25 Ağustos 1983 ve Diğer Öyküler: Borges ve Büyülü Gerçeklik

737 kere okundu
19 dakikada okunabilir
25 Ağustos 1983 ve diğer öyküler kitabı ve yazarı

25 Ağustos 1983 ve Diğer Öyküler incelemesi ile karşınızdayız. Eser, Jorge Luis Borges’in olgunluk döneminde kaleme aldığı dört adet öyküden oluşuyor. Kitapta ayrıca yazar ile yapılmış detaylı bir söyleşi de yer alıyor. Söyleşiyi yapan bir zamanlar hayat arkadaşı olan Maria Ester Vasquez. Yazarın bir dönem asistanlığını da yapmış ve onu oldukça iyi tanıyan Vasquez’in Borges ile diyaloğu derin ve ilgi çekici. Böylece bu söyleşi ve öykülerle elimizde yazarın hem eserlerinde hem de kafasının içinde gezinebildiğimiz bir kaynak ortaya çıkıyor. Ama önce yazarı yakından tanıyalım.

Yazar Hakkında

25 Ağustos 1983 ve Diğer Öyküler

Jorge Luis Borges Latin Amerikalı kalemlerin en iyilerinden. Başarılı yazarı, diğer yazarlardan ayrılan tarafı sınırlarda gezmeyi seven bir gerçeküstücü olması. Yazar şiir, öykü ve denemeleriyle biliniyor. Yazarın özgün fantastik kurguları edebiyatta yepyeni kapılar açıyor. Bunu yaparken felsefi konuları, paradoksları ve benliği ele alıyor.

Yazar 24 Ağustos 1899 senesinde Arjantin’de doğmuştur. 1986 senesinde İsviçre, Cenevre’de vefat etmiştir. Babası hem avukat hem de piskoloji öğretmeni idi. Oğlu ile satranç oynayan ilgili bir babaydı. Annesi hakkında bilinen, İngiliz olduğu ve evde çift dil konuşulduğu idi. Evdeki kitaplarla dolu kütüphane babasının edebiyata olan düşkünlüğündendi. Böyle bir ortamda büyüyen Borges’in ileride yazarlığı seçmesi tabii ki de tesadüf değildi.

Körlük ve Borges

Jorge Luis Borges’in hayatının sonralarına doğru görme yetisini kaybettiğini biliriz. Bu hastalık kalıtsal. Babasının da zamanında mustarip olduğu hastalık, Jorge Luis’i de bulur. Hatta bu hastalığı yüzünden kısa öykü ve şiire yönelir yazar çünkü artık yazarken yardım almaya başlamıştır. Fakat körlük ile ilgili Borges’in başka bir fikri var:

Körüm, gülümsüyorum, cesurum ve ölmeyi umuyorum. Esas dramatik olan, görme yetisini bir anda kaybedenlerdir. Benim durumumda körlük, ağır ağır çöken bir gece gibiydi. Görmeye başlamamla birlikte, körlük süreci de başlamıştı. 1899’da doğduğum günden, dramatik iniş çıkışlara gerek duymadan hep devam eden bir süreçti.

Durumu için mütevazi körlük tanımını yakıştıran yazar, mavi, yeşil ve sarı renkleri ayırt edebiliyor ama siyah ve kırmızı renkleri asla göremiyordu. Zaman içinde tek gözü körleşmiş, diğer gözü yarı yarıya işlevsel kalmıştı.

Babil Kitaplığı Hakkında

Babil Kitaplığı Borges’in gerçeküstü eserleri derleyerek yaptığı bir seçki özelliği taşır. Arjantin Buenos Aires Ulusal Kütüphanesi yöneticisi olan Borges bu seçkiyi tamamen kendi edebiyat gözüyle oluşturur. Yirmi sekiz kitabı içine alan masal ve öykü seçkisinde yazarın iki kitabı yer almakta. 25 Ağustos 1983 ve Diğer Öyküler kitabı bunlardan biri. Gerçeküstü edebiyata meraklı okurun hayli ilgisini çekecek olan seçki ülkemizde Kırmızı Kedi Yayınlarından çıkmıştır. Bu anlamda Borges’in edebiyat zevkine ışık tutan bu seçkinin dilimize kazandırılması bizim için büyük bir şans.

25 Ağustos 1983 Öyküsü

25 Ağustos 1983 ve Diğer Öyküler kitabının ilk öyküsü olan bu hikayede yazar kendi yaşlılığı ile karşılaştığını ve onunla zamanın ötesinde bir diyaloga girdiğini anlatır. Karakter, yazarın kendisi. Odasına çıkarken gene kendisiyle karşılaşacağını bilir. Sadece arada kaldığı şey, bu bir rüya mıdır yoksa değil midir?

Tek kişi mi rüya görüyor yoksa iki kişi birbirini rüyasında mı görüyor? Asıl meselenin bu olduğunu fark etmiyorsun.

Ne tuhaf. Biz iki kişiyiz ve aynı kişiyiz. Ancak rüyalarda hiçbir şey tuhaf değildir.

Durumu önce oldukça tuhaf bulan ve sonra kendince normalleştiren karakter sonrasında gelecekten haber alma derdine düşecektir. Ona merak ettiklerini itiyatla sormaya başlar. Bazı olayların farziliğe yakın bir kenarda durması geleceğin daha seçilmemiş olduğunu gösterir. Bazı olaylar gün gibi açıktır. Yaşlı hali, genç olana haberleri sıralamaktan geri kalmaz. Bunların bazıları kendisiyle alakalıdır bazıları ülkenin gidişi hakkında.

Özellikle yazarlığına dair bir diyalog içine girerler ki, bu yazarın kendi haklında öngörüleri ve gerçeklerin bir karışımı. İleride hangi yazın hayatında hangi adımları atacağını ve atmayı düşündüklerinin sonuçlarını kavramaya başlar. Kavradığı sadece bu neden sonuç değildir. Geleceği hakkında bilgi alırken farkındalıkları da etkilenir:

Yazarın kaderi, en sonunda kendisinin en aptal taklitçisi olmaktır.

Rüyalar üzerinden ele aldığı gerçeküstücü motifin kapısı aslında kişilik bölünmesine dayanır. Yazar nihayetinde kendi sorup gene kendi cevapladığı sorularına dair kaleme aldığı öyküsünde gelecekten gelen kendisinin şimdiki haliyle buluşmasını başarıyla kurgular.

Paracelsus’un Gülü Öyküsü

25 Ağustos 1983 ve Diğer Öyküler kitabının ikinci öyküsü Paracelcus’un Gülü. Bu öyküde Simyacı Paracelcus’un alternatif hikayesini kaleme alır yazar. Paracelcus yetiştirebileceği bir öğrenci istemektedir. Fakat bu istediğini unutur. Kapıyı çalanın potansiyel öğrencisi olduğunu diyaloğunun devamında anlayacaktır. Üstat-öğrenci ilişkisinin vaz geçilmez ayağı olan inancı sorgulayan hikaye, okuyana eski tür bir bağlılık görüşü sunar.

Paracelcus Okuması

Hikayeyi okuduktan sonra Paracelcus hakkında okumalar yapıp dönemi ve kişiyi etüt etmek gerekti. Çünkü mitolojik bir karakter olarak kafamda oluşan tasvirinin yanında aslında Paracelcus bir 17. yy simyacısı. Farmakoloji ile ilgilenen dönemin doktoru geleneksel tıp bilimini eleştirmesi ile tanınır. Tıp biliminin revize edilmesi için ömrünü adayan simyacı sık sık tepkilere maruz kalmıştır. Latince olan tıp bilimini gittiği yerlerde Almanca vermiştir. Örneğin bu kırılma öyküde de var. Paracelcus ve öğrencisi arasındaki diyalog ortasında bir yerde Almanca devam eder.

Modern tıp bilimine katkısını bir takım bilimleri bütünleşik ele almasıyla anlayabiliriz. Örneğin fizik ve kimyayı anlamak açıklamak, biyoloji için de geçerlidir Paracelcus’a göre. Bu deneysel yönteme bir göndermedir.

Öyküye dönecek olursak, gelen öğrenci Paracelcus’un bilgisini ve yeteneğini sorgular. Bunu yaparken ortada bir gül vardır. Metaforik bu göndermenin tartışıldığı zemin felsefidir.

Eğer gülü ateşe atarsan onun tükenip yok olacağına ve gerçekte ondan sadece küller kaldığına inanacaksın. Sana gülün sonsuz ve sadece görüntüsünün değişebileceğini söylüyorum. Aslında gülü tekrar görebilmek için bir kelam etmem yeter de artardı.

Felsefi bir tartışmaya çekmeye çalıştığı öğrencisinin hala materyalist düzlemde tartışmaya çalışması ile işler değişir. Ardından üstadın yeteneğini sorgulayan öğrenciye kapı görünür. Gül ve kül üzerinden sınanan Paracelcus ise öğrencinin gidişiyle gülü küller içinde alır. Bir kelamı ile gül yeniden ortaya çıkar.

Mavi Kaplanlar

25 Ağustos 1983 ve Diğer Öyküler kitabının üçüncü öyküsü ise Mavi Kaplanlar. Doğu mistisizmi ve mucizelerin diline uygun bir anlatımla yazarın bu hikayesi oldukça heyecanlı bir kurguya sahip. Karakter kulaktan kulağa yayılan bir mavi kaplan söylentisinin peşine düşüyor. Mavi kaplanın ortaya çıktığı topraklara gelip yerlilerle bile iş birliği yapıyor. Fakat arayışı sırasında yerlilerin kutsalını hiçe sayıp kutsal tepeden mavi taşlar topluyor. Sonrasında işler sarpa sarıyor ve sürekli bir çoğalıp bir azalan taşlardan kurtulmaya karar veriyor. Ama bu o kadar da kolay olmuyor.

Üç artı birin dörde eşit olduğunu anlamış biri, bozuk paralar, parmaklar, dama taşları ya da kalemlerle bunun sağlamasını yapmaya çalışmaz. Toplama işlemini anlar ve kabullenir. Başka bir sayıyı aklı almaz. Üç art birin dördün görüntüsü olduğunu söyleyen matematikçiler de vardır ki bu ifade de zaten dört demenin bir başka yolu.

Hikaye sonuna dair söyleyeceğim şey bir sürpriz bozan olduğu için bu paragrafı geçmek isteyenlere bir uyarı vermiş olayım. Mavi taşlardan kurtuluyor karakterimiz. Din ile alakalı bir görüşünün olduğunu hissettiren yazar bu kurtuluşu İslamın kerameti içinde resmediyor. Nitekim hikayenin içinde mavi kaplanı aramaya geldiği hindu kabilesinin içinde yer almaktan hoşlanmıyor. Yahudilikten kaynaklana dinlere atıf yapıyor. Bu dinlerin içinde en zavallı İslamı bulsa da müslümanlarla iyi anlaştığını anlatıyor yazar.

Bu anektodun verilişi boşuna değil. Duvardaki tüfeğin eninde sonunda patlaması gerektiği konusundaki öykü tavrına hakimseniz bunun bir ipucu olduğunu bilirsiniz. İslamı yaşayanlara sempatisi ile bağdaşan bir son biçiyor yazar öyküsüne. Mavi taşları bir fakire sadaka olarak veriyor. Hem de bir caminin içinde.

Bu kadar metaforik anlatımının işaret ettiği noktalar belirsiz olsa da kavradığımız şey gene bir gerçeküstü unsurlarla bezeli hikayenin güzelliği oluyor. Felsefi tabanını da iyi veren yazar, sayma üzerine yaptığı müteala ve din hakkındaki açılımları ile hikayeyi başka kaynaklardan da beslemeye devam ediyor.

Yorgun bir Adamın Ütopyası Hikayesi

25 Ağustos 1983 ve Diğer Öyküler kitabının son öyküsü ise Yorgun bir Adamın Ütopyası. Hikayede karakter zamanda yolculuk yapar ve gelecekte belirir. Binlerce yıllar sonrasına gidince karşısına çıkana soracağı yığınla soru vardır. Gelecekteki kişiyle konuşurken şaşırarak far eder ki artık ne matbaa kalmıştır ne de kütüphaneler. Ne şehirler vardır ne mülkiet ne de miras. Hatta uzay yolculuklarından vazgeçeli çok olmuştur. Gelecekte aldığı başka bir haber, insan hayatını sonlandırmaya kendi karar veriyordur. Gelecekte insanoğlu ihtiyaç duyduğu bilim ve sanatı kendi üretmektedir. Gelecek distopyası yaratan yazar aslında öngörülerini açık etmektedir.

Var olmak, resmedilmektir.

Tabii ki hikayenin felsefi tavrı vardır ve artık Borges deyince aklımıza büyük ihtimal şu saç ayakları gelecektir: Gerçeküstü Unsurlar, Felsefe ve Sıkı Bir Hikaye.

Söyleşi Hakkında

Maria Ester Vasquez ile yaptığı söyleşinin başlıkları şu şekilde:

  • İlk Yıllar
  • Avrupa’da Ergenlik Yılları
  • Eserlerinin İncelemesi
  • Borgesvari Temalar
  • Politika, Onur veTercihler
  • Kuzey Dilleri
  • Hayat, Kusurlar ve Erdemler
  • Müzik, Resim ve Ölüm

25 Ağustos 1983 ve Diğer Öyküler kitabına bu sıra ile baktığımızda Borges’in yaşam çizgisini ve üzerinde düşündüğü imgeleri görebiliriz. Söyleşi yazarın kafasının içinde gezinmeye yardımcı olur. Onu daha iyi tanımamız için bize sunulan bir fırsat. Ama buna rağmen Borges tüm karamsarlığı ile kitabı isli bir bulutun çökmesi ile tamamlar:

Ölümden sonra hatırlanacağım fikri hiç hoşuma gitmiyor. Ölmeyi ve unutulmayı ümit ediyorum.

Bu konuda seni hayal kırıklığına uğratmış olabiliriz Üstad. Kusura kalmayasın! Çünkü Borges’in eşsiz yazın tavrı ve temiz öykücülüğünü unutacak çok az kişi vardır. Akıcılık kolay tüketime yöneltse de satır aralarını okumak için belli bir bilgi ve felsefi tabana ihtyaç duyan bu öykülerin okuyucuları da bütünleşik düşünür bir kitle skalasında olacaktır.

E. Nihan Acar

Multi-disiplinli bir alanda akademik arayışını sürdüren bir fenci- sosyolog olarak, peri masallarına ve bilime aynı anda inanan bir edebiyat hayranıyım. Fantastik ve bilim kurguya bayılırım. Üretkenliğimi sınadığım görsel tasarım, müzik ve sahne sanatlarından sonra edebiyat kıtasında arayışıma devam ediyorum. Kendimi bildim bileli okuyor ve yazıyorum. Online ve yazılı edebiyat platformlarında yayınlanmış kitap analizleri, inceleme ve öykülerim mevcut.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.