Dorian Gray’in Portresi: Yaşayan Bir Portre

444 kere okundu
22 dakikada okunabilir
Oscar Wilde

Dorian Gray’in Portresi, trajik bir insan olan Oscar Wilde’in, bir o kadar trajik olan eseri. Yazarın ilk ve tek romanı olan bu eseri sizler için inceledim. Zira sanat için sanat üslubuyla eserlerine ve yüzeysel olana kattığı sembolik anlamlar ile de okuruna değer katan bir yazarın, önemli bir eseri söz konusu. Haydi, gelin, birlikte göz gezdirelim.

Oscar Wilde, bireysel olanı toplumsal olanın akışı içerisinde eline alan ve onu ışığa tutan birisi. Zira kendi sanatsal uğraşlarında da, ve yazımızda ele aldığımız Dorian Gray’in Portresi isimli eserinde de temelde yaptığı şey, yaşama değil okuyucuya ayna tutmak oluyor. Elbette, bu ayna tutuş kolay bir eylem değil. Nitekim Dorian Gray’in Portresi eserinde de okuyucuya yansıyan kavramlar ve olgular her okuyucunun önyargısız bir şekilde değerlendirebileceği, yazarın anlatmak istediği düşünce çerçevesini kendi benliği üzerinde basitçe kritize edebileceği unsurlar değiller.  

Haz, istenç, arzu, erdem, iyilik, kötülük, güzellik ve çirkinlik gibi insanlık tarihi boyunca üzerine düşünülmüş etik ve estetik olgular kitabın kurgusunda yedirilmiş halde. Tabir-i caizse biz bu kurgunun deneyimleyicisi oldukça, elbette, bütün satırlar benliğimize akmakta, kendi kişisel mahkememizde de bunun davası görülmekte oluyor.

Bize de eseri okuyunca düşünmek kalıyor: Acaba insanca olan nedir? Ya da, daha önyargısız şekilde soracak olursak, insanca kavramının formu nasıldır ve ideal olan “insanca” olarak addedilenler midir? Şimdi hep beraber bu kurgunun içerisinde göz gezdirelim o halde.

Kim Bu Oscar Wilde?

dorian gray'in portresi

Bir eseri incelerken, onu kaleme alan yazarı ve yazıldığı dönemi de ele almanın gerekliliğine önceki yazılarımda değinmiştim. Bir kez daha hatırlayalım. “Bu gereklilikler eserin içeriğine tanrısal perspektiften bakabilmeyi ve onu daha net algılamayı da sağlar” kanaatindeyim. Ki burada mevzubahis olan Oscar Wilde olunca, yazarı incelemek daha da önem kazanıyor gözümde.

Neden mi? Zira yaşadığı dönemin ayrık ve hiyerarşik olarak yapılanmış sanat anlayışının tersine, sanatı hayata dair kılmak gibi bir amacı vardı. Sanatı sanat için icra eden sanatçıları kullanışsız olarak nitelemişti. Nitekim bu düşüncelerini pekiştirecek estetik görüşlere sahipti. Sıradan ve kabul gören estetik zevklere, dönemsel olarak şekillenen baskın görüşlere itibar etmez Wilde. Bunun yerine yönelimin daha bireysel perspektife olması düşüncesindedir. Hatta hayatının bir döneminde Londra’da estetik üzerine dersler vermiştir. Yine estetik bağlamda bir dizi konferans için Kuzey Amerika’da bulunmuştur.

Biraz Daha Yakından Tanıyalım…

Bendenizin her zaman ilgi duyduğu bir durum, Oscar Wilde’da da mevcut. Ben, sadece fikirsel olarak değil, kendi kişiliğinde de bireyselliğini belirginleştiren unsurları yaşayıp taşıyan insanlara merak duymuşumdur. Farklılaştırılanlara, ötekileştirilenlere dair politik doğruculuk çerçevesinde “saygı” duymak ve bu olguları haiz olan öznelere dair “duyarlı” olmak eylemlerinde sıklıkla karşılaştığımız yüzeysellikten ziyade, bu durumları kişiliğinde taşıdığı için düşüncelerinde bunu işleyen ve işlediği düşüncelerini insanlara aktaran, özellikle de sanat yoluyla, bireylere duyulan bir ilgi benimkisi.

Zira hem var oluyorlar ki bu içerisinde zor bir süreklilik barındıran bir eylemdir. Hem kendi perspektiflerini, “her zamanki insan” profillerine aktararak onları alternatif bir gerçeklikte hem de etik ve estetik düşünceleri etüt etmeye çağırıyorlar. Nitekim Oscar Wilde da biseksüel bir birey idi. Bu durum aynı zamanda toplumsal alanda da yansıma bulmuştu. Kendisi farklı çevrelerden eleştiri almıştı. Hatta bir soruşturma sonrasında yargılanarak iki yıl kürek çekme cezasına çarptırılmış, bir süre hapiste kalmıştır.

Fikirsel ve sanatsal anlamda derin değerlendirmelere sahip bir insan ve toplumsal olarak ötekileştirilmiş bir birey olarak, benliğinden yansıyanlar mesabesinde değerlendirilebilecek Dorian Gray’in Portresi isimli eseri de özyaşam öyküsü olarak ele alınabilir. Nitekim bu eserin önsözünde belirttiği şu söz, bireyin benliğine dair düşüncelerinin ve bunu yansıtışının değerini ifade eden bir tablodur aynı zamanda:

Hem en yüksek hem de en alçak eleştiri biçimi özyaşam öyküsüdür. [1]

Cazibeli Mentor

Farklı fikirlerin karşılaştırılması ya da sıradan insana bir üst akıl ile düşüncelerin aktarılması gibi formlarla kendini gösteren mentor rolü bu kitapta da mevcut: Lord Henry. Özellikle belirtiyorum. Zira bu kitapta Lord Henry, kitabın ana kahramanı olan Dorian Gray üzerinde devrimsel bir etki oluşturuyor fikirleri ile.

Hani böyle yeni tanıştığınız bir insan olur… Bir ortamda bir organizasyon ya da arkadaş çevresi vasıtası ile bir arada olursunuz… O insanın ilk defa duyduğunuz fikirlerinde sanki kendi düşüncelerinizin akışını görürsünüz ve konuşması uzunca süreler sürsün istersiniz. İşte Lord Henry de Dorian Gray üzerinde bu etkiyi oluşturuyor diyebiliriz. Peki, bunun sebebi ne? Bir insanı etkileyen bu düşünceler neler?

İnsanın, etkileşime girdiği herhangi bir düşünsel ifade ile ilgisi -ki bu sanatın her formu olabilir- o ifadede kendini ne denli bulabildiğiyle, cevaplarını bulamadığı sorulara dair o ifadenin kendisine kattığı çözümlemeler ile ve kendisinin diyalektiğine yaptığı katkıyla alakalıdır. Nitekim toplumsal insan, hayatının herhangi bir alanında, ne denli nadir olursa olsun bir bastırma eylemi gerçekleştirmiştir diyebiliriz.

Bu, genel bir uyum problemidir. Aslında toplumsallaşmaya içkin ve olağan bir durumdur. Ama bu durumda toplumsal olanın yargısı ve ortaya çıkan sonuçlar açısından elbette eleştirilmeye muhtaçtır. Tüm bu gerçeklik içerisinde, insanın bastırma ya da dürtüsel eylemsellik oranı elbette insandan insana ve faktörden faktöre değişiklik gösterir. Bir düşünün mesela, bir fikriniz olmuş olsun. Bu fikriniz birtakım sosyal çevrenizde çok değer görürken sair sosyal çevrenizde de ötekileştiriliyor olsun.

Akla ilk kertede şu soru gelir: Doğruluk ya da yanlışlık fikrime mi içkin yoksa değerlendirmeye mi?

Lord Henry, kitabın kurgusunun zamansal arka planı olan 19. yüzyılın ikinci yarısında, tutucu fikirlere sahip bir İngiliz çevresinde Dorian Gray için adeta içsel olanın sesi olması sebebiyle önemli bir role sahip. Ayrıca belirtmek gerekir ki, içsel olanların bencil olarak addedilişini ön plana çıkaran toplumsal perspektifler sebebiyle, içsel olanın doğal nedenlerini göz ardı ederek ve onun kendine özgü diyalektiğini kavrama çabasına girmeden, çoğu içsel istenci nedensiz ve gayri meşru olarak addetme eğilimindeki insan düşüncesi için, Lord Henry’nin düşünceleri basitçe eleştirilebilecek ve yaftalanabilecek yargılar olmaktan uzaktalar.

Lord Henry, düşüncelerinin nedensel örüntüsünü o denli nitelikli bir şekilde sunuyor ki, Dorian Gray ile birlikte okuyucu da bu görüşler üzerine defalarca düşünüyor. Hatta benimsediklerini de fark ediyor. Ama toplumsal olan kendi gözlerine de sinmiş ise elbette otosansür uyguluyor.

Yaşayan Portre

Kendimi bildim bileli imgesel aktarım ve metaforik sunuşlara hayran olmuşumdur. Açık yüreklilikle belirtebilirim ki, bu kitapta oluşturulan kurgu, yani kitaba ismini veren o portre, benim en beğendiklerim arasındadır. Bir portre düşünün ki, resmedilmiş kişinin eylemlerinden etkileniyor olsun. Kişi, yani Dorian, her ne yaparsa yapsın bu eylemleri onun fiziksel görünüşüne yansımayacak, bunun yerine portredeki sureti dönüşecek; hatta zamanın insanı öğütüşünün yükünü de portre çekecek. Aslında çok cazip bir durum değil mi? Çoğumuz hatta hepimiz bunu isteriz. Nitekim Dorian da aşırı derecede yürekten belirttiği istenci ile bu duruma kavuşmuştu:

“Ne hazin” dedi DorianGray gözlerini portresinden ayırmadan. ‘Ne hazin! Ben yaşlanıp çirkin ve iğrenç bir şey olacağım. Oysa bu portre hep genç kalacak. Yaşı şu haziran gününde sabitlenecek; bir gün bile yaşlanmayacak… Keşke tam tersi olabilseydi! Ben hep genç kalsaydım da şu resim yaşlansaydı. Bunun için neler vermezdim. Varımı yoğumu verirdim. Ruhumu bile satardım! [2]

Ama durum, sanıldığı kadar basit değil aslında. Öncelikle Dorian’ın bir bakıma lanet, bir bakıma ayrıcalık olan bir durumu var. O da kendisine nesne olarak dışarıdan bakabilme imkânı. Aynı zamanda kendi bedeninin de portreden ayrı olarak var oluşu ile Dorian karşılaştırma fırsatı da elde etmiş oluyor açıkça.

Elbette, biz insanlar da kendi iç muhasebemizde eylemlerimizi ve benliklerimizi değerlendirerek karşılaştırmalar yapabiliriz. Ama Dorian’ın durumunda olduğu gibi bunun somut bir tezahürü ile yüzleşmek daha farklı bir etki gücü barındırır.

Düşünün, bir kötülük yapıyorsunuz. Kötülüğün ruhunuzdaki kaynağının bedeninize aksettirdiği farklılaşmış bakışlar ya da mimikler sizin vücudunuzda değil. Portrenizin vücudunda meydana geliyor. Ve siz, bir an gidip o portreye baktığınızda, eylemlerinizin etkilerini görüyorsunuz. Genelde gözden kaçırılan, nereden nereye gelindi olgusunu yani kişisel dönüşümünüzü gözünüze sokan bir portreniz ve taze bir bedeniniz var.

Elbette, bendenizin amacı portre kavramına dikkati çekmek değil. Amacım, bu imgesel aktarım ile yazarın aktarmak istediği olgulara dikkat çekmek. Yani etik ve estetik kaygıların üzerine düşünmektir.

Kötülük ve Erdem: Sanatçının Sanatsal Malzemeleri

İncelememin önceki paragraflarında da belirttiğim gibi, eserde statik bir karakter betimleyişi yok. Güzel bir imgelem ile sunulan karakter dönüşümü var. Okuyucu bunu adım adım görebiliyor. Her adımda karakterin içine girdiği bunalımlar ve vicdani muhasebelere de tanık oluyoruz. Böylelikle temel etik kitaplarında olduğu gibi ya da kemikleşmiş estetik yorumlarda belirlendiği gibi sabit bir idealizasyonu yok. Realist bir değerlendirmeyi deneyimlemiş oluyoruz kitabı okurken.

Realizm derken kastettiğim, elbette romantizmden yoksunluk değil, romantizmdeki özgünlüğün törpülenmediği ve anlaşılabildiği bir realizmdir. Nitekim eserin Lippincott’s Monthly Magazine’de tefrika edilmeye başlamasının ardından esere dair “ahlaksızca” olduğu yönündeki eleştirilerin ardından Oscar Wilde’ın kitaba iki sayfalık bir önsöz yazdığını görüyoruz. Bu önsözde, duruma dair çok yerinde bir tespiti bulunuyor:

On dokuzuncu yüzyılın Romantizm’den hoşlanmayışı, aynada kendi yüzünü gören Caliban’ın* öfkesidir. [3]

İşte bu eseri değerli yapan da, benim gözümde budur. Yani okuyucuya aynada kendi yüzünü göstermesidir. Bu aynanın özelliği, kişiye ne iyi ne kötü, ne ahlaklı ne ahlaksız, ne güzel ne çirkin şeklinde yargıda bulunmaktan ziyade kişiye, bütün bu olguları barındırdığını ya da bir insan olarak bütün potansiyelleri barındırdığını ifade etmesidir.

Psikanalitik Açıdan Dorian Gray’in Portresi

Elbette, belirtmem gerekir ki felsefi roman olarak niteleyebileceğimiz bu eseri sadece toplumsal normlar çerçevesinde değil, psikanalitik olarak da inceleyebiliriz. Hatta incelemeliyiz de. Zira romanda kişilik çatışmaları, kurgusal olay örüntüsünden daha çok ön plana çıkmış halde.

Öne çıkan kişilik çatışmalarına baktığımızda ise, Freudyen teori ile müthiş benzerlikler görmekteyiz. Nitekim ana kahramanımız Dorian’ın çocukluğu olumsuz izlenimler barındırmakta. Bu durum onu şekillendiren unsurlardan birisi olmaktadır. Diğer yandan, en önemli kahramanlardan olan akıl hocası Lord Henry ve portresini çizmiş olan arkadaşı Basil Hallward ile etkileşimleri; çatışmaları ve pekişmeleri gibi durumlar da aynı zamanda psikanalitik öğeler barındırmakta.    

Bilindiği üzere Freud, psikanalitik incelemelerinde temel olarak bilinç ve bilinçaltı ayrımına gider. Bu kategorizasyon ile beraber id, ego ve süperego sınıflandırmasını ortaya koyar. Yani sırasıyla dürtü, benlik ve toplumsal olan. Id, içimizdeki doğal istençler iken, süperego ise toplumsal olandır yani vicdandır, otoritedir ya da teamüldür. Ego ise bu ikisi arasında insanın kurduğu dengedir.

Eserde bizler de Dorian’ın kendi dürtüleri ve toplumsal olan çerçevesinde yaptığı içsel muhasebeler ile oluşturduğu benliğini deneyimliyoruz. Aynı zamanda bu benliğin dönüşümünü de. Ve hatta, yazarın kendi benliğinin bu esere yansıyışından da söz edebiliriz. Zira bu konuda Oscar Wilde’ın, eserdeki karakterlere dair bir değerlendirmesi mevcut:

Basil Hallward olduğumu sandığım kişidir. Lord Henry insanların ben sandığı kişidir. Dorian ise belki başka çağda olmak istediğim kişidir. [4]

İncelememde yazara da özellikle değinmemin, yazarla eser arasındaki bu derin ilişki sebebiyle olduğunu söyleyebilirim. Herhangi bir şeyi ispatlamaktan öte, adeta esere verilen isim gibi, bir insan olan Oscar Wilde da deneyimlediği yaşamsallık ile bir portre çizmiş. Bize de hem estetik, hem edebi, hem felsefi açıdan önde gelen kitaplardan olan bu romanı okumak kalıyor efendim. Şiddetle tavsiye ederim.

KAYNAKÇA

  • WILDE OSCAR, DORIAN GRAY’İN PORTRESİ, TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI, İSTANBUL, 2017.
  • ARSLAN VOLKAN, DORIAN GRAY’İN PORTRESİ’NİN PSİKANALİTİK İNCELEMESİ, METAPOLİTİK, 2020.

[1] Wilde, Oscar, Dorian Gray’in Portresi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2017, s. 1.

[2] Wilde, Oscar, DorianGray’in Portresi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2017, s. 30.

[3] Wilde, Oscar, DorianGray’in Portresi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2017, s. 1.

*Caliban: Shakespeare’in Fırtına eserinde yer alan, kaba ve cahil bir karakter.

[4] Arslan, Volkan, Dorian Gray’in Portresi’nin Psikanalitik İncelemesi, Metapolitik, 2020

Mahmut Ziya Yılmaz

Yüksüz miktarda borç verdim
Hayatın tefesinde
İşleyen sabanda kendim
Ve kendimden sabana tarla
Yetişen bir ben vardım
Ve yetiştiren bir nadas
Tek koşulmuş öksüz mü
Yoksa öküz müydü
Bilemedim
Ve renkleri kör edip
Yeşili kırmızıya
Doğruyu yanlışa
Oluru olmaza kattım
Mevsimleri de rayından çıkardım
Adem-i merkeziyet için
Adem’in elması için
Aslında daha çok
Yutkunurken beliren
Adem elması için
Ve belki de aslında
Fayrapziya için

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.