Kadın

Serra Yılmaz: Non-Konformist ve Bir Hayli Muzır

Serra Yılmaz ile kadın köşemiz devam ediyor…

Renkli mi renkli, özgür ruhlu mu özgür ruhlu, neşeli mi neşeli kitap gibi bir kadın ile tanışmaya hazır olun. Evet! Tam manasıyla kitap gibi bir kadından bahis açıyoruz bugün. Neticede eski İstanbul’u görmüş geçirmiş, bir o kadar kültürlü ve dünya insanı bir kadından söz ediyoruz.

Konuşmaya başladığında adeta muhabbetin içine çekiyor insanı Serra Yılmaz. Hiç susmasa sabaha kadar dinlenecek türden bir insan. Bir o kadar da tanıdık hissettiriyor, sanki uzun zamandır görmediğiniz fakat aranızdaki samimiyeti hiç kaybetmediğiniz dostumuşçasına…

Fıldır fıldır bakan gözlerinin içi gülüyor sürekli… Böyle olunca da hiç durmadan kafasında bir şeyler dönen muzır bir çocuk izlenimi veriyor. Zaten o da kendisini böyle tanımlıyor:

İçimde muzır bir çocuk var. Yani o disiplinin dışına çıkıp bir şey yapmak isteyen… Ağaca tırmanma, derlerse ağaca tırmanmak isteyen bir yanım var. Yani afacan bir çocuk ruhu benim içimden hiçbir zaman çıkmadı.”

Şaka yapmayı da pek seviyor Serra Yılmaz ama anlayana! Türkiye’de espri yapmamaya ne yazık ki yeminli… Anlaşılamadığından…

Demem o ki mizah yönü baskın, bir o kadar aklı başında, kanserle verdiği mücadelen dimdik çıkan, yaptığı işlerle her daim başarılara imza atan, ödüllere doymayan, tüm dünyaya kendini kanıtlamış, yemek konusunda ise adeta uzman olan bir kadın. Tabii konfor karşıtı karakterinin de altını çizmek isterim özellikle. Zaten mavi saçları ve genel tarzı itibariyle hemen ele veriyor bu yönünü…

Arşivleri karıştırdığımda tam olarak hissettiğim duygu ve düşünceler bunlardı kendisi hakkında. Şimdi gelin hep beraber daha yakından tanıyalım Serra Yılmaz’ı.

Renkli Bir Çocukluk

Tarih 1954. İstanbul’un Zeynep Kamil semtinde yaşama gözlerini açar Serra Tuğrul. Annesi Mualla Hanım, babası ise gazeteci kimliğinin yanı sıra; sinema eleştirmeni, Avrupa film festivallerinde jüri üyeliği yapmış olan ve aynı zamanda Sinematek’in kurucularından Semih Tuğrul.

Ailenin tek çocuğudur Serra Yılmaz. Paşazade torunu olduğunu da es geçmemek gerekir. Hal böyle olunca erken yaşlarda Fransızca öğreniyor. Kendisinin dediğine göre, dedesi ve babası arasında süregelen Fransızca tartışmalar onu bu dil konusunda meraka sevk etmiş.

11 yaşındayken ailesiyle Cihangir’e taşındıklarında epey ilerletmiş Fransızcasını. Oldukça renkli bir kültüre sahipmiş yaşadıkları mahalle. “İkinci ailem” dediği Milani ailesi ile tanışması da böylelikle gerçekleşmiş. Hatta ileri düzey İtalyancasının bir kısmını da onlara borçluymuş.

Gelelim sinemaya ve tiyatroya olan ilgisine. Dediğine göre babası asosyal ve işkolik bir adammış. Aynı zamanda babası gibi annesi de sinema ve tiyatroya pek meraklıymış. Serra Yılmaz’ı da eşlikçisi olarak alırmış yanına hep. Böyle olunca ister istemez oyunculuğa karşı ilgisi artmış. Bu anılarını anlatırken kendisine dair çok da yerinde bir tespitte bulunmakta:

Oyuncu olmadan önce çok iyi bir seyirci oldum aslında.

Tabii işi yalnızca seyirci olmakla bırakmıyor. Henüz o yaşlarda kendisinde iz bırakan karakterleri taklit de edermiş. Mesela “Bir Delinin Hatıra Defterini” canlandırırmış evde. Anneannesi ise onun bu hal ve hareketlerinden kaygı duyarmış çoğu zaman.

Fransız lisesini bitirdikten sonra ise burs kazanan Serra Yılmaz psikoloji lisansını Caen Üniversitesi’nde tamamlar. Her ne kadar psikoloji bölümünden mezun olsa da gönlünde yatan tiyatroculuğu hiç unutmamış:

Ben ilk aşkıma dönmek, tiyatro okumak istiyordum.”

Bu söylemine uygun olarak da bırakmamış peşini tiyatronun. Bir yandan lisansına devam ederken, bağını sürdürmüş tiyatro ile. Aynı zamanda arkadaşlarıyla birlikte feminist hareketin içinde yer almış ve sinema ile bağını geliştirmiş. En sonunda kız arkadaşlarıyla sinema ve feminizmi birleştirip bir kulüp kurmuşlar üniversitede. Anlayacağınız sözde değil özde aktivistlerden kendisi.

Tiyatro ve Sinemaya Giriş

Serra Yılmaz

Tiyatro hayatı, kuruculuğunu Genco Erkal’ın üstlendiği Dostlar Tiyatrosu ile başlıyor Serra Yılmaz’ın. Genco Erkal’ın yanı sıra; Ruhi Su, Arif Erkin, Afife Batur gibi isimler hocalık ediyor kendisine.

10 yıl birlikteliklerini sürdükleri, aynı zamanda meslektaşı olan eşi Eşi Levent Yılmaz ile tanışması da bu döneme denk geliyor. Romantik ilişkilerinin yanında, Türkiye’nin sancılı dönemlerinde omuz omuza sol safta mücadele ediyor ikili aynı zamanda.

Sonrasında Şehir Tiyatroları’na geçiş yapan usta oyuncu, Alman aktör ve yönetmen Rainer Werner’ın Diğerlerinin Adı Ali adlı filmini burada tiyatroya uyarlar. Şehir Tiyatrosu’nda geçirdiği 16 yılın ardından kendisinin demesine göre şahsi nedenlerle kovuluyor. Fakat bu bir son değildir Serra Yılmaz için. Aksine İtalyan sineması ve tiyatrosunun kapıları açılıyor kendisine.

Sinema dünyasına girişi ise klasikleşmiş olan Şekerpare ile oluyor. Ardından oyunculuk hayatında kritik bir role sahip olduğunu söylediği Anayurt Oteli‘nde Zeynep karakterine hayat veriyor. Bir Yudum Sevgi, Fikrimin İnce Gülü, Karılar Koğuşu, Ağır Roman, Toz Bezi, Harem Suare, Kaybedenler Kulübü, Cahil Periler, İstanbul Kırmızı gibi daha nice başarılı imza atar.

Anlaşıldığı gibi usta oyuncunun çalıştığı yönetmenler hiç de hafife alınacak cinsten değildir. Atıf Yılmaz, Başar Sabuncu, Tunç Okan, Halit Refiğ, Mustafa Altıoklar, Zeki Ökten, ve tabii ki Ferzan Özpetek bu isimlerden bazıları.

Serra Yılmaz’a her projesinde yer veren ve onun için “benim uğurum” diyen Özpetek kendisine “Neden?” diye sorulduğunda şu yanıtı veriyor:

E çok başarılı bir oyuncu Serra. 6 kere çalıştım. O kadar iyi tanıyoruz ki birbirimizi…Rolü anında alıyor. ve müthiş başarılı. serray’yla yolda yürüyemezsin İtalya’da. Etrafını sararlar. O kadar seviliyor. Fenomen.

Hemen parantez açmak isterim ki İtalya’daki oyunculuk kariyeri bağlamında ülkenin kült filmlerden biri olan Cahil Periler‘in altını çizer Serra Yılmaz. Yapım, Ekim 2022 itibariyle Disney Plus da 8 bölümlük bir mini dizi versiyonuyla da yayına girdi aynı zamanda.

Simultane Çevirmenlik

Usta oyunculuğunun ve yönetmenliğinin yanı sıra aynı zamanda profesyonel bir simultane çevirmen Serra Yılmaz. Demem o ki kendisinde yok yok! Bu açıdan kendisini çok dilli bireyler arasında değerlendirmek mümkün. Türkçe ile beraber toplamda 5 dil biliyor; Fransızca, İtalyanca, İngilizce ve İspanyolca.

Henüz 13 yaşında kendisinden yaşça büyük birine Faransızca dersi veren Serra Yılmaz, 70’li yılların sonunda Politika Gazetesi’nin dış politika bölümünde tercümanlık yapmaya başlıyor. Uzun bir süre geçimini böylelikle sağlıyor oyuncu.

Dışişleri Bakanlığı’ndan gelen teklif üzerine önce 2006 yılında Türkiye ziyaretinde Papa 16. Benetictus’un 2014 yılında ise Papa Franciscus’un özel çevirmenliğini yapıyor. Her ne kadar yaptığı bu iş ile kendisi bizim gururumuz olsa da hakkında birtakım absürt iddialar atıldı ortaya. Kimileri Hristiyanlıkla suçladı, kimileri ise Papanın uşağı olmakla.

Gülüp geçelim bunlara ve devam edelim.

Unutmadan, dile olan merakı aynı zamanda sahip olduğu dillerin kültürlerine olan merakını da perçinliyor Serra Yılmaz’ın. Yemek ise bunlar arasında baş sırayı çekiyor diyebiliriz. Kendisi bu konuda adeta bir uzman. Hatta oyuncunun İtalya’da bu alanda çeşitli projelerde yer aldığı da bilinmekte.

İşte! Olduğu Gibi Görünen, Göründüğü Gibi Olan Bir Kadın

Serra Yılmaz

60 yaşını geçmiş bir kadınım ama kendimi öyle hissetmiyorum. Bu yüzden ‘hanım hanım’ davranmıyorum. Oysa bizde insanlar çok konformist. Kendinden beklenen şeye uymak için çaba gösteriyor. Ben o çabayı göstermiyorum. Böyleyim işte! Var mı? Hodri meydan… Giyimim kuşamım, saçım başım hiç değişmeyecek.”

Hakan Gence’ye verdiği röportajda böyle meydan okuyor geleneksel kadın tanımına Serra Yılmaz. Kadınlar için biçilen kalıpları reddediyor. İşte o muhteşem tarzı da bunun bir parçası. Fakat yalnızca tarzıyla kalmıyor bu reddediş. Yapıp etmeleriyle de tabuları yıkıyor ve aynı zamanda yaptığı işlerle ilham veren kadınlara tam anlamıyla örnek teşkil ediyor.

Her daim kadın mücadelesine destek olan Serra Yılmaz aynı zamanda İtalya’da alanında başarılı 48 kadının yer aldığı Vanity Fair dergisinin kapağında yer aldı. Bu başarısının üzerine ise tüm dünya kadınlarına şöyle seslendi:

Kadınlar olarak tüm dünyada kendi alanlarımızda yaşadığımız olumsuzluklar bizi yıldırmıyor, tersine güçlendiriyor ve kadınlar olarak birleştiriyor. Biz beraber daha güçlüyüz ve haklılığımızı bu yolda göstereceğiz.”

Hakkında atılan iddialara da aldırmadan bugün halen üretmeye devam ediyor oyuncu. İtalya’daki gururumuz olarak şimdilerde içinde bulunduğu prodüksiyon Don Kişot ile Sancho Panza’ya hayat veriyor.

Yazıyı sonlandırırken oyuncunun dünyanın ve ülkenin gidişatına da bir o kadar duyarlı olduğunun altını çizmek isterim. Her fırsatta üstüne basa basa bu gidişatta bir “kötülük” olduğunu vurgulayan Serra Yılmaz’ın Alman düşünür H. Arendt’in “Otoritenin en büyük düşmanı ve onu zayıflatmanın en kesin yolu, kahkahadır.” cümlesini hatırlatan şu mesajı oldukça dikkate değer:

Günümüzde neşeyi muhafaza etmek başlı başına devrimci bir tavır bence.

İyi varsın Serra Yılmaz.

Kaynakça

Mutfak, sinema ve daha fazlası: Serra Yılmaz

15 Maddede Her İşin Mutfağındaki “İtalyan” Yıldız Serra Yılmaz

https://www.biyografya.com/biyografi/25181

https://www.hurriyet.com.tr/kelebek/magazin/oyuncu-serra-yilmaz-kovulunca-italyaya-gittim-41986014

https://www.hurriyet.com.tr/kelebek/hurriyet-cumartesi/boyleyim-iste-var-mi-hodri-meydan-40729165

Ahsen Kurtuluş Bilir

Felsefe ve Sosyoloji mezunuyum. Mezun olduktan sonra; Çocuklar için Felsefe (P4C), Akıl ve Zeka Oyunları Eğitmeni, İçerik Editörlüğü alanlarında sertifikalar aldım. Kendimi şöyle tanımlıyorum: Araştırıyor, Okuyor, İzliyor, Düşünüyor ve Yazıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir