Her Şey Her Yerde Aynı Anda: 7 Dalda Oscar Kazanan Film

131 kere okundu
16 dakikada okunabilir
2
herseyheryerdeaynıanda

Her Şey Her Yerde Aynı Anda filmine gelin yakından bakalım. Gerçekten de yedi Oscar almayı hak etti mi? Yoksa o kadar da iyi değil mi?

Öncelikle filmi izlerken gerçek anlamda pek çok şey anlamadığımı ve iki defa izlediğimi söyleyebilirim. Bu bende bir sıkıntı oluşuyla alakalı mı, yoksa filmin anlatmak istediklerini tam olarak izleyiciye geçirememesiyle mi alakalı, gelin birlikte inceleyelim.

Pek çok yorum ve incelemeye bakarak bu yazıyı kaleme aldığımı da dile getirmem lazım. İnsanların görüşlerini araştırdığımda çok yüksek puanlar almasının nedenlerini daha iyi anladım, fakat bir bilim kurgu ve fantastiksever olarak abartıldığı kadar iyi olmadığını söylemem gerek.

Hatta her şey her yerde aynı anda ile alakalı sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim: Asla 7 dalda Oscar kazanmayı hak ettiğini düşünmüyorum. Filme hali hazırda Netflix’den ulaşabileceğinizi de hatırlatayım.

Her Şey

Her Şey Her Yerde Aynı Anda

Filmin kendini ayırdığı noktalara bağlı olarak giriş, gelişme ve sonuca ayırayım dedim ben de incelememi. Her şeyi yolunu sokmaya çalışan ve bir yandan eş cinsel kızlarının sorunlarıyla uğraşmaya çalışan Asya kökenli bir annenin hikâyesi ile başlıyor film.

Kuru temizleme sahibi olan alfa karakterli anne, aynı zamanda ailenin pısırık karakteri sayılabilecek kocasıyla ve iş yeriyle uğraşıyor. Bunların yanında boşanmaya nenden olabilecek tartışmaları, müşteri problemleri ve vergi denetimleriyle de başı dertte bu annenin. Hayatının oldukça yoğun bir girdabın içinde olduğunu görebiliyorsunuz henüz ilk dakikalarda.

Ayrıca daha ilk sahnelerde çekim açılarının hızlı akışına tanıklık ediyoruz. Bu açılarla ve kamera oyunlarıyla filmin sinematografik açıdan ilginç çekim açıları tercih ettiği belli. Bu bazı insanlar için yorucu bir kamera kullanımı olsa da her duyguya ait anlarda çekimlerin sabitlikten daha devinimli hale gelmesi takdire şayan.

Fakat dediğim gibi bu bazı izleyicileri yorabilir. Çünkü film izleyiciyi sürekli duygudan duyguya sürüklüyor. Kendinizi gerçekten de o dönen koca koca çamaşır makinelerin içindeymiş gibi hissediyorsunuz. Tüm bu çekim açıları ve duygu değişimlerine de müziklerle eşlik edilince farklı bir deneyim yaşatıyor film size.

Her Yerde

her şey her yerde aynı anda

Evelyn yani ana karakterimizin bu iş ve aile arasındaki bunalmış, hayalleri ve hırsları o kirli kıyafetlerin arasına sıkışmış yaşama sahipken beklenmedik şeyler oluyor. Sanki normal bir aile sitcomu gibi başlayan film, sizleri farklı noktalara sürükleyeceğini aslında ilk defa asansör sahnesinde veriyor.

Ana karakterimiz paralel evrenler arasında gezen bir ailenin parçası olduğunu anlasa da bu hanımefendi çok ciddi tepkiler vermeye kalmadan oradan oraya sürükleniyor. Aslında tüm bu gitme gelmelerden şizofreni işaretler de alıyorsunuz. İster istemez filmden kişilik bozukluğu gibi bir okuma da yapılabilir.

Tam bu anlardan filmin ismine yakıştığını anlıyoruz. Her şey her yerde olmaya başlıyor. Zira çekim sahneleri özellikle kavga sahnelerinde tabiri caizse Jackie Chan‘e bağlayınca işin rengi değişiyor. Kavga sahneleri iyi kurgulanmış olmasına rağmen bazı saçmalıkları görmemek de elde değil. Özellikle komik olmaya çalışmak için verdikleri bazı kararlar hiç iç açıcı değil.

Aynı anda

her şey her yerde aynı anda

Filmin ilk bir saati yine çekilir seviyede. Kötü karakter tüm evreni tehtit eden bir kötülüğe sahip. Alternatif evrenlere yolculuk yapan ailemiz de bu kötülüğü durdurmaya çalışıyor. Bu süre içinde aile dramasını ve aksiyon sahnelerini izliyorsunuz.

Neden “The One” olduğunu anlayamadığınız kahramanlaştırılan annenin şaşkınlığını algılamak için uğraşıyorsunuz. Yine de hakkını vermem lazım, en iyi kadın oyuncu ödülünü alan Michelle Yeoh‘un performansı takdire şayan.

İlk kısımlarda gizli homofobi, nihilizm ve tanrısız bir evrenin karşısında gerçekliğe sığınma fikirleri okunup mesajlar net bir şekilde veriliyor. Ayrıca bunlara bağlı olarak aile ilişkilerinin nasıl etkilenebileceği gibi metaforları da alabiliyorsunuz.

Filmin ilerleyen kısımlarında kötü karakterle, aile içi iletişim arasında daha fazla gidip geliyorsunuz. Bunların yanı sıra bazı ucuz sahneler de insanı filmden kopartmaya başlıyor. Mizah da çok kötüleştikçe kötüleşiyor.

Şakalar sıkıcı ve demin bahsettiğim fikirler artık izleyiciye vaaz veren nitelik taşımaya başlıyor. Sonu da “aynı anda” denilebilecek bir noktadayken sıkıntıdan bayıldığınız filmin bitmesini dilediğiniz bir yere bağlanıyor.

Birçok insanın neden bu filmi dokunaklı bulduğunu anlıyorum. Sonuçta kuşak çatışmalarına ve demin bahsettiğim metaforları işliyor. Hatta bazı insanların komik bulması bile olası. Fakat bana asla hiçbiri geçmedi.

Kötü Bir “The One” Hikâyesi

2023 Oscar Kazananları

Her zaman bahsederim İsa’dan beri “the one” hikâyeleri işleniyor diye. Fakat eğer bir The o-One hikâyesi işlenecekse bu ya iyi bir kitap hikâyesinden olmalı ya da gerçekten çok özgün bir konuya sahip olması gerektiğini düşünüyorum. Gerisi sıkıntılı… bu da onlardan biri.

Karekterin neden kahramanlaştırıldığı asla anlaşılmıyor filmi izlerken. Bir anne tasviri üzerinden aile arasındaki iletişime değinilmiş olsa da bunun iyi işlendiğini düşünmüyorum.

Ayrıca film diğer evrenlerdeki benliklerden özellik çekmek gibi bir fikir buluyor. Fakat bunu kafayı çok karıştırarak bize sunuyor. Ayrıca o kadar çok ucuzluk var ki filmde neden bu kadar fazla Oscar aldığını anlamıyorsunuz. Çokça mükemmel iş olmasına rağmen yedi Oscar alması bence Oscarın yozlaşmış yüzünü çok iyi yansıtıyor.

Bilim Kurgu ve Drama

Genelde bilim kurgu veya fantastik senaryo yazıp içinde bir noktalara duygusal hikaâe yüklemekte zorlanır yazarlar. Bunu en iyi becerenler arasında The Contact‘i sayabilirim. Onun yanı sıra Her Şey Her Yerde Aynı Anda filminin de bunu başardığını söyleyebilirim.

Neticesinde bilim kurgu ögeleri ailenin kendi içerisindeki iletişim ve sevgi problemleriyle yıkanmış. Bu benim beğendiğim bir konsept değil. Hatta Interstellar gibi bir efsanenin sonunun da sevgi ile çözülmesi canımı sıkmıştı.

Fakat bu filmde Interstellar‘da olan kadar gözüme batmadı diyebilirim. Ailen için, sevdiğin insanlar için neleri göze alabilirsin gibi kavramları işlenip bağlanmış film. Bu dediğim gibi bana geçmedi ama belki farklı bir modumda izlesem geçebilirdi.

Başka Evrendeki Sen

Her Şey Her Yerde Aynı Anda pek çok yerinde bir kişinin başka evrenlerde kendi halinin daha iyi bir noktada olabileceğini gösteriyor. Buna karşın bu kişiler daha mutsuz olduklarını da görebiliyorsunuz. Etrafınızdaki insanların aslında hayatınızın dönüm noktaları olduklarına işaret eden belli göndermeler de bulunuyor. Bu güzel bir anlatı.

Tüm bu anlatı üzerinden karakterlerin şimdiki kişiliklerini ve özellikle aile bireylerinin nasıl insanlar olduklarını kabullenmeleri, onlarla barışmaları fantastik ve bilim kurgu ögeleri barındıran bir noktada. Bu da beni filmden koparan yegane şey aslında.

Bunu ben de filmi izlerken ve daha sonra yorumları incelediğimde fark ettiğim Rick and Morty gibi kafalarda daha iyi işlendiğini söyleyebilirim. Bu filmin ilginç yanıysa farklı evrenlere geçiş ve yeni özellik kazanma aşamasında büründükleri karakterlere bağlı olarak kabullenmelerin başlıyor olması.

Nitekim, filmi karmaşıklaştıran ve bazı insanlar tarafından aslında “hiçbir şey anlatmıyor” dedirtmesine neden olan da bu. Çünkü bunu takip etmek oldukça zor.

Sosis Mizahı

her şey her yerde aynı anda

Komik olmaya çalıştığı yerlerde de asla komik olmadığını ayrı başlık açmam lazım. Her Şey Her Yerde Aynı Anda hikâye boyunca mizah açısında tercihler yapıyor. Farklılık katalım demek adına diğer evrenlerden özellik çekmek için büründükleri hal ve tavırlar irrite ediciydi.

Hiçbir yere de bağlanmıyor bu mizah çalışmaları. Kötü karakterin polisleri döverken ki jobların ilginç objelere dönüşmesi korkunç kötü. Sosis parmaklı paralel evrendeki mistik hareketlerde göz devirten türden. Ayrıca bu kötü karakterin gerçekliği dilediği gibi büküyor olması da havada kalan başka bir ayrıntıydı.

Komik olmaya çalıştıkları ama insanı sıkan filmin yüzde ellisini oluşturan ofis sahneleri de uzun. Buralarda da içiniz sıkılıyor. Filmi takip etmeye çalışırken bir yandan komik olmayan alıntıları dinlemek, anlamsız görsel efektlere maruz kalmak ve arka planda yatan bilim kurgu dram karışık mizahı takip etmeye çalışmak izleyici koparan nitelikte.

En Kötü Halimiz Böyle Olsun

Filmin beğendiğim tarafı yok mu? Elbette var. Az çok da bahsettim. Şuna da değinmem lazım. Mesela sürekli insanın kendine sorduğu soruların bir nevi yansımasını görüyoruz.

İşte, “acaba şu işi kabul etsem ne olurdu, şu kızla evlensem ne olurdu, anne şöyle olsa, babam şöyle biri olsa ne olurdu?” gibi normal hayatta insanın merak edebileceği soruların izlediğimiz aile tarafından cevaplarını görmek kafa açıyor.

Diğer nokta da başkalarının dışında kendinin başka evrenlerdeki dönüm noktalarına bağlı olarak nasıl biri olabileceğin… Hangi yolları seçtiğin ve seçtiğin yolların sonuçlarının seni nasıl birine dönüştürdüğünü karakterler üzerinden görmek.

Paralel evrenlere az çok inanan bilim kurgu sever biriyim. Başka evrenlerdeki benlerin nasıl hallerde olduklarını merak ediyorum açıkçası. Bu film incelemesini şu soruyu size yönelterek bitirmek isterim:

“Şu anki halinizin paralel evrendeki diğer benlikleriniz arasındaki en vasıfsızı olduğunu bilseydiniz, ne hissederdiniz?”

Son olarak, filmle alakalı sizin yorumlarınızı da merak ediyorum. Sizce Her Şey Her Yerde Aynı Anda gerçekten yedi Oscar almayı hak etti mi?

Kaynaklar

https://medium.com/simon-dillon-cinema/film-review-everything-everywhere-all-at-once-ad19ef970735

Emre Turan

Merhaba! Az yiyen, çok okuyan ve yazmaya iştahı tükenmeyen bir gastronomi uzmanıyım. 1998 doğumluyum. Gastronomi üzerine lisans eğitimimi 2020 yılında tamamladım. 2022 yılında ise yüksek lisans eğitimime başladım. Yıllarca Türkiye'nin önde gelen tarif/içerik sitelerinden birinde food editorlük başta olmak üzere; yemek stilistliği, yemek fotoğrafçılığı, şef asistanlığı gibi farklı işlerle uğraşıp ekibe destek verdim. Ayrıca son yıllarda gastronomiye dair iki romanla uğraşıyorum. Tabaklarda ve yemeklerde süs sevmediğim gibi cümlelerimi de süsten uzak, dengeli bir şekilde kullanmayı tercih ediyorum.

2 Comments

  1. Sevgili yazar, asla sende bir problem yok. Biz 7 dalda Oscar almış diye izleyelim dedik ama son 40 dakika kala kapatmak zorunda kaldık. Yani bu tamamen Çin nüfusundan kaynaklı bir IMDB ve Oscar bence aksi takdirde bu puanları hak eden dizi-filmler bile alamadı. Ayrıca kalemine sağlık, böylesine hak edilmeyen bir başarıyı çok güzel anlatmışsın.

    • Çok teşekkür ederim yorumunuz için. Geçenlerde bir kez daha üzerine konuşma fırsatı bulduk arkadaşlarımla ve biz de sizin gibi bunun tamamen Çin nüfusu kaynaklı olduğuna karar kıldık. Oscar’ın yozlaşmış yapısı devam edecek gibi duruyor.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.