosuna giden Sophie, buraya yerleşir. Sonuçta ev ahalisi ile bir düzen kurar, çeşitli maceralar kapıdadır.

Bu yapımdaki sihir ev cini Calcifer, Howl ve Kötülükler Cadısında toplanmıştır. Sihrin yorumu Hayao Miyazaki için biraz farklıdır. Kitabın aksine Miyazaki, Howl’un içinde olduğu tehditi Cadı ile sınırlamaz, savaş kadar büyük bir konuyu ele alıp senaryoya baştan dokunur. Savaşta kendi türünde büyücülerinde olması Howl’u oldukça yorar ve hatta kırar.

Sihirle güçlendirilmiş savaş mevzusu Dünyadaki kötülüğün ne kadar ileri gideceğinin başka bir tasviridir. Sihir dünyadaki kötülüğü arttıran bir çerçevede ele alınır. Büyük savaşlar büyük büyülerle ilişkilidir. Bunun yanı sıra büyülenmiş Sophie’nin gerçek aşktan gizlenememesi başka bir konudur. Sihirle değiştirilmiş olsa da Howie Sophie’yi içten içe sever.

Komşum Totoro

hayao miyazaki

Hastahanedeki annelerine yakın olmak amacıyla tuttukları büyük evde kurdukları hayallerle sıkılmaktan kurtulan kız kardeşleri anlatan film, türünün en iyi örneklerinden birini olma özelliğini yıllardır koruyor. Hayao Miyazaki’nin çocukluk zamanlarında hastalık geçiren annesinden esintiler olduğu bu animede kızlar doğal olarak büyülü varlıklarla iletişimdeler.

Bu iletişim, sözel olmasa bir şekilde anlaşırlar. Dev boyutta Totoro aslında tehdit gibidir ama diğer yandan iyi bir arkadaştır da. Filmdeki kızların Totoro ile doğal olarak yakaladıkları iletişim bu açıdan oldukça ilgi çekicidir.

Bunun yanı sıra, Miyazaki’nin pek çok yapımında öne çıkan orman ruhları da filmde kendine yer bulur. Fakat orman ruhlarını sadece çocukların görebilmesi çocukluktaki saflığa göndermedir. Çocukluk, hayal gücü ve büyü üçgeninde Miyazaki sihir konusunda bonkör davranır. Otobüs şeklindeki kedi, orman ruhları ve Totoro derken ortaya orjinal bir fantastik yapım çıkar.

Anime dünya çapında ilgiyi üzerine çekerken o zamanın gözde yapımı E.T. ile karşılaştırılmıştır. Yapım aşamasında destek sıkıntısı çeken anime karşı taraftakleri şaşırtmış ve gişedeki başarısı ile Miyazaki’nin özgün yapımları arasına girmiştir. Aldığı önemli ödüller şu şekildedir: Mainichi Eiga Concours Award for Best Film, Kinema Junpo En İyi Film Ödülü.

Küçük Cadı Kiki

Hayao Miyazaki

Daha önceki yazılarımızda kitabını ele aldığımız Küçük Cadı Kiki, 1989 senesinde Stüdyo Ghibli tarafından yapılmış bir animedir. Bu yapım da kitaptan adapte bir eserdir. Çoğu konuda da aslına sadık kalınmıştır.

Kiki on üç yaşında kendi ayakları üzerinde durmaya azmeden bir cadıdır. Süpürgesini ve kedisini alıp başka bir şehirde kendi ayaklarının üzerinde durmaya kararlıdır. Bu zaten eski bir cadı geleneğidir ve endişeli ebeveynlere rağmen yerine getirilmelidir.

Hayao Miyazaki bu animesinde sihir dozunu eşikte tutar. Neredeyse sihre dair hiç bir şey bulamayacağımız yapımda sihirle alakalı bir süpürge ve konuşan bir kedi vardır. Daha çok sihir beklemek nafiledir. Ama bir cadının başrolünü oynadığı bir animede mümkün olan en az sihirle konu kotarılır. Sihrine güvensizlik duyan Kiki arada tökezler. Sihir Kiki’nin kimliğinin bir parçasıdır. Bu güvensizlik aslında kendinedir. Yani normal yaşamın kaygıları bir cadıyı bile bezdirebilir. Sihir ve onun taşıdığı anlam Kiki için normal dünyada kurduğu dengeyi temsil eder.

Küçük Deniz Kızı Ponyo

miyazaki animeleri

Geleneksel yöntemlerle çekilen anime olan yapım insanla teması sonucu balık iken küçük bir kıza dönüşen Ponyo’yu konu alır. Yaklaşık 170.000 animasyon karesi ile çekilen film doğaüstü bir varlık olan Ponyo’nun yaptığı seçime odaklanır.

Küçük bir kız olmayı seçen deniz kızı Ponyo böylece doğanın dengesini bozmuştur. Çünkü onun yeri denizin altıdır. Dev bir tsunami başlar çünkü Ay Dünya’ya yaklaşmaya başlamıştır. Böylece iyi ve ya kötü olmak fark etmeksizin her insan zarar verebilir konusu da işlenir. Fakat Ponyo kefaretini öder ve dengeyi korur.

Andersen masallarından Küçük Deniz Kızı’ndan esinilse de Miyazaki bu animede büyülü bir varlığın ölümlü bir insan olmasına odaklanır. Büyüsünden vazgeçen Ponyo bu şekilde daha mutlu biri olacaktır. En başından beri denizin dengesini sağlamaya çalışan babası buna tepkili olsa da sonunda deniz tanrıçası olan annesi buna izin verir. Tek şartı Ponyo’nun büyüsünden vazgeçmesidir. İnsanın büyüsüz ve sıradan hayatına bir yüceltmeyi de konu alan film mutlu bir aile vurgusu da yapar. Mutlu olmak için büyüye ihtiyaç yoktur mesajını izleyene ulaştırır.

Yapım pek çok ödül ve adaylık alır: 65. Venedik Uluslararası Film Festivali ve Bologna Gelecek Film Festivalleri ile tanınır. 8. geleneksel Tokyo Anime Ödüllerinden beş ödül kucaklar. Ayrıca 32. Japon Akademi Ödülü’nü de alır.

Bir Özne olarak Çocuk

hayao miyazaki

Hayao Miyazaki’nin yapımlarının dünyada yapılanlara karşı öne çıktığı konseptlere değindiğimiz bu yazı dizisinde unutulmaması gereken bazı unsurlar vardır. Bu da yapımcı ve sanatçının bilerek ön plana çıkardığı arketiplerdir. Bir önceki yazıda ele aldığımız kadın ve kökler konusu olsun, bu yazıdaki sihir ve anlam olsun bu temaların ortak paydası çocuk, masumiyet ve inançtır.

Miyazaki animelerinde çocuk saflığına vurgu her zaman vardır. Nitekim çocuklar bu saflıklarıyla ormanın ruhuna ve ya doğadaki büyülü varlıklarına aşinadır. Çocuk öznesinin yanına koyulan her türlü fantastik öğe çocuğa has masumiyet çerçevesinde erir. Bu da sihrin çocuğun yanında olağan bir meta haline gelmesini sağlar.

Sihir, çocukluk bağlamında normalleşir çünkü çocuğun yaratıcılığı sihre olanak sağlar. Günlük hayatta, kendi kendine kalan çocuk sihirle buluşur. Tıpkı oyun oynarken başka bir frekansa geçen çocuğun hali gibi. Ama bu durum yetişkin ile ilgili konularda şekil değiştirir. Bir kere işin içine gerçeklik girer. Gerçekler sihirli değildir ama inancın sihir gibi olağanüstü bir boyutu olabilir. İşte bu noktada Hayao Miyazaki inancın fantastik tasvirini yapımlarına dahil eder. Ama bu sefer bu tasvirlerin gerçeklikle imtihanı başlar.

Son

Hayao Miyazaki’nin sihir unsuruna yer verdiği bu ve benzer yapımlarda gerçeklikten kopmadan, gerçek duygu ve olaylara yer verilir. Bu da ustanın fantastik öğeleri yerinde ve idareli bir şekilde kullandığını gösterir. Peki, neden doya doya sihir yapmaz yapabilenler?

Gerçekte bir peri masalında yaşamıyoruz ama sihir mevzusu hemen hemen herkesi heyecanlandıran bir şey neticede. Bu öğeler neden bu kadar tasarruflu kullanıyor acaba? Konu tamamen gerçeklikle ilgilidir.

Gerçeklik, bu dünyadaki varlığında insanın en büyük kozu. Gerçeklikten kopan insanın bu dünyayla uyumlu yaşaması da mümkün değil. Edebiyatın, psikolojinin, tarihin ve bilimin temel gayesi insanla içinde olduğu toplum, doğa ve duygular ile dengede kalmasını anlamaktır. Bu denge kadar insanın bilgisini, deneyimini ve bakış açısını genişletmesi de bütüncül hayat kazanımları içinde yer alır.

Denge doğadadır. Mekan olarak doğa, aklımıza ilk gelen olsa da bu dengede, bahsedilen şeylerin doğası da bu dengeyi içine alır. Dünyanın ve insanın doğasında sihir yoktur. Sihir doğaüstü ve insanüstüdür. Edebiyatın, sinemanın anlattıkları gerçekten uzaklaşırsa anlam azalır, inandırıcılığı biter. İnanmak ve anlama kavuşmak, sanat ve bilimde temel hedeftir.

Bunu bilen ve dozu doğanın ve dinin sınırları içine çeken Miyazaki böylece inandırıcılığı korurken fantastik öğeler yaratmada cömert davranır. Büyülerin kaynağı doğa temelli dinleri Shinto’dan gelir. Böylece doğaya yakın dinlerden olan Shinto ile yapımlara inançlardan da esintiler buluruz.

Miyazaki tam da bu yüzden sihri ölçülü kullanır, şeylerin doğasını bozmadan naif evrenler yaratır. Böylece fantastik öğelerin dozu ne inandırıcılığı etkiler ne de dengeyi bozar. İnsanın denge ve anlam arayışına dostça uzanan bu animeler, izleyenin dünyasını besler, keyif verir ve güzel etkiler bırakır. Bu dünyadaki sihir ancak bu kadarını yapabilir. Gerisi izleyene kalmıştır.

E. Nihan Acar

Multi-disiplinli bir alanda akademik arayışını sürdüren bir fenci- sosyolog olarak, peri masallarına ve bilime aynı anda inanan bir edebiyat hayranıyım. Fantastik ve bilim kurguya bayılırım. Üretkenliğimi sınadığım görsel tasarım, müzik ve sahne sanatlarından sonra edebiyat kıtasında arayışıma devam ediyorum. Kendimi bildim bileli okuyor ve yazıyorum. Online ve yazılı edebiyat platformlarında yayınlanmış kitap analizleri, inceleme ve öykülerim mevcut.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.