Umay Umay: Dünyaya Kırmızı Pencereden Bakan Kadın

967 kere okundu
20 dakikada okunabilir
Umay Umay

Umay Umay, “… şudur.”, “…budur.” gibi tariflere sığdıramayacağım ama yine de belirtmem gerekirse, bol hünerli ve “deli dolu” olduğunu rahatlıkla söyleyebileceğim bu kadın hakkındaki yazım sizlerle.

Bu yazıyı hazırlarken okuduğum röportajlar, incelemeler ve dinlediklerim sırasında kendimi gülmekten alamadım. Yüzümden hiç eksilmeyen bir tebessüm vardı hep. Sadece tebessümle de kalmadım. Sessiz evimde, gecenin bir yarısında attığım yüksek kahkahalarla komşuları rahatsız etmiş bile olabilirim. Ki bu durum Umay Umay hakkında yazı hazırlayacak olan birinin hal ve tavırlarına gayet uygun düşüyor bence. Bu açıdan, onu kaleme almanın hakkını verdiğimi düşünüyorum.

Peki, neden?

Çünkü karşımızda kadına dair genel algılara büyük bir darbe indiren ve üç şekilde kendisini özetleyebileceğim bir kadın var: Kırmızı, Terbiye Bükücü ve Cesur. Neden bunları seçtiğimi açmadan önce, Umay Umay kimdir kısaca bir bakalım.

Bir Umay Umay…

Gerçek adıyla, kendisi Umay Gedikoğlu. 1966 yılında dünyaya açıyor gözlerini. Babası bu sene yaşamını kaybeden sosyalist, yazar, folklor araştırmacısı olan Haydar Gedikoğlu. Annesi ise Umay Umay’ın tarifiyle, “ilkokul mezunu olan fakat babasından daha bilgili olduğunu ve kendisini şekillendirdiğini” söylediği hayatında en önemli yere sahip olan kadın.

Belki bilmeyenler vardır, Umay Umay lise terk. Üstelik bundan hiç de pişman değil. Evrim Kuran’ın 3+3 adlı podcast yayınında, “Okumamak kişiliğim için çok doğru bir karardı.” diyor cesurca. Kendini gerçekten tanıyan bir insana rastlamanın zor olduğu şu günlerde Umay’ın bu ifadeleri Sokrates’in “kendini bil” düsturuna örnek teşkil eden cinsten. Sadece bu ifadesiyle değil, ağzından çıkan her cümleyle kendini bilen, bilmekle kalmayıp buna göre yapıp etmelerde bulunan güçlü, kıpkırmızı ve oldukça cesur bir kadınla karşılaşıyoruz.

İz Bırakan Albümler

Umay Umay kimdir

Mayıs 1998’de Sedef Kabaş’ın programına katılan Umay müzikle tanıştığı yıllara, adının nereden geldiğine, kırmızının kendisi için ne ifade ettiğine dair vb. gibi birçok bilgiyi paylaşıyor tüm cüretkarlığı ve dürüstlüğüyle.

Müzik ile çok küçük yaşlarda halkevlerinde tanıştığını söyleyen Umay, o günkü Türkiye’yi “medeni bir hayat” olarak tanımlamakta. Sosyalist bir ailenin çocuğu olarak 68 dönemi ve sonrasında yaşananlardan birçokları gibi onlar da dönemin siyasi havasından paylarına düşeni fazlasıyla almışlar.

Ekonomik ve politik bakımdan bir hayli bunalımlı toplumsal yapı karşısında “Türkiyeli Dinamik Arabesk Rock” şeklinde ifade ettiği müzik türü ile kendini ifade etme alanı bulduğunu söylüyor Umay Umay. İlk olarak 90 yılında Eray Artan ve Melih Rona’nın da dahil olduğu Leprechaun ile müzik hayatına giriş yapıyor.

Kendisine bir dizi teklifi geliyor bu sırada. Atilla İlhan’ın kaleminden çıkma bu dizide dazlak bir şarkıcıyı canlandırması isteniyor. Şarkıcının adı ise Nuray Nuray. Her zamanki gibi farkını oraya koyuyor Umay Gedikoğlu. Karkterin adının Nuray Nuray değil de “Umay Umay” olması şartıyla teklifi kabul edeceğini söylüyor. Herkes panik havasında, Atilla İlhan’a nasıl bunu açıklarız diye düşünürken usta kalemden onay geliyor. Böylelikle başlıyor yolculuğu… İlhan’a olan sevgisinden “Umay Umay” diyor kendine. Ve bağımsız ve bireysel müzik hayatına başladığı 94 yılında ilk albümüne veriyor adını…

Böl Beni… Hareket Vakti…

İlk klibi Böl Beni‘deki asker traşı saçları, mor ruju, kalın zincir kolyesi ve dönemin Türkiye’si için oldukça cesur olduğu görülen görüntüler ile adeta müzik dünyasında yeni bir çığır açacağını müjdeliyor. Yalnızca görüntüsüyle değil, aynı zamanda şarkı sözleriyle de. Özellikle albümün içinde yer alan ve hafızlara kazınan Gece Aşklar şarkısıyla:

Bir ateş dudaklarında

Alev alev yanıyorsun

Kimsin nesin bilmem ama

Bu gece beni öldürüyorsun

Ahh ahh o deli sevdalar

Ardından ilk albümü içinde en sevildiği bilinen ve zihinlere “Giderim bugün ha yarın hareket vakti gelince” cümlesiyle kazınan, Hareket Vakti ile bir kadının da istediği zaman kapıyı vurup gidebileceğini gösteriyor Umay. Çekilen klip ile yine farkını ortaya koymayı da başarıyor. Ayrıca şarkının sözleriyle de eşsiz bir uyum yakalayan kesitler izliyoruz klip boyunca.

Biz yarası gibiyim o temiz ellerinde
Dil yarası gibiyim o mahsun sözlerinde
Kal deme hiç, bunu benden isteme
Sus bu gece bana aşktan sakın hiç bahsetme
Dur bu gece bana dokunma beni delirtme
Sana boşuna umut vermek istemem

Naylon…

İlk albümünün üstünden geçen 2 yılın ardından bir o kadar iddialı dönüş yapıyor Umay, Naylon ile. Türkiye’nin ilk elektronik-pop olma iddiasıyla çıkan albümde öne çıkan şarkılar Düşmedim Daha, Edepsiz ve albümün adını taşıyan Naylon.

Takvimler 98’i gösterdiğinde ise Kent Ozanları projesinde görüyoruz Umay Umay’ı. Albümde yer alan iki kadından biri Hümeyra, diğeri ise Umay Umay. Kendisi Şeker Anne‘yi seslendiriyor Kent Ozanları‘nda. Özgür Ögez’le yaptığı röportajda albüm hakkında konuşurken şöyle diyor:

Elimde saz yok ama benim elimde kalbim var.

Ağzı Bozuk Aşk Mektubu…

Uzun bir süre müzik hayatına ara veren Umay Umay, 2002 yılında Ağzı Bozuk Aşk Mektubu ile kaldığı yerden devam ediyor müzik hayatına. Albümde aynı zamanda “Şair Ceketli Çocuk” lakabını taktığı, dilinden düşürmediği ve her daim “kardeşim” olarak nitelendirdiği Kazım Koyuncu konuk müzisyen olarak yer alıyor.

Şarkı söylemek mi, yazmak mı diye sorulduğunda yazmanın her zaman öncelik taşıdığını belirten Umay, şarkılarını özleyenlere 2014 yılında büyük bir sürpriz yapıyor. Cem Adrian ile beraber Cam Havli düet albümü ile sevenlerini mutlu ediyor. Onu tanımayan yeni jenerasyon üzerinde ise Yannızlık ile iz bırakıyor adeta:

Bir elin beyaz kağıt… Bir elin siyah leke…
O masum suçlarında… Cinayetin kaç hece…
Biliyorum çok kızgınsın… Biliyorum çok uykusuz…
Görüyorum çok dargınsın… Dokununca delik, deşik…
Bir çığlık içinde hayat… Çarpıyor sağa, sola…
O keskin yumruğuyla… Göğsünü kıra kıra…
Oysa ki çok derinde… Üstünde koşa koşa…
Bir çocuk katiliymiş… Kalpleri vura vura…
YaNNızlık…

“Umay” Eşittir “Kırmızı”

Umay Umay

“Umay Umay” denilince akıllara düşenlerden biri hiç şüphesiz ki “kırmızı”. Çok hünerli bir kadın olduğuna yazının başında değinmiştim. Yalnızca şarkılarıyla değil, yazdıklarıyla da iz bırakan isimlerden Umay Umay. Zaten onu asıl olarak “müzisyen” değil de “yazar” olarak tanımlamak daha yerinde olacaktır. Kendi ağzından ise şöyle ifade ediyor işin gerçeğini:

Çok iyi bir müzisyen değilim ama çok iyi bir yazar olduğumu biliyorum.

Bir başka kesitte:

Benim albümlerimde yüzümün yarısıyla, kitaplarımda yüzümün tamamıyla karşılaşıyorsunuz.

97 yılında Umay’ın kaleminden çıkan Orospu Kırmızı raflardaki yerini alıyor. Bugün hala yeni basımları çıkan kitap okur üzerinde etkisini sürdürmeye devam ediyor. 14 yaşında bir kızın zihninde ilk etapta balık, ayakkabı, kurdele vb. gibi saf anlamları temsil eden kırmızının, küçük kızın tecavüze uğraması ve tecavüzcüsüyle evlendirilmesinin ardından anlamsal evrimine tanık oluyoruz kitapta.

Kendisine neden kırmızı diye sorulduğunda şu yanıtı veriyor Umay Umay:

Kasabada büyüdüm. Kırmızı ruj süren bir orospu vardı pavyonlarda çalışan. Onları görünce yolda büyükler hemen yolunu değiştirir, bizi de uyarırlardı. Benim için onlar çok değerliydi.. Onları kutsuyorum.

Bir başka röportajda ise:

Beni hayatta inciten çok şeyde kırmızı vardı. Sürekli aşağılanan pavyon kadınlarında, ölen bir devrimcinin karısının makyaj çantasından çıkan rujda… Kırmızı hep vardı. Kırmızı kızgın ve öfkelidir. Öyle herkesin üstüne, ağzına, hayatına yakışmaz. En hüzünlüdür de aynı zamanda.

Umay’ın dünyasında kırmızının taşıdığı mahiyetlerin yalnızca bir görünümü Orospu Kırmızı. Bütün Güzel Çocuklar Şüpheli, Sokaklar Uyudu Artık Öpüşebiliriz, Cevapsız Ağrı, Rüya Duvarları, Elleri Kara Çocuk eserlerinde de kırmızıdan bir parça vardır hep…

Şarkılarında olduğu gibi, eserlerinde de ezilenlerin, devrimcilerin, zulüm görenlerin -onun tabiriyle bu ülkede aşağılanan herkesin ve her şeyin- sesi olur Umay Umay… Hem şarkılarında hem de kitaplarında “en zengin kültür” olduğunu belirttiği sokak kültüründen beslenir. Çünkü Umay Umay için gerçek olan sokaktır… Kırmızıdır… Dünyaya kırmızı pencereden bakar Umay…

Terbiye Bükücü Olması ve Cesur Olması Tam da Bundan Kaynaklanır…

“Bir laf vardır halk dilinde,” diyor Umay ve ekliyor: “Orospu kırmızısı gibi boya sürmüşsün!… Orospu kırmızısı gibi eteğin…”

Sahi nereden çıktı bu orospu kırmızısı? Niceleri gibi bunu uyduran da kimdi?

“Kırmızı boya sürme!”, “Kırmızı giyme!”, “Kırmızı kötü kadın (!) rengidir, tırnaklarını kırmızı boyama!”, “Saçını kırmızıya boyamasan mı?”…

Bunun adı terbiyeyse, işte tam olarak bu nedenle Umay Umay bir o kadar terbiye bükücü… Yalnızca terbiye bükücü de değil, aynı zamanda terbiye edicileri de büküyor tüm cesaretiyle…

Cesur çünkü dönemde aykırı görülen ne varsa tek tek yıkıyor… Hem imajıyla hem şarkılarıyla hem de yazdıklarıyla… Görüntüsüyle ruhu uyuşan, deyim yerindeyse içi dışı bir olan ender insanlardan kendisi.

Topluma aykırı düşen giysilerle, makyajlarla, fikirlerle yaşıyorum ve bunun korkusuzca altını çizerek yaşıyorum.

Hiçbir abartı yok bu söylediklerinde, aksine az bile söylüyor Umay Umay. Genel kadın algısına uymayan imajıyla ve tavırlarıyla vuruyor döneme damgasını. Dönemin meşhur tv programlarından birinde trans bireylerin savunuculuğunu bile yapıyor korkusuzca. İçinde bulunduğumuz dönemde bile tabularımızı aşamamışken, o yıllarda milyonların kitlendiği bir tv programında dile getirdikleri Umay’ı neden cesur olarak nitelendirdiğimi kanıtlayan nedenlerden yalnızca bir tanesi. Onunla aynı ekolden gelen Nazan Öncel‘de de aynı cesareti ve dobralığı yakalamak mümkün.

Şimdilerde Umay Umay…

Annesini kaybettikten sonra memleketine, annesinin yanına yerleşiyor Umay. “Benim coğrafyam annemdir” diyor. Fakat üstüne basa basa da şehir kadını olduğunu dile getirmeye devam ediyor. Bunun yanı sıra köy yaşamının da hakkını veriyor kendisi. Ürettiğini söylüyor ve mesaj vermekten çekinmiyor her zamanki gibi:

Tarım bilmeyen buralara gelmesin. Toprakları iyileştirmeye gelin.

Toprakla yürüttüğü arkadaşlığın yanında yazmayı ihmal etmiyor. Tükiye’deki basılı tek şiir dergisi olan Sadece Şiir‘in genel yayın yönetmenliğini yapıyor, aynı zamanda basılı dergilerde yazılarıyla yer almaya da devam ediyor.

Son olarak yıllar geçse de karakterinden hiçbir şey eksilmediğini görüyoruz Umay’ın. Vahşi olanlarla ve zengin olanlarla problemi olduğunu söylüyor konuşmasında. Bu durumu kendi ağzından özetleyen şu sözlerle bitirmek istiyorum yazımı:

Güçle el sıkışamadım. Birilerinin aç, birilerinin tok yattığı dünyayı kabul edemiyorum. Üzgünüm.

İyi ki tanıdık bu güzel ruhlu kadını…

Kaynakça

Sedef Kabaş ile Portreler.

Metropol FM- Özgür Ögöz’le Türkçe Rock programı, Umay Umay’la söyleşi.

Evrim Kuran 3+3, Umay Umay.

Ahsen Kurtuluş Bilir

Felsefe ve Sosyoloji mezunuyum. Mezun olduktan sonra; Çocuklar için Felsefe (P4C), Akıl ve Zeka Oyunları Eğitmeni, İçerik Editörlüğü alanlarında sertifikalar aldım. Kendimi şöyle tanımlıyorum: Araştırıyor, Okuyor, İzliyor, Düşünüyor ve Yazıyor.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.